Yazı Gönder
Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Son Bölüm) (Seri 4: Dördüncü Aile): Türkiye’ye Sığınan Irak Türkmenlerinin Son Durumu

Röportajlar

Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Son Bölüm) (Seri 4: Dördüncü Aile): Türkiye’ye Sığınan Irak Türkmenlerinin Son Durumu

12 Kasım 2023

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

KAPDEM ADMIN Fotoğrafı
KAPDEM ADMIN

KAPDEM

Kapdem Üyesi

Röportajın Özeti:

 

“Irak’taki hayatımız Saddam döneminde çok iyiydi. Vallahi Saddam ile bizim aramızda hiçbir sorun yok idi.”

 

“Saddam, Türkmenler arasında mezhep ayrılığı var diye de farklı davranmadı.”

 

“Saddam zamanında fakirlik vardı. Umumi bir fakirlik vardı. Sadece Türkmenler fakir değildi”

 

“Saddam rejiminde de Türkiye’ye yerleşmek isteyen Türkmenler oluyordu. Türkiye bizim anavatanımız.”

 

“ABD işgalinden sonra gelen Irak Cumhurbaşkanları zamanında Türkmenler hep öldürüldü. Çok ağır zulümler gördüler”

 

“IŞİD bize Irak’ta çok zarar verdi. Evlerimizi aldı. Mallarımızı aldı. Biz öyle çıktık zaten. Hiçbir şeyimiz kalmadı.”

 

Babamın eviydi. Ama biz oturuyorduk. Şu anda o evde hiç kimse oturmuyor. Çünkü uçak vurdu. Ev yerle bir oldu.”

 

“Bize bakan yok. Türkmenlere bir bakan yok. Hiçbir zaman bir devletten bir adam gelip sormadı. Türkmenlerin hali nedir? Nicedir?”

 

“Hep dağlarda kaldık. Ot yedik. Çoluk çocuk açlıktan, susuzluktan kırıldı.”

 

Suriyeliler gibi değiliz biz. Bedavaya muayene olmuyoruz. Türk vatandaşları gibiyiz.”

 

Şimdi çocuklar televizyon için ağlıyor. Televizyon yok. Televizyon izlemek istiyorlar. Ama yok. Alamıyorum.”

 

“Devletten çok bir yardım yok. Bize daha çok Allah razı olsun vatandaşlar ve komşular yardım ediyor”

 

 

 

Röportajın Tam Metni:

 

Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Son Bölüm) (Seri 4: Dördüncü Aile): 
Türkiye’ye Sığınan Irak Türkmenlerinin Son Durumu

 

Öncelikle Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) ile görüşmeyi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz. Biraz kendinizden bahseder misiniz? Irak’ta ne yapıyordunuz? Hangi bölge de yaşadınız? Türkiye’ye ne zaman geldiniz? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Ben Türkiye’ye geldiğim zaman sene 2015 idi. Ben Irak’ta işçi olarak çalışıyordum. Buraya geldiğimden beri de işçi olarak çalışmaya devam etmekteyim.

 

“Saddam Türkmenler arasında mezhep ayrımı yapmıyordu. Onun zamanında fakirlik vardı ama umumi bir fakirlik vardı.”

 

Irak’taki hayatınız Saddam Hüseyin döneminde nasıldı? Hatırlıyor musunuz? O dönemde Türkmenler ile rejim arasındaki ilişki nasıldı? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Irak’taki hayatımız Saddam döneminde çok iyiydi. Vallahi Saddam ile bizim aramızda hiçbir sorun yok idi. Vatandaşı olarak yaşıyorduk. Ama Irak siyasetinde Saddam Türkmenleri ciddiye almıyordu. Kendi kafasına göre hareket ediyordu. Ama Saddam’ın kimseye bir zararı olmadı. 

 

Saddam rejimi, Türkmenler arasında mezhep ayrımı yapıyor muydu? Mezhebe göre farklı davranma oluyor muydu?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Saddam, Türkmenler arasında mezhep ayrılığı var diye de farklı davranmadı. Sünni Türkmen’e nasıl davrandıysa Şii Türkmen’e de öyle davrandı. Sadece Saddam zamanında fakirlik vardı. Umumi bir fakirlik vardı. Sadece Türkmenler fakir değildi yani. Bağdat’takilerin hepsi zengin idi. Bağdat’ta yaşayan Türkmenler de zengindi. Bağdat’ta yaşayan Türkmenler arasında zenginler vardı. Orada yaşayan Türkmenlerin de mezhebine bakmadı Saddam.  

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Kimse Türkmenlere bakmaz. Zaten Saddam da bakmazdı. Saddam zamanında fakirdik. Ama Bağdat’takiler yaşıyordu.

 

Irak’ta yaşayan Türkmenlerin Saddam iktidardayken Türkiye’ye yerleşmek gibi bir niyetleri hiç oldu mu? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Saddam Dönemi’nde Türkiye’ye yerleşmek isteyen Türkmenler oluyordu. Türkiye bizim anavatanımız. O yüzden gelmek isteyenler olurdu. O zamanlarda Türkiye’ye gelen çok Türkmen oldu. Ama ben onları tanımıyorum. Saddam zamanında buraya gelen çok Türkmen var. Onların hepsi şu ana kadar (17/12/2022) Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı oldular.

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Mesela halamın oğlu şimdiye kadar vatandaşlık aldı. O Saddam zamanında Türkiye’ye gelmişti. Halamın oğlu vatandaş olduktan sonra Türkiye’de devlet memuru oldu. Şu an hâlâ devlet memuru.

 

“ABD işgalinden sonraki Irak yönetimleri altında Türkmenler çok zulüm yaşadı”

 

Saddam Rejiminin yıkılmasından sonra sizin için neler değişti?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Amerika Irak’a saldırdıktan sonra yönetime gelen Irak cumhurbaşkanlarının hiçbiri Türkmenlere bakmadı. Nerede Türkmenleri buldularsa orada Türkmenleri öldürdüler. Bu yüzden zaten biz kaçtık buraya geldik. IŞİD bize Irak’ta çok zarar verdi. Evlerimizi aldı. Mallarımızı aldı. Biz öyle çıktık zaten. Hiçbir şeyimiz kalmadı. Biz aslında biraz da DAEŞ’ten kaçıp Türkiye’ye geldik. Saddam gittikten sonra Irak’taki Türkmenler çok zulüm yaşadı. Şimdi Türkiye’de de aynı şekilde yaşıyoruz. Bize bakan yok. Türkmenlere bir bakan yok. Hiçbir zaman bir devletten bir adam gelip sormadı. Türkmenlerin hali nedir? Nicedir? Türkiye’ye daha önce gelip yerleşen ve hali vakti yerinde olan Türkmenler de bizimle ilgilenmiyor. Bize yardım eden bir Türkmen derneği filan yok.

 

Kuzey Irak Kürt yönetimi için Türkmenler ne düşünmektedir? 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Kürtlerden bize bir zarar gelmedi. Barzani veya Talabani ile alıp veremediğimiz bir şey olmadı. Ama Irak Hükümeti çok zayıftı.

Irak’tan Türkiye’ye gelip yerleşme kararınızın arkasında yatan sebepleri açıklar mısınız? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Biz buraya savaştan kaçıp geldik. Biz Türkiye’ye fakirlikten geldik. Irak’ta savaş oldu. Hiçbir şey bulamadık. Ekmek bulamadık. Hiçbir şey bulamazdın. Bu yüzden çektik buraya geldik. Biz çok zor şeyler yaşadık. Hep dağlarda kaldık. Ot yedik. Çoluk çocuk açlıktan, susuzluktan kırıldı. Ben bunları hep kendi gözümle gördüm. Ben zaten vardım. Ben bunların hepsini gördüm. 

 

Türkiye, bu süreçte size destek verdi mi? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Türkiye’de Türkmenlere bakmıyorlar. Durumumuz kötü. Şimdi ben burada (evinden bahsetmektedir) gaz yakamıyorum. Hiçbir yardımları olmuyor. Hiçbir yardımları dokunmuyor.  Benim çocuklarımın hepsi hasta. Hastaneye götüremiyorum. Burada durumumuz çok kötü. Burada Türkmen’e bakmak yok. Vallahi yok. Ben bunu açıkça söylüyorum. Bakmıyorlar. Ben daha şimdiye kadar destek görmedim. En büyük destek bizi buraya kabul etmeleri oldu. Türkiye’nin, Suriyelilere yaptığı gibi, nakdi ya da ayni bir desteği yok bize. 

 

Türkmen-1 (32 yaşında, kadın): Allah razı olsun bizi buraya aldılar. Bizi buraya yerleştirenlerden Allah razı olsun. 

 

“Evimiz, hiçbir şeyimiz kalmadı, çünkü uçak vurdu. Ev yerle bir oldu”

 

Irak’tan Türkiye’ye nasıl geldiniz? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Biz Irak’tan direkt Türkiye’ye geçtik. Suriye’ye filan uğramadık. Irak’tan Suriye’ye, Suriye’den doğrudan Türkiye sınırına geldik. Habur’dan geçmedik. Biz Tel Abyad’dan geldik. Şanlıurfa’da yer alan Akçakale’den geçtik. Biz yasal yollarla geldik. Sınırda bizim kaydımızı da aldılar. Öncelikle bizi Urfa’ya gönderdiler. Urfa’da iki gece kaldık. Biz buraya 2015 senesinin Ocak ayında geldik. Urfa’da kimliği verdiler. Bizi bıraktılar. Neredeyse hiçbir eşyamızı almadık. Kıyafetlerimizi aldık. Üstümüzdekilerle evden çıktık. 

 

Irak’ta kendi eviniz var mıydı? Kimlerle yaşıyordunuz? Malınız mülkünüz kaldı mı?

 

Orada zaten neredeyse hiçbir malım mülküm kalmadı. Ev vardı. Babamın eviydi. Ama biz oturuyorduk. Şu anda o evde hiç kimse oturmuyor. Çünkü uçak vurdu. Ev yerle bir oldu. Başka bir evim yok zaten. Olan da yıkıldı. Altı kardeş hepimiz o evde oturuyorduk. Kardeşlerimin içinden ölen oldu. Onların arasından kaçan oldu. Aralarından sadece bir tanesi Irak’ta kaldı. Kardeşlerimin hiçbiriyle şu anda irtibatım kalmadı. Hiçbiriyle görüşemiyorum.

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Vallahi taşıyabileceğimiz kıyafetleri bile almadık. Hiçbir şeyimizi almadık. Üstümüzdekilerle evden çıktık. Hiçbir şey yoktu. Böyle geldik (Katılımcı gündelik kıyafetlerini işaret etmiştir). O evin yeri de bize ait değildi. Hükümetin yeriydi. Gecekondu gibiydi. Benim ağabeyim ve ablam Ankara’dalar. Ablamın ailesi 2014 itibariyle Türkiye’ye geldi. Ağabeyimin ailesi ise uzun zamandır Türkiye’de yaşamaktadır.

 

Türkiye’ye ilk geldiğinizde hangi zorluklarla karşılaştınız? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): İlk geldiğimiz zaman hiçbir kimseyi tanımıyorduk. Çok zulüm gördük. Onun kapısında kaldık. Bunun kapısında kaldık. Kıyafetsiz kaldık. Yataksız kaldık. Ondan sonra Allah razı olsun vatandaşlardan. Onlar verdi. 

 

“Bizim çocuklarımız burada Türk okullarına gidiyor. Aynı müfredat ile eğitim alıyor”

 

Dil bariyerinden kaynaklı olarak ne gibi sorunlar yaşadınız?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Bizim konuştuğumuz Türkçe ile sizinki aynı. Konuşmada bir zorluk yaşamadık. Bizim şivemiz biraz farklıdır. Ama Urfalılarla iyi anlaşıyoruz. Bizim çocuklarımıza Arapça dersi verilmiyor. Suriyelilere veriyorlar. Bizim çocuklarımız normal Türk okuluna gidiyorlar. Türk vatandaşlarından farklı bir müfredatla eğitim almıyorlar. 

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Biz özellikle çocukların eğitim hayatı ile ilgili zorlanıyoruz. Mesela biz Türkçe okumak-yazmak bilmiyoruz. Daha doğrusu az biliyoruz. Mesela çocukların ödevleri oluyor. Yardımcı olamıyoruz. Çocuklar ödevlerini ayrıca bize okutmak istiyor. Ama anlayamıyoruz. Biz Arapça okuyup yazıyoruz. Çocukların ödevlerini kontrol edemiyoruz.  

 

 

Çalışma izniniz var mı? Sigortanız yapıldı mı?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Çalışma izni vermiyorlar. Çalışma iznim yok. Sigortalı çalışmıyorum. Bana söylenen sigortam olmadığı için çalışma izninin de verilmediği.

 

Burada hangi işlerde çalıştınız?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Ben geldiğim andan itibaren şimdiye kadar araba yıkama işini yaptım. Benim işim bu. Başka işim yok.

 

“Türkiye’de oturum izni ile kalıyoruz. Vatandaşlık alamıyoruz.”

 

Türkiye’de şu an vatandaşlık mı edindiniz? İkamet izni ile mi kalıyorsunuz?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Kira sözleşmesi imzalamışız. Kira sözleşmemiz var. Kaydım da var. İkamet iznim de var. Ama şimdiye kadar hiçbir devlet görevlisi gelip bana şu soruları sormadı: “Ne yapıyorsunuz? Ne içiyorsunuz? Durumunuz nasıl?”. Muhtarda kaydımız var. Zaten o sebeple çocuklar okula gidebiliyor ya da sağlık ocağına götürebiliyoruz. İkamet iznini de Emniyet Genel Müdürlüğü’nden aldık. Benim bu konularda çok bilgim yok. 

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Oturum iznimiz var. Önceden altı ayda bir yenilemek zorundaydık. Şimdi senede bir yenilememiz gerekiyor. Artık oturum izni için Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne gidiyoruz. Ben şimdiye kadar hiç çalışamadım. Çocuklara bakıyorum. 

 

Türkiye dışında gitmek istediğiniz bir ülke var mı? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Türkiye’den başka bir yere gitmek gibi bir niyetim yok. Hatta Ankara’dan başka bir yere gitmeyi de düşünmüyorum.

 

Irak’a dönmek gibi bir isteğiniz var mı? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Vallahi şu anda yok. Daha belli değil.

 

Peki, şu an yetkililerden bir talebiniz var mıdır? 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Bize vatandaşlarla eşit haklar versinler. Başka isteğimiz yok. Bize baksınlar.

 

“Suriyeliler gibi bedava muayene olmuyoruz. Muayene param, ilaç param hepsi borç”

 

Türkiye’deki Irak Türkmenlerinin yaşadığı zorlukları bizimle paylaşır mısınız?

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Biz Türkiye’de hastaneye gittiğimiz zaman doğrudan muayene olamıyoruz. Randevu almamız gerekiyor. Randevu alıp muayene ücreti ödememiz gerekiyor. Bu noktada Türk vatandaşlarından farklı bir muameleye tabi değiliz. Aynı sizin gibiyiz. İlaç parası da ödüyoruz. Çocukların hepsinde cilt hastalığı oldu.

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Suriyeliler gibi değiliz biz. Bedavaya muayene olmuyoruz. Türk vatandaşları gibiyiz. Çocuğa ilaç aldım. Hepsini borçlanarak almak zorunda kaldım. Şurada eczane var. Beni tanıyor. Muayene param, ilaç param hepsi borç yani. Eczacı Allah razı olsun ondan. Hepsini borç olarak veriyor bize. Bazı çocuklarım iki aydır okula gidemiyor. Cilt hastalığına yakalandılar. İki aydır okula gönderemiyorum. Kaşıntıları oldu. Bu yüzden okula başlamadılar. Sağlık ocağından başka hiçbir yere çıkarmıyorum bunları.  Başkalarına da bulaşır diye korkuyorum. Bunlar hastadır, okula gitmesinler” diye herhangi bir belge veya kâğıt da vermediler bize. Çocuklar okumak istiyorlar. Ama ne yapacağımızı bilmiyorum. Burada bazen bize Türk milletinin bir parçasıymışız gibi davranıyorlar. Sonuçta Türk’üz yani. Ama bazen yabancı gibi davranıyorlar. Benim komşularım Türkmen olduğumuzu biliyor. Ama bazen dışarıdan bize “Siz Arap’sınız. Suriyelisiniz. Dışarıdan geldiniz. Her şeyi mahvettiniz.” diyorlar.

 

“Türkmenler burada çok zor yaşıyor.  Devletten yeterli yardım yok. Bize desteği daha çok vatandaşlar ve komşular yapıyor”

 

Türk halkından ve devletten gerekli desteği gördüğünüzü düşünüyor musunuz? Topluma adaptasyon sağlama anlamında Türk halkı ile nasıl bir sosyal ilişki süreciniz oldu? 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Biz buraya geldikten sonra çocuklara hiç danışmanlık hizmeti verilmedi. Hiç öyle bir şeyden haberimiz olmadı. AFAD, Kızılay ya da herhangi bir devlet dairesinden bize gelen olmadı. Vallahi şimdi çocuklar televizyon için ağlıyor. Televizyon yok. Televizyon izlemek istiyorlar. Ama yok. Alamıyorum. Para yok. Kış geldi. Yakacak için para yok. Çocukların eğitim hayatı ile ilgili zorluk yaşıyoruz. Benim maddi durumum çok kötü. Vallahi iki ay buzdolabımız bile olmadı. Dolapsız kaldık. Allah razı olsun tanıdıklarımı buldu bize dolap. Ben gittim. Buzdolabını aldım getirdim. Vallahi gidin bakın buzdolabına. Bakın bakalım bir şey bulabilecek misiniz? Çocukların tamamı salonda yatıyor. Mutfak ve yatak odamızın haricinde evde oda yok. Elektrikli sobamız yok. Kış olduğu zaman araba yıkama işini yapamıyorum. Kimse arabasını yıkatmak istemiyor. Para yok. Türkmenler burada çok zor yaşıyorlar. Arapların hepsinin parası çok. Şimdi gidin Arapların evindeki eşyalara bakın. O eşyaları çoğunu Türk’ün evinde bulamazsınız. Memurlar bize iyi davranmıyor.

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Allah razı olsun. Bize ne yaptıysa vatandaşlar ve komşular yaptı. Bizim evde koltuk yoktu şimdiye kadar. Apartmanda bir komşu bize koltuk verdi. Bir ay önce bu koltukları verdi. Doğalgaz yakamıyoruz. Çocuklar hasta oluyor. Vallahi kaç gündür hastayız. Çocukların en temel ihtiyacı kıyafet. Kıyafete ve ayakkabıya ihtiyaçları var. Bize yardım eden tek sivil toplum kuruluşu Deniz Feneri oldu. Altı ayda bir erzak kolisi gönderiyorlar. Pazarda alışveriş yaparken Turgut Altınok’u görmüştüm. Ondan yardım istedim. İki gün sonra eve gıda kolisi göndermişti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı da her Ramazan’da bize yardım etti. 

 

Bu sohbet ve dertleşme için çok teşekkür ederiz. KAPDEM olarak sizlere ve çocuklarınıza sağlık, huzur diliyoruz. Daha iyi koşullarda yaşayabileceğiniz günlerin en yakın zamanda gelmesini temenni ediyoruz. 

 

Türkmen-1 (42 yaşında, erkek): Siz sağ olun. Minnet duyduk. Sesimiz oldunuz. Elimiz oldunuz.  Bize güç verdiniz. 

 

Türkmen-2 (32 yaşında, kadın): Allah razı olsun sizden. Evimizi ısıttınız. Dua ediyoruz. 

 

Son Not: Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak Türkiye’ye sığınan Türkmenlerin sorunları, statülerinden kaynaklanan problemleri, geldikleri yerlerde ve Türkiye’de yaşadıkları, beklentileri ve son durumlarına dair Ankara’da yaşayan sekiz Türkmen aile ile yaptığımız röportaj serisini yayınlanan bu son bölümle burada tamamlıyoruz. Ailelerin çoğunun özel durumları nedeniyle kimliklerini, fotoğraflarını ve özel bilgilerini yayın ilkelerimiz ve toplumsal amaçlarımız gereği yayınlamadık. Ancak, onların izin verdiği oradan bilgilerini paylaştık ve onların anlattıklarını en yalın haliyle aktarmaya çalıştık. Amacımız onların sesi olabilmek, onların sorunlarını, beklentilerini, durumlarını kamuoyuna ve ilgili kamu görevlilerine duyurabilmek ve mümkün olursa ateşe bir damla su dökebilmekti. Röportajlarımıza katılan tüm ailelere içtenlikle teşekkür ediyoruz. Aileler ile irtibat kurmada ve röportajlar sırasında bize yardımcı olan isimlerini burada veremeyeceğimiz kişilere ve kamu görevlilerine de çok teşekkür ediyoruz. Türkiye’de farklı statü ve durumlardaki Türkmenlerin sorunlarını yeni makaleler/yazılar ve başka özel röportaj serileri ile gündeme getirmeye devam edeceğiz. 

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Siyasi Partilerin Dış Politika Yönetimi Nasıl Olmalı?: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seçim Öncesi ABD Ziyaretlerinin İçerikleri Üzerine Bir İnceleme

Siyasi Partilerin Dış Politika Yönetimi Nasıl Olmalı?: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seçim Öncesi ABD Ziyaretlerinin İçerikleri Üzerine Bir İnceleme

Bu anı yazısı, Türkiye’de iktidar olma iddiası taşıyan siyasi partilerin dış politika üretme kapasitesini, yazarın bizzat tanıklık ettiği iki farklı dönem üzerinden karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. 2002 genel seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) heyetinin ve 2023 seçimleri öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) heyetinin Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdiği temaslardan hareketle, siyasi aktörlerin uluslararası muhataplarla nasıl bir dil kurduğu, hangi konuları önceliklendirdiği ve ne ölçüde hazırlıklı olduğu incelenmektedir. Yazı, AK Parti’nin iktidar öncesi dönemde ABD temaslarına somut senaryolar, teknik analizler ve öngörülebilir bir dış politika çerçevesiyle yaklaştığını; CHP’nin ise 2023 sürecinde daha çok iç siyasi sorunlar, demokrasi ve normatif söylemler etrafında şekillenen bir anlatı sunduğunu ileri sürmektedir. Bu farkın kişisel tercihlerden ziyade, dış politika yapımına bakış ve kurumsal kapasiteyle ilgili yapısal bir meseleye işaret ettiği savunulmaktadır. Çalışma, iktidar hedefi olan siyasi aktörler açısından dış politikanın iyi niyet beyanlarıyla değil, somut hazırlık, stratejik öngörü ve teknik kapasiteyle inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.[1]

Detay
6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası

6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası

6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası 6 Şubat 2023’te, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük deprem felaketlerinden birisini yaşadığımız günün üzerinden tam üç yıl geçti. Aradan geçen 3 yıla rağmen, bu felaketin yarattığı yıkım ve kayıplar, hafızalarımızda bütün ağırlığıyla varlığını sürdürmektedir. Başta Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Malatya olmak üzere pek çok kentte yitirilen on binlerce canımız, yalnızca bir afetin değil, uzun yıllara yayılan ihmal ve yönetimsel sorunların da acı bir sonucudur. Deprem sonrası hala kayıp olan ve bulunamayan insanlar, çocuklar ise yüreğimizi en acı şekilde kanatmaya devam etmektedir. Hem depremde hayatını kaybeden insanların toplam sayısına hem kimliksiz defnedilen kişi sayısına ve gerçek kimliklerin tespit edilememesine hem kimin nerede, nasıl defnedildiği ya da bulunduğuna dair muğlak resmi/gayri resmi ifadelerin çokluğuna hem de daha sonra kayıp olduğu bildirilen ya da yakınlarının/tanıdıklarının kayıp olduğuna dair ihbarda bulunmaya devam ettikleri insanlara dair belirsizlik ve şüpheler kamuoyu vicdanını yaralamaya devam etmektedir. Kamuoyu ile paylaşılan resmi bilgilere dair süregelen güvensizlik toplumun büyük bir kesiminde deprem sonrası travmayı daha da arttırmaktadır. Daha geçen günlerde depremde hayatını kaybeden bir insanımız naaşına üç yıl sonra ulaşılmış olması bu yaranın büyüklüğü ve travmasının kolay geçmeyeceğini tekrar tekrar herkese hatırlatmaya devam etmektedir. 6 Şubat 2023 depreminin 3.yıl dönümünde, yalnızca kaybettiklerimizi anmakla yetinemeyiz. Sormamız gereken daha hayati sorular var: Sorumlular ortaya çıkarıldı mı? Türk halkında adalet duygusu onarıldı mı? Hem kamu hem özel kurumlardaki sorumlular yeterince soruşturuldu ve adil bir yargılamaya dahil edildi mi? Türkiye’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC’ye) ve daha pek çok yabancı ülkeye kadar büyük ve onulmaz kayıpların olduğu deprem sonrası ailelerin, tanıdıkların ve toplumsal grupların hayata yeniden tutunması, sosyal ve psikolojik olarak yeniden toparlanması için yeterince destek programı uygulamaya kondu mu? Benzer bir felaketin yeniden yaşanmaması için gerçekten adımlar atıldı mı? Bu topraklarda deprem, kaçınılmaz bir doğa olayı olabilir ancak bu ölçekte bir felakete dönüşmesi, denetimsizlikten, ihmallerden ve kamusal sorumluluğun fiilen askıya alınmasından bağımsız düşünülemez. Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak daha önce yayımladığımız çalışmalarda, yapı üretimi ve denetim düzeninin sadece kuralların varlığı ile açıklanamayacağını, asıl meselenin uygulama, görev ahlakı, sorumluluk bilinci ve yaptırımların caydırıcılığı olduğunu vurgulamıştık. Bir yazarımızın iki bölüm halinde kaleme aldığı değerlendirmelerde de görüleceği üzere sistemin kâğıt üstünde kurulmuş görünmesine rağmen sahada neden işlemediği sorusu, insan unsurunun ve işleyen bir sorumluluk zincirinin yokluğuyla ilişkilendirilmişti.[1][2] Bugün deprem bölgesinin yeniden inşası sürerken, mesele sadece kaç konut tamamlandı veya teslim edildi değildir. Asıl sorulması gereken soru, bu yapıların hangi denetim ve sorumluluk bilinci altında yapıldığı, risklerin hangi mekanizmalarla engellendiği ve kamu gücünün hangi ölçüde şeffaf ve denetlenebilir hale geldiğidir. Bir bölgenin yeniden inşası beton blokların yükselmesi kadar, güven duygusunun ve adalet beklentisinin de onarılmasıdır. Toplum vicdanını ve devlete olan güven ve adalet duygusunu sadece fiziki olarak o şehri yeniden inşa etmek toparlayamaz. Bu güven yeniden tesis edilmeden, yapılan fiziki yatırımlar eksik kalacaktır. Bu noktada, kamuoyunda sıkça tartışılan bir başlığın altını özellikle çizmek gerekir: İmar affı ya da imar barışı uygulamaları. Bir yazarımızın KAPDEM’de yayımlanan çalışmasında, deprem sonrası yeniden alevlenen -imar barışı- tartışmalarının, çoğu zaman her yıkımı tek bir sebebe bağlayan kolaycı bir algı ürettiği; oysa meselenin hem hukuki hem idari yönleriyle daha kapsamlı ele alınması gerektiği belirtilmişti.[3] Yine aynı çalışmada, imar affı/imar barışı düzenlemelerinin kural ihlalini ödüllendiren, kurala uyanlarda adalet duygusunu zedeleyen ve kamu yönetiminde zehirleyici bir etki üreten yönleri vurgulanmıştır. Özellikle 2018’de yapılan düzenlemenin teknik denetim bakımından belirsizliği ve sorumluluğu fiilen çıkar sahibi vatandaşa yıkan yaklaşımı eleştirilmişti. Ayrıca aynı çalışmada görülecektir ki yazarımız yıkımın tek sebebinin imar afları gibi gösterilmesinin de başka sorumluluk alanlarını görünmez kılabileceğini hatırlatarak, gerçekçi bir soruşturmanın tüm sistemi kapsaması gerektiğini ifade etmişti.[4] Üç yılın ardından, sorumluluğun dar bir alana sıkıştırıldığı ve karar–onay süreçlerinin bütünüyle aydınlatılmadığı kanaati güçleniyorsa, bu yalnızca bir adalet sorunu değil, doğrudan bir kamu güvenliği sorunudur. Etkili ve hızlı işleyen yargı süreçleri, şeffaf delil yönetimi, kamu görevlileri dahil olmak üzere sorumluluk zincirinin tamamına uzanabilen hesap verebilirlik ve gerçek caydırıcılık sağlanmadan, topluma böyle bir felaketi bu ülke bir daha yaşamayacak duygusu ve güveni verilemez. Bu sebeple, yalnız cezai süreçler değil, aynı zamanda tazminat düzeni, mesleki yaptırımlar ve kamu görevinin doğurduğu sonuçlara dair somut bedel mekanizmaları da işletilmelidir. Bir yazarımızın KAPDEM’de yayımlanan çözüm önerilerinde de caydırıcılığın yalnız uzun süren ceza yargılamalarına bırakılamayacağı, hızlı ve etkili mali/mesleki sonuçlar doğuran sistemlerle desteklenmesi gerektiği savunulmuştu.[5] Bugün, depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımızı anarken bir temenniden fazlasını söylüyoruz: Şeffaf, doğru, hesap verebilir ve adil yönetim, bir tercih değil; anayasadaki yaşam hakkının asgari şartıdır. Kamu görevi yalnız yetki kullanmak değil, o yetkinin doğurduğu sonuçların hukuki ve vicdani hesabını da verebilmektir. Bu vesileyle, 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve tüm Türk milletine sabırlar diliyoruz. Dileğimiz, adaletin gecikmediği, denetimin işlediği, yeniden inşanın güven verdiği ve insan hayatının her şeyin üstünde tutulduğu bir yönetim anlayışının hâkim olmasıdır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    6 Şubat 2026                                                                                                                                                                       Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) [1] https://kapdem.org/depremden-sonra-yine-mi-ayni-seyleri-soylemek-lazim-islemeyen-sistemin-bas-aktorleri-muteahhitler-yapi-denetim-sirketleri-ve-ruhsat-makamlari-bolum-1/ [2] https://kapdem.org/depremden-sonra-yasal-sistemin-uygulamada-islemesi-icin-cozum-onerileri-bolum-2/ [3] https://kapdem.org/bir-felaketin-ardindan-imar-affi-imar-barisi-nedir-ne-degildir-ve-buyuk-yikimdaki-etkileri/ [4] https://kapdem.org/imar-hakki-aktarimi-kamulastirma-parasi-odemekten-kurtulmanin-yontemi-mi/ [5] https://kapdem.org/depremden-sonra-yasal-sistemin-uygulamada-islemesi-icin-cozum-onerileri-bolum-2/

Detay