Yazı Gönder
Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 3: Üçüncü Aile): Irak Türkmenlerinin Statüsünden Kaynaklanan Problemler

Röportajlar

Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 3: Üçüncü Aile): Irak Türkmenlerinin Statüsünden Kaynaklanan Problemler

5 Kasım 2023

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

KAPDEM ADMIN Fotoğrafı
KAPDEM ADMIN

KAPDEM

Kapdem Üyesi

Röportajın Özeti:

 

Önce Suriye’ye geçtik. Ama Suriye’de duramadık. Suriye’ye geçmemizin tek sebebi canımızı kurtarabilmekti.”

 

“Telafer’den çıkmamız ve Suriye’ye vardıktan sonra Türkiye’nin hudutlarına ulaşmamız neredeyse üç ay sürdü.

 

O esnada gerektiği zaman yürümek zorunda kaldık. Yani hem arabayla hem de yayan olarak yol aldık.”

 

Zaten bizi koruyan kimse yoktu ki.”

 

Bizi ne devlet korudu ne onun yerine geldiğini iddia eden IŞİD ne de Haşdi Şabi koruyabildi. Herkes birbiriyle savaşırken olan bize oluyordu.

 

Bize “Tek çareniz var. Evlerinizden çıkın. Burayı terk edin. Eğer kurtulmak istiyorsanız buradan çıkın. Malınızı mülkünüzü alın çıkın” dediler.”

 

Afrin’de egemen olanlar Suriyeli Kürtler yani YPG güçleri idi. Onlarda eğer para vermezsek yola devam etmemize izin vermiyorlardı. Yani parasız iş yapmıyorlardı.”

 

Türkmenleri kaçırmak için ellerinden geleni yaptılar. Amaçları Türkmenleri dağıtmaktı zaten. Amaçlarına da ulaştılar ve Telafer’i dağıttılar.

 

Bizim çoğu akrabamız Telafer’den kaçtı. Musul’da işi olan, vazifesi olan oraya gitti. Diğer Arap şehirlerine gidenler oldu. Ama Telafer’de hiçbir yakınımız kalmadı.”

 

Yol bizi mahvetti. O kadar uzun sürdü ki. O zamandan kalan resimlerimiz var. Ölü gibi görünüyoruz hepimiz.”

 

Yani bazı kapılar IŞİD tarafından tutulmuş vaziyetteydi. Üstümüzde hiçbir şey yoktu. Evden hiçbir şey almadan çıkmak zorunda kaldık.

 

Benim çalışma iznim yok. Geldiğimden beri kaçak çalışıyorum.”

 

“Benim kızlarım zaten buraya çok iyi alıştı. Oğlan da öyle. Yani burada düzenli olarak okula gidiyorlar. Şimdi oraya gitsek her şeye yeniden başlamaları gerekecek. Arapça bilmiyorlar.”

 

Türkiye dışında yaşamak istediğimiz bir başka ülke yok.

 

“Apartmandaki komşularımız gayet iyi insanlar. Komşuluktan son derece memnunum.”

 

“Hiç hâkim huzuruna da çıkmadım. Çıkarmıyorlar. Benim hakkımda beraat kararı da geldi. Ama neden sistem açılmıyor bilmiyorum.  Ben mahkemeyi hiç görmeden beraat geldi.”

 

“Okullarda bazı veliler “Siz problem çıkarıyorsunuz. Çocuklarınız sorunlara sebep oluyor” diyorlar.  Biz bir şey yapsak da yapmasak da bizim üzerimize de bu sorunlar düşüyor.”

 

“Çocuklar dışlandıklarını düşünüyor.”

 

  

 

Röportajın Tam Metni:

 

Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 3: Üçüncü Aile): Irak Türkmenlerinin Statüsünden Kaynaklanan Problemler

 

Öncelikle Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) ile görüşmeyi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz. Biraz kendinizden bahseder misiniz? Irak’ta ne yapıyordunuz? Hangi bölge de yaşadınız? Türkiye’ye ne zaman geldiniz? 

 

 

“Bizi gördükleri zaman daha doğrusu Türkiye’ye ulaşmak isteyen Türkmenleri gördükleri zaman ellerinde ne varsa ne yoksa alıyorlardı”

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Irak’ta Musul/Telafer bölgesinde yaşıyorduk. Bizim tamirhanemiz vardı. Tamir işlerini yapardım. Değirmenim vardı. O değirmende bulgur ve un üretirdim. DAEŞ ile Haşdi Şabi arasında savaş çıkınca Irak’ta duramadık. Önce Suriye’ye geçtik. Ama Suriye’de duramadık. Suriye’ye geçmemizin tek sebebi canımızı kurtarabilmekti. Telafer’den çıkmamız ve Suriye’ye vardıktan sonra Türkiye’nin hudutlarına ulaşmamış neredeyse üç ay sürdü. O esnada gerektiği zaman yürümek zorunda kaldık. Yani hem arabayla hem de yayan olarak yol aldık. IŞİD’liler yolları tutuyorlardı. Bizi gördükleri zaman daha doğrusu Türkiye’ye ulaşmak isteyen Türkmenleri gördükleri zaman ellerinde ne varsa ne yoksa alıyorlardı. Bazı Türkmenleri ya da Türkiye’ye ulaşmak isteyenleri hapse atıyorlardı. Rakka’da IŞİD egemendi biz Türkiye’ye ulaşmaya çalışırken.

 

 

Irak’taki hayatınız Saddam Döneminde nasıldı? Hatırlıyor musunuz? Saddam Dönemi’nde Türkmenler ile rejim arasındaki ilişki nasıldı? 

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Saddam döneminde hayatımız güzel idi. Güzel idi hayat. Güvenlik vardı. Herkes yaşıyordu hayatını. 

 

IŞİD’lilerin amacı Türkmenleri dağıtmaktı. Amaçlarına da ulaştılar ve Telafer’i dağıttılar

 

 

Saddam Rejimi’nin yıkılmasından sonra sizin için neler değişti?

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Saddam gittikten sonra, savaş çıktıktan sonra biz hiç gün görmedik.  Saddam gitti mi Iraklılar bitti! Her gün bir savaş çıkıyor. Her gün bir gürültü çıkıyor. Farklı taraflar arasındaki çatışmaların ortasında kalıyorsun. Kaçacak yer arıyorsun. İşte zaten en sonunda bu DAEŞ çıktı. Daha sonra Haşdi Şabi geldi. Milisler geldi. Her gün başımızın üzerinde bomba yağıyor. Komşularımız öldü. Çocukları zorlan kurtarabildik valla. Bu bombalar yağmur gibi yağardı. Bu bombalar yağmur gibi yağardı evlerin üzerine. Uçak gelirdi. Her seferinde beş-altı bombayı bırakır giderdi.  Hedefleri Türkmenleri kaçırabilmekti. IŞİD’lilerin amacı Türkmenleri dağıtabilmekti. 

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Zaten bizi koruyan kimse yoktu ki. Bizi ne devlet korudu ne onun yerine geldiğini iddia eden IŞİD ne de Haşdi Şabi koruyabildi. Herkes birbiriyle savaşırken olan bize oluyordu. Eğer sen IŞİD’e katılmak istersen seni kabul etmezler. Yok Haşdi Şabi ile birlikte savaşmak istersen onlar da seni kabul etmiyorlar. Arada seni ezip döküyorlar. Öldürüyorlar. Kaçmaktan başka çaremiz kalmadı zaten. Bize “Tek çareniz var. Evlerinizden çıkın. Burayı terk edin. Eğer kurtulmak istiyorsanız buradan çıkın. Malınızı mülkünüzü alın çıkın” dediler. Türkmenleri kaçırmak için ellerinden geleni yaptılar. Amaçları Türkmenleri dağıtmaktı zaten. Amaçlarına da ulaştılar ve Telafer’i dağıttılar. Türkmenleri iki gruba ayırdılar zaten. Bizim çoğu akrabamız Telafer’den kaçtı. Musul’da işi olan, vazifesi olan oraya gitti. Diğer Arap şehirlerine gidenler oldu. Ama Telafer’de hiçbir yakınımız kalmadı. 

 

Afrin’de egemen olan YPG güçleri idi. Eğer para vermezsek yola devam etmemize izin vermiyorlardı. Parasız iş yapmıyorlardı

 

Irak’tan Türkiye’ye nasıl geldiniz? 

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Irak’ı terk ettikten sonra önce Suriye’ye geldik. Daha sonra ise Türkiye’ye geçtik. Biz kaçak olarak Türkiye’ye girdik. Türkiye’ye girdiğimiz tarih yanlış hatırlamıyorsam 2017 idi. Evden hiçbir şey alamadan kendimizi yola attık. Kendi elbiselerimizi aldık bir. Bizi de neredeyse hapse atıyordu IŞİD. Biz Türkiye’ye Hatay’dan giriş yaptık. IŞİD bazı kapıları tuttuğu için çok uzun bir yol izlemek zorunda kaldık. Türkiye’ye ulaşıncaya kadar mahvolduk. Zaten Hatay’a kadar gerek yayan gerekse arabayla çok uzun bir yol katettiğimiz için üç ayda ancak gelebildik. Afrin’den geçerek geldik mesela. Daha o zaman Türk ordusu da Afrin’e gelmemişti. Daha Afrin’e operasyon yapılmamıştı. Afrin’de egemen olanlar Suriyeli Kürtler yani YPG güçleri idi. Onlarda eğer para vermezsek yola devam etmemize izin vermiyorlardı. Yani parasız iş yapmıyorlardı. 

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Biz Türkiye’ye gelirken savaş hala yoğun şekilde devam ediyordu. Bazı yerlerden Türkiye’ye girebilmek imkansızdı. Yani bazı kapılar IŞİD tarafından tutulmuş vaziyetteydi. Üstümüzde hiçbir şey yoktu. Evden hiçbir şey almadan çıkmak zorunda kaldık. Sadece kendi elbiselerimizi aldık ve yanımızda birer çanta getirdik. Bir hafif çocuklara bir şeyler kaldırdık da. Ama yollarda yürürken çocuklar için aldığımız şeyleri de atmak zorunda kaldık. Buraya zor geldik. Evimizde her şeyimiz vardı. Çamaşır makinesi, televizyon, buzdolabı… Ama biz her şeyi bırakıp gelmek zorunda kaldık. Yol bizi mahvetti. O kadar uzun sürdü ki. O zamandan kalan resimlerimiz var. Ölü gibi görünüyoruz hepimiz. Ben zaten Türkiye’ye geldikten sonra uzun zaman hastaydım. Bir ay, iki ay hastalandım. Hastaneye gittim. Adam (eşinden bahsediyor) çalıştı ve hastane parasını ödedi. Kimlik filan yok. Biz Hatay’da hiç kalmadık. Doğrudan Ankara’ya geldik. 

 

Türkiye’de Kızılay ve Ankara Büyükşehir Belediyesi biraz yardım etti. Onlar da kesildi. Başka yardımcı olan kamu kurumu ya da sivil toplum örgütü olmadı

 

Türkiye, bu süreçte size destek verdi mi? 

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Bize ilk yardım edenler Kızılay ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığıydı. Zaman içerisinde verdikleri hem parayı hem de gıda yardımını kestiler.

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Biz buraya geldikten sonra genel itibariyle bizi arayıp soran ya da bize yardım etmek isteyen birileri olmadı. Daha doğrusu bize ulaşmaya çalışan bir devlet görevlisi veya kamu kurumu olmadı. Biz bir yerleri aradık. Kimliklerimizi sordular. Kızılay şubesine uğradık. Bize Kızılay’dan maaş bağladılar. Bir yardım kartı verdiler. Ben ve çocuklarım ayda altı yüz lira aldık. Aynı zamanda bize verdikleri yardım kartıyla gıda temin edebildik. İşte sadece bunlardı. Ondan sonra Kızılay ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan bir ekmek yardımımız vardı (Katılımcı ekmek yardımı ile gıda kolisinden bahsetmektedir). Ancak daha sonra onu da kestiler. Biz devlet dışında hiçbir sivil toplum örgütü, vakıf, dernek ve cemiyet gibi şeylere ulaşamadık. Deniz Feneri’nin yardım listesine yazıldık. Onlardan birkaç kez yardım/maaş aldık. Bir kere de çocuklara elbise verdiler. Sonra onlar da yardımı kestiler. Onlarda bir senede iki kere maaş verdiler zaten. Neden kestiklerini bilmiyoruz. Yani suçumuz nedir sebebini bilemiyoruz.

 

 

Dil bariyerinden kaynaklı olarak ne gibi sorunlar yaşadınız?

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Dil bariyeri ile ilgili bir sorun yaşamadık. Zaten çocuklar Arapça bile bilmiyor. Anadilleri ve tek dilleri Türkçe.

 

“Benim çalışma iznim yok. Geldiğimden beri kaçak çalışıyorum”

 

Çalışma izniniz var mı? Sigortanız yapıldı mı?

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Benim çalışma iznim yok. Geldiğimden beri kaçak çalışıyorum. Zaten benim şimdi kimliğim yok. Kimliğim olmadan zaten çalışma izni alamıyorum. 

 

Burada hangi işlerde çalıştınız?

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Ben geldiğimden beri sanayide çalışıyorum. OSTİM’de çalışıyorum. Irak’taki işimin aynısını yapıyorum.

 

Türkiye’de şu an vatandaşlık mı edindiniz? İkamet izni ile mi kalıyorsunuz?

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Benim kaydım da Türkiye’ye ilk giriş yaptığımızda yapılmıştı. Türkiye’ye geldikten hemen sonra Göç İdaresi Başkanlığı’na müracaat ettik. Göç İdaresi Başkanlığı bize öncelikle altı ay süreli oturma izni verdi. Ayrıca benim de kimliğim vardı (Katılımcının kimlik derken bahsettiği evrak, uluslararası koruma statüsünde bulunan verilen bir tür belgedir). Altı ay boyunca bir sorun yaşamadım. Daha sonra Göç İdaresi Başkanlığı’na gittim. Sisteme giremiyorlardı. Yani sistemde “havada kalıyor” diyor. Kapalı olduğu için. Yani iptal. Biz şimdi kaçak konumundayız burada. 

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Biz oturma iznini aldık zaten. Nüfusta kaydımız var (Nüfus diyerek kadın katılımcının belirttiği kamu kuruluşu Göç İdaresi Başkanlığı’dır). Benim ve çocuklarımın oturma izni var. Ama eşimin oturma izni kapandı. İlk girdiğimiz andan sonra eşime de altı aylık bir oturma izni vermişlerdi. Ama ondan sonra kocamın oturma iznini yenilemediler. İlk altı ay için kimlik alabildi. Aslında nüfusta da adı çıkıyor. Bizim adımızda nüfusta çıkıyor. Bizim kayıtlarımız da daha sonra kapandı. Şu anda ne olduğunu bilmiyoruz. Daha fazla uğraşamadık.  Gittik daha sonra önce eşim ile ilgili sisteme girilemiyordu.  Şimdi ise kimsenin sistemine girilemiyor. Kayıtlar görülüyor. Ama yeni işlem yapılamıyor.

Türkiye dışında bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Çocuklarımız Arapça bilmiyor

 

Türkiye dışında gitmek istediğiniz bir ülke var mı? 

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Türkiye dışında yaşamak istediğimiz bir başka ülke yok. 

 

Irak’a dönmek gibi bir isteğiniz var mı? 

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Öyle bir isteğimiz bulunmuyor.

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Yani şu anda benim öyle bir niyetim hiç yok. Benim kızlarım zaten buraya çok iyi alıştı. Oğlan da öyle. Yani burada düzenli olarak okula gidiyorlar. Şimdi oraya gitsek her şeye yeniden başlamaları gerekecek. Arapça bilmiyorlar. Arapça anlaşamazlar ki. Çocuklar hiç Arapça bilmiyorlar. Ama ben ve eşim biliyoruz.  Irak’a dönme gibi bir isteğimiz bulunmuyor. Çocuklar burada aynı zamanda Kur’an kursuna da gittiler. Biz tabi Arapça bildiğimiz için çocukları evde Kur’an çalıştırmıştık. O yüzden daha rahat öğrendiler. Ama onun haricinde Arapça bilgileri bulunmuyor.

 

“Bize karşı insanlar biraz hırçın olabiliyor. Dışlıyor bazıları. Niye gitmiyorsunuz diyorlar”

 

Peki, şu an yetkililerden bir talebiniz var mıdır? 

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Bizim Türkiye’den en öncelikli talebimiz kayıtların tekrar açılması. Buradaki en büyük sıkıntımız o. Sebebini de bilmiyoruz. 

 

Türkiye’deki Irak Türkmenlerinin yaşadığı zorlukları bizimle paylaşır mısınız? Türkiye de bulunan Irak Türkmenlerine ilişkin bir sivil toplum kuruluşu bulunuyor mu? Ve ne gibi faaliyetleri var?

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Bize karşı insanlar biraz hırçın olabiliyor. Dışlıyor bazıları. Niye gitmiyorsunuz diyorlar. Bu konularda bazı kadınlar problem yapabiliyorlar. Okullarda bazı veliler “Siz problem çıkarıyorsunuz. Çocuklarınız sorunlara sebep oluyor”  diyorlar.  Biz bir şey yapsak da yapmasak da bizim üzerimize de bu sorunlar düşüyor. Sadece bu durumdan şikayetçiyiz.  Normal hayatımızda aynı Türkiye’deki Türkler gibi. Çalışan bir şekilde yaşıyor. Çalışmayanlar zorlanıyor. 

 

Üç ay hapiste kaldım. Tam sebebini bilmiyorum

 

Türkiye’deki Irak Türkmenlerinin yaşadığı zorlukları bizimle paylaşır mısınız?

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Kayıt yaptırmaya gittiğimiz zaman aslında size de konuşma esnasında söylediğimiz her şeyi polise de bildirdim. Nasıl geldik, nereden geldik, hangi zorluklarla karşılaştık söyledim. Polise verdiğim ifadenin bir örneği bende de vardı zaten. Mesela burada bir olaya karıştım mı, kimseyi tehdit ettim mi hepsine cevap verdim. Ama bunların hiçbiri yaşanmadı. Hiç hâkim huzuruna da çıkmadım. Çıkarmıyorlar. Benim hakkımda beraat kararı da geldi. Ama neden sistem açılmıyor bilmiyorum.  Ben mahkemeyi hiç görmeden beraat geldi.  Hiç hâkim karşısına çıkmadan önce beraat kararı geldi daha sonra kapanma (Katılımcının kapanma ile bahsettiği adli önlem, belli bir süre için tutuklanmasına karar verilmesidir) geldi. Şimdi bazen oradakiler karşı işler yapıyorlar. İçlerinden kötü birine denk gelirsen, Allah korusun, işte böyle kalırsın. Beraatım çıktı, ondan sonra böyle karar çıktı. 

 

İkinci oturum izni başvurusunda mı sorun çıktı? Neler yaşadınız?

 

İlk oturma iznim dolduktan sonra oturma iznimi yeniletmek için Göç İdaresi Başkanlığı’na gitmiştim yine. Ben orada beklerken sistemi açtılar. Sonra iki tane polis çağırdılar. O polisler beni karakola götürdü. Daha sonra Göç İdaresi Başkanlığı’ndan bana sorulan soruların aynısını sordular. Nereden gelmişsin gibi. Ben de Irak’tan Suriye’ye sonra Suriye’den buraya diye bir bir anlattım. Daha sonra bana bir imza attırdılar bir kâğıda. Beni gönderdiler Kayseri’ye bir hapishaneye.  Orada üç ay kaldım. Orada en kısa kalınan süre üç aydır. Yani derece derece kalıyor insanlar. Üç ay, altı ay, sekiz ay, on iki ay. Süren dolar çıkarsın. Beni üç ayda serbest bıraktılar. Üç buçuk aydan sonra beni bir daha Ankara’ya gönderdiler. Bana bir gözetim kâğıdı verdiler. Kimliği aldılar ve iptal ettiler. Kaç kere Göç İdaresi Başkanlığına müracaat ettim bilmiyorum. Beni hep reddettiler. En sonunda benim yüzümden ailemi de reddettiler. 2019 senesinde birçok ailenin kimlikleri düzenlendi ve gönderildi. Orada bana yine ret geldi. Sadece ben olsam yine sıkıntı yoktu. Faturalar söz konusu olduğunda da bazı sorunlar yaşadık. Benim kaydım kapatılınca eşimin üzerine aldık faturaları. Doğalgaz, elektrik ve su hepsi eşimin üzerinde şu anda. Ama bunların tamamı özel firma olduğu için şu an sorun yok. 4-5 sene önce açtık.

 

Türk halkından bir beklentimiz yoktur. Buradaki komşularımızdan memnunuz

 

Türk halkından ve devletten gerekli desteği gördüğünüzü düşünüyor musunuz? Topluma adaptasyon sağlama anlamında Türk halkı ile nasıl bir ilişkilenme biçiminiz oldu? 

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Türk halkından da herhangi bir beklentimiz bulunmamaktadır. Apartmandaki komşularımız gayet iyi insanlar. Komşuluktan son derece memnunum. 

 

Bu özel sohbet için teşekkür ederiz. Bundan sonraki hayatınızda sağlık, huzur, başarı ve kolaylıklar diliyoruz.

 

Türkmen-1 (37 yaş, erkek): Sesimizi duyurabilmek çok güzel bir his. Teşekkürler geldiğiniz için.

 

Türkmen-2 (32 yaş, kadın): Çok sağ olun. Her zaman bekleriz. 

 

NOT-1: Ankara’da yaşayan Türkmen aileler ile röportajlarımız, röportaj serisinin dördüncü bölümünde bir başka Türkmen aile ile devam edecektir.

 

NOT-2: Çocuklar röportajdan sonra yapılan sohbetler esnasında ayrımcılıktan bahsettiler. Arkadaşlarıyla aralarındaki ilişkilerde Irak’tan gelmiş olmaları çok ciddi bir mesele haline gelmiş. Çocuklar arasında bir kutuplaşma söz konusu. Türkiyeli Türkler, genelde Irak’tan gelen Türkmenleri dışlama eğilimindeler. İlkokula giden çocuklar böyle bir sorunla karşılaşmadıklarını belirtmişlerdir. Ancak ortaokula giden çocuklar, dışlandıklarını belirtmiştir. Türkmenlerin en yakın arkadaşları genelde ya Türkmenler ya da diğer Iraklılar olmaktadır.  

NOT-3: Röportajlar esnasında KAPDEM ekibinin dikkatini çeken noktalardan bir diğeri, yardımların kamu kurumları veya kuruluşları aracılığından ziyade dini vakıflar tarafından yürütülüyor olmasıdır. Söz konusu dini vakıflardan biri ziyaret edilmek istenmiştir. Demetevler’de Sami Efendi Cami’nin külliyesinde bulunan ve vakıf olduğu iddia edilen bir kurum, özellikle Demetevler’de ikamet eden Türkmenlere yardım edebilmekte veya ulaşabilmektedir. Söz konusu kurumun yetkilileri olduğu söylenen kimseler, kendileriyle detaylı bir görüşme yapılmasını reddetmiştir. Yine de bazı sorulara cevap veren bu kişiler, özellikle Türkmen kadınlara ekmek ve gıda yardımı yapıldığını belirtmişlerdir.  Genelde boşanmış ya da eşleri hayatlarını kaybetmiş kadınlara 400-500 lira civarında bir kira yardımı yapıldığını dile getirmişlerdir. Söz konusu vakfın yetkililer, genelde 2014-2015 arasında Türkiye’ye sığınan Türkmenlere yardım edildiğini dile getirmişlerdir. Yardım alabilmek için Türkmen olduğunu söyleyen Arapların bulunduğunu ya da yalan beyan verenlerin olduğu anlatılmıştır. Vakıf yetkilileri aynı zamanda Türkmenleri tahkir eden bazı ifadeleri de KAPDEM ekibiyle paylaşmıştır. Türkmen erkeklerinin çalışmadığı, Irak Türkmenlerinin genelde niteliksiz kimseler oldukları için vasıfsız işlerde çalıştıkları ya da çöp topladıkları belirtilmiştir. Suriyelilerin Irak Türkmenlerine göre daha vasıflı olduğu öne sürülmüştür. Buradaki esas problem, Türkiye Cumhuriyeti tarafından yürütülen ya da yapılan merkezi bir yardım planı olmadığı için, Türkmenlerin mahalle aralarındaki vakıflara ya da vakıf görünümlü dini yapılara sığınma ihtiyaçları hissetmeleridir. Lakin röportaj yapmak istediğimiz Türkmen kadınlar, vakıf yetkililerinden/gönüllülerinden izin almadan konuşamayacaklarını belirtmişlerdir. Vakıf yetkililerine çok ısrar ederek telefon numarasını aldığımız bir Türkmen’in evine gittiğimiz vakit, aynı vakıf yetkilileri Türkmen’i aramış ve konuşmaması konusunda uyarmışlardır. Yardımların özellikle bu tarz dini yapılar tarafından yürütülmesi, hem insanları belirli cemaatlerin/tarikatların etkisi altında bırakmakta hem de bu insanları sömürüye açık bir hale getirmektedir. Nitekim üzülerek KAPDEM ekibine konuşamayacağını ifade eden Türkmen’in de bir suçu bulunmamaktadır. Hayatta kalabilmek ve geçinebilmek adına çaresi olmayan bir kimseyi anlamak gerekmektedir. Yardımların şeffaf, açık ve hesap verilebilir olması hem Türkiye Cumhuriyeti hem de toplumumuz açısından son derece değerlidir.

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Siyasi Partilerin Dış Politika Yönetimi Nasıl Olmalı?: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seçim Öncesi ABD Ziyaretlerinin İçerikleri Üzerine Bir İnceleme

Siyasi Partilerin Dış Politika Yönetimi Nasıl Olmalı?: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seçim Öncesi ABD Ziyaretlerinin İçerikleri Üzerine Bir İnceleme

Bu anı yazısı, Türkiye’de iktidar olma iddiası taşıyan siyasi partilerin dış politika üretme kapasitesini, yazarın bizzat tanıklık ettiği iki farklı dönem üzerinden karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. 2002 genel seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) heyetinin ve 2023 seçimleri öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) heyetinin Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdiği temaslardan hareketle, siyasi aktörlerin uluslararası muhataplarla nasıl bir dil kurduğu, hangi konuları önceliklendirdiği ve ne ölçüde hazırlıklı olduğu incelenmektedir. Yazı, AK Parti’nin iktidar öncesi dönemde ABD temaslarına somut senaryolar, teknik analizler ve öngörülebilir bir dış politika çerçevesiyle yaklaştığını; CHP’nin ise 2023 sürecinde daha çok iç siyasi sorunlar, demokrasi ve normatif söylemler etrafında şekillenen bir anlatı sunduğunu ileri sürmektedir. Bu farkın kişisel tercihlerden ziyade, dış politika yapımına bakış ve kurumsal kapasiteyle ilgili yapısal bir meseleye işaret ettiği savunulmaktadır. Çalışma, iktidar hedefi olan siyasi aktörler açısından dış politikanın iyi niyet beyanlarıyla değil, somut hazırlık, stratejik öngörü ve teknik kapasiteyle inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.[1]

Detay
6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası

6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası

6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası 6 Şubat 2023’te, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük deprem felaketlerinden birisini yaşadığımız günün üzerinden tam üç yıl geçti. Aradan geçen 3 yıla rağmen, bu felaketin yarattığı yıkım ve kayıplar, hafızalarımızda bütün ağırlığıyla varlığını sürdürmektedir. Başta Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Malatya olmak üzere pek çok kentte yitirilen on binlerce canımız, yalnızca bir afetin değil, uzun yıllara yayılan ihmal ve yönetimsel sorunların da acı bir sonucudur. Deprem sonrası hala kayıp olan ve bulunamayan insanlar, çocuklar ise yüreğimizi en acı şekilde kanatmaya devam etmektedir. Hem depremde hayatını kaybeden insanların toplam sayısına hem kimliksiz defnedilen kişi sayısına ve gerçek kimliklerin tespit edilememesine hem kimin nerede, nasıl defnedildiği ya da bulunduğuna dair muğlak resmi/gayri resmi ifadelerin çokluğuna hem de daha sonra kayıp olduğu bildirilen ya da yakınlarının/tanıdıklarının kayıp olduğuna dair ihbarda bulunmaya devam ettikleri insanlara dair belirsizlik ve şüpheler kamuoyu vicdanını yaralamaya devam etmektedir. Kamuoyu ile paylaşılan resmi bilgilere dair süregelen güvensizlik toplumun büyük bir kesiminde deprem sonrası travmayı daha da arttırmaktadır. Daha geçen günlerde depremde hayatını kaybeden bir insanımız naaşına üç yıl sonra ulaşılmış olması bu yaranın büyüklüğü ve travmasının kolay geçmeyeceğini tekrar tekrar herkese hatırlatmaya devam etmektedir. 6 Şubat 2023 depreminin 3.yıl dönümünde, yalnızca kaybettiklerimizi anmakla yetinemeyiz. Sormamız gereken daha hayati sorular var: Sorumlular ortaya çıkarıldı mı? Türk halkında adalet duygusu onarıldı mı? Hem kamu hem özel kurumlardaki sorumlular yeterince soruşturuldu ve adil bir yargılamaya dahil edildi mi? Türkiye’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC’ye) ve daha pek çok yabancı ülkeye kadar büyük ve onulmaz kayıpların olduğu deprem sonrası ailelerin, tanıdıkların ve toplumsal grupların hayata yeniden tutunması, sosyal ve psikolojik olarak yeniden toparlanması için yeterince destek programı uygulamaya kondu mu? Benzer bir felaketin yeniden yaşanmaması için gerçekten adımlar atıldı mı? Bu topraklarda deprem, kaçınılmaz bir doğa olayı olabilir ancak bu ölçekte bir felakete dönüşmesi, denetimsizlikten, ihmallerden ve kamusal sorumluluğun fiilen askıya alınmasından bağımsız düşünülemez. Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak daha önce yayımladığımız çalışmalarda, yapı üretimi ve denetim düzeninin sadece kuralların varlığı ile açıklanamayacağını, asıl meselenin uygulama, görev ahlakı, sorumluluk bilinci ve yaptırımların caydırıcılığı olduğunu vurgulamıştık. Bir yazarımızın iki bölüm halinde kaleme aldığı değerlendirmelerde de görüleceği üzere sistemin kâğıt üstünde kurulmuş görünmesine rağmen sahada neden işlemediği sorusu, insan unsurunun ve işleyen bir sorumluluk zincirinin yokluğuyla ilişkilendirilmişti.[1][2] Bugün deprem bölgesinin yeniden inşası sürerken, mesele sadece kaç konut tamamlandı veya teslim edildi değildir. Asıl sorulması gereken soru, bu yapıların hangi denetim ve sorumluluk bilinci altında yapıldığı, risklerin hangi mekanizmalarla engellendiği ve kamu gücünün hangi ölçüde şeffaf ve denetlenebilir hale geldiğidir. Bir bölgenin yeniden inşası beton blokların yükselmesi kadar, güven duygusunun ve adalet beklentisinin de onarılmasıdır. Toplum vicdanını ve devlete olan güven ve adalet duygusunu sadece fiziki olarak o şehri yeniden inşa etmek toparlayamaz. Bu güven yeniden tesis edilmeden, yapılan fiziki yatırımlar eksik kalacaktır. Bu noktada, kamuoyunda sıkça tartışılan bir başlığın altını özellikle çizmek gerekir: İmar affı ya da imar barışı uygulamaları. Bir yazarımızın KAPDEM’de yayımlanan çalışmasında, deprem sonrası yeniden alevlenen -imar barışı- tartışmalarının, çoğu zaman her yıkımı tek bir sebebe bağlayan kolaycı bir algı ürettiği; oysa meselenin hem hukuki hem idari yönleriyle daha kapsamlı ele alınması gerektiği belirtilmişti.[3] Yine aynı çalışmada, imar affı/imar barışı düzenlemelerinin kural ihlalini ödüllendiren, kurala uyanlarda adalet duygusunu zedeleyen ve kamu yönetiminde zehirleyici bir etki üreten yönleri vurgulanmıştır. Özellikle 2018’de yapılan düzenlemenin teknik denetim bakımından belirsizliği ve sorumluluğu fiilen çıkar sahibi vatandaşa yıkan yaklaşımı eleştirilmişti. Ayrıca aynı çalışmada görülecektir ki yazarımız yıkımın tek sebebinin imar afları gibi gösterilmesinin de başka sorumluluk alanlarını görünmez kılabileceğini hatırlatarak, gerçekçi bir soruşturmanın tüm sistemi kapsaması gerektiğini ifade etmişti.[4] Üç yılın ardından, sorumluluğun dar bir alana sıkıştırıldığı ve karar–onay süreçlerinin bütünüyle aydınlatılmadığı kanaati güçleniyorsa, bu yalnızca bir adalet sorunu değil, doğrudan bir kamu güvenliği sorunudur. Etkili ve hızlı işleyen yargı süreçleri, şeffaf delil yönetimi, kamu görevlileri dahil olmak üzere sorumluluk zincirinin tamamına uzanabilen hesap verebilirlik ve gerçek caydırıcılık sağlanmadan, topluma böyle bir felaketi bu ülke bir daha yaşamayacak duygusu ve güveni verilemez. Bu sebeple, yalnız cezai süreçler değil, aynı zamanda tazminat düzeni, mesleki yaptırımlar ve kamu görevinin doğurduğu sonuçlara dair somut bedel mekanizmaları da işletilmelidir. Bir yazarımızın KAPDEM’de yayımlanan çözüm önerilerinde de caydırıcılığın yalnız uzun süren ceza yargılamalarına bırakılamayacağı, hızlı ve etkili mali/mesleki sonuçlar doğuran sistemlerle desteklenmesi gerektiği savunulmuştu.[5] Bugün, depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımızı anarken bir temenniden fazlasını söylüyoruz: Şeffaf, doğru, hesap verebilir ve adil yönetim, bir tercih değil; anayasadaki yaşam hakkının asgari şartıdır. Kamu görevi yalnız yetki kullanmak değil, o yetkinin doğurduğu sonuçların hukuki ve vicdani hesabını da verebilmektir. Bu vesileyle, 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve tüm Türk milletine sabırlar diliyoruz. Dileğimiz, adaletin gecikmediği, denetimin işlediği, yeniden inşanın güven verdiği ve insan hayatının her şeyin üstünde tutulduğu bir yönetim anlayışının hâkim olmasıdır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    6 Şubat 2026                                                                                                                                                                       Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) [1] https://kapdem.org/depremden-sonra-yine-mi-ayni-seyleri-soylemek-lazim-islemeyen-sistemin-bas-aktorleri-muteahhitler-yapi-denetim-sirketleri-ve-ruhsat-makamlari-bolum-1/ [2] https://kapdem.org/depremden-sonra-yasal-sistemin-uygulamada-islemesi-icin-cozum-onerileri-bolum-2/ [3] https://kapdem.org/bir-felaketin-ardindan-imar-affi-imar-barisi-nedir-ne-degildir-ve-buyuk-yikimdaki-etkileri/ [4] https://kapdem.org/imar-hakki-aktarimi-kamulastirma-parasi-odemekten-kurtulmanin-yontemi-mi/ [5] https://kapdem.org/depremden-sonra-yasal-sistemin-uygulamada-islemesi-icin-cozum-onerileri-bolum-2/

Detay