Yazı Gönder
Popülizmin Grameri: Dört Halk İnşası

Küresel Politika ve Uluslararası İlişkiler

Popülizmin Grameri: Dört Halk İnşası

Yazar: Prof. Dr. Şakir Dinçşahin

16 Temmuz 2026

Prof. Dr. Şakir Dinçşahin

Prof. Dr. Şakir Dinçşahin

İstanbul Gedik Üniversitesi; Editör, KAPDEM

Popülizmin Grameri: Dört Halk İnşası

 

ÖZET

Popülizm üzerine yapılan tartışmaların merkezinde yer alan "halk" kavramı çoğu zaman var olduğu varsayılan bir topluluk olarak ele alınır. Oysa bu makale, “halk”ın popülist lider tarafından temsil edilen değil, söylem aracılığıyla adım adım inşa edilen siyasal bir özne olduğunu savunmaktadır. Yazar, Laclau'nun söylem kuramını Lacancı psikoanalitik bir okumayla birleştiren özgün bir çerçeve üzerinden, popülizmin dört temel uğrağı ve farklı kriz türlerinin nasıl farklı halk tasarımları ürettiğini analiz etmektedir. Trump, Modi, İtalya'daki Beş Yıldız Hareketi ve Viktor Orbán örneklerine odaklanan yazar, aynı siyasal "gramer"in farklı bağlamlarda nasıl işlediğini gösterirken, 2026 Macaristan seçimlerinin bu inşa edilmiş halkların kalıcı değil, yeniden kurulabilir ve hatta çözülebilir siyasal oluşumlar olduğunu iddia etmektedir. Böylece yazar, popülizmi yalnızca liderlerin söylemini değil, halkın nasıl kurulduğunu, dönüştüğünü ve yeniden inşa edilebildiğini açıklayan dinamik bir siyasal süreç olarak okumayı önermekte; bu sürecin günümüz demokrasilerini anlamak açısından neden hayati olduğunu tartışmaya açmaktadır.

Popülizmin Grameri: Dört Halk İnşası

I. Giriş

Popülist liderin dilinden düşmeyen bir sözcük vardır: halk. Oysa bu halk, ortada durup temsil edilmeyi bekleyen hazır bir topluluk değildir. Lider onu hazır bulmaz, konuştukça var eder. Yaptığı iş, var olan bir nüfusu olduğu gibi yansıtmak değil, bir siyasal özneyi baştan inşa etmektir.

Popülizm yazınında birbirinden farklı çözümleme gelenekleri vardır. Kimi araştırmacı popülizmi ince özlü bir ideoloji, kimi bir siyasal strateji, kimi de sosyo-kültürel bir üslup olarak görürken, Ernesto Laclau’nun temsil ettiği söylemsel yaklaşım onu “halkın” söylem içinde inşa edildiği bir mantık olarak okur.1 Dört belirti ve üç model üzerine kurduğum çerçeveyi, Laclau’nun bu çözümlemesini Lacancı bir okumayla birleştirerek daha önce ele almıştım.2 Bu yazıda aynı çerçeveyi, üç ayrı kıtadan seçilmiş dört örneğe, yani Trump, Modi, İtalya’nın Beş Yıldız Hareketi ve Orbán’a uygulayacağım. Sonda ise 2026 Nisanı’ndan bir ders çıkaracağım: bir araya getirilen bir halk dağılır ve hatta gidip başka bir liderin halkını oluşturur.

II. Popülizmin Dört Belirtisi

Bir halkın popülist yoldan inşası, birbirini izleyen dört uğrakta gerçekleşir. Süreç çoğu zaman bir krizle başlar; bu kriz kimi zaman bir savaş, kimi zaman ekonomik bir çöküntü, kimi zaman partilere duyulan güvenin tükenmesi, kimi zaman da yaygın bir yolsuzluk algısı biçiminde belirir. Krizin sarstığı kesimi tek bir “halk” hâline getiren şey ise ikinci uğrakta devreye giren ortak simgelerdir. Üçüncü uğrakta, bu halkın karşılanmamış talepleri, yani eksikliği duyulan ve özlenen şey öne çıkar. Tabloyu tamamlayan son öge de “ötekiler”dir: halkın yoksun bırakıldığı, arzuladığı şeye sahip olduğuna, hatta o şeyi çalmış olduğuna inanılan kişiler.

Bu düzeneğin psikoanalitik çekirdeğinde Lacan’ın ayna evresi durur. Kriz, eski aynayı çatlatır; o güne kadar kendini toplumun bir parçası sayan kesim, birden “beden parçaları (the body in bits and pieces)” gibi dağılır ve kendini geri kalandan kopmuş, darmadağın hisseder. Lider tam bu noktada devreye girer ve bu kesime bir ayna tutar: söylemiyle onlara kim olduklarını, daha da önemlisi kim olabileceklerini, hatta neyi arzulamaları gerektiğini gösterir. Bu jest, bebeğini aynanın karşısında ellerinden tutup ayağa kaldıran, onu yürüyormuş gibi oynatan anneninkini andırır. Anne, henüz emekleyen bebeğine aynada dimdik duran, bütün ve hareketli bir beden gösterir; çocuğun potansiyelini gözlerinin önüne sererek içini bir heyecanla doldurur. Lider de dağınık kalabalığa, bir sınıfın, bir dinin ya da bir geleneğin simgelerine yaslanarak pürüzsüz ve bütün bir “halk” görüntüsü sunar. “Ben” işte o anda doğar, kalabalık işte o anda “halk” olur.

Ne var ki bu görüntü henüz gerçek değildir. Bebek aynada gerçekten bütün bir beden görür, ama henüz o kadar büyümemiş, o bütünlüğe erişememiştir; arada, kapanmayı bekleyen bir eksiklik kalır. Aynı şey halk için de geçerlidir: vaat edilen bütünlük şimdide değil, hep bir adım ötededir. İşte bu noktada kaçınılmaz bir soru belirir: madem bütünüz ama tam da olmak istediğimiz seviyede değil, bu eksikliğin sorumlusu kimdir? Popülizmin buna hazır bir cevabı vardır; eksikliğin faturası bir “öteki”ne kesilir, çünkü halkın hakkını yiyen, mutluluğunu çalan ve onu tamamlanmaktan alıkoyan odur. Psikanalizin objet petit a dediği o ulaşılamaz bütünlük hem arzuyu hem eylemi harekete geçirir; hırsızın adını ise lider açıklar ve halk, ötekinin kendi mutluluğuna el koyduğuna inanmayı ondan öğrenir.3

III. Krizin Türü, Halkın Türü

Krizin niteliği, inşa edilecek halkın niteliğini de belirler. Kriz iktisadi ise istenen şey refahtır; bu durumda halk, sistemin ezdiklerinden oluşur, karşıdaki öteki ise zenginler ve düzenin kendisidir. Kriz siyasi ise istenen temsildir; halk sıradan yurttaşlardan, öteki ise seçkinler ve yerleşik kadrolardan meydana gelir. Kriz kültürel ise istenen birlik ve saflıktır; bu kez halk “yerliler”den, öteki ise yabancılardan, göçmenlerden ve ülkeye sızdığı düşünülenlerden oluşur. Gerçek örneklerde liderlerin bu üç kalıbı çoğu zaman iç içe geçirerek kullandığı görülür.

IV. Aynı Gramer, Dört Halk

Aynı grameri, yakın yılların dört örneğinde ve üç modelin üçünde birden izlemek mümkündür.4

Bu gramerin ilk örneği Trump’tır. Onun halkı, sanayinin gerilemesiyle geride kalan kesimlerin çevresinde toplanır; kapanan fabrikalar, kaybolan işler ve incinmiş bir gurur, bu halkın ortak hikâyesini oluşturur. Kullanılan simge hem hazır hem de boştur: Make America Great Again. Bu sözün içini dolduran şey elden gitmiş bir büyüklük, istenen ise o büyüklüğün geri gelmesidir. Suçlu olarak sıraya dizilenler bellidir: göçmenler, Çin, sahillerin seçkinleri ve “derin devlet”. Trump bu tabloya üçüncü modeli de ekleyerek gerçek Amerikalı ile dışarıdan geleni birbirinden ayıran çizgiyi çeker ve kendisini, ötekilerin susturduğu gerçeği dile getiren adam olarak sunar. Bu tavrın ona verdiği zevk, çoğu zaman yasağı çiğnemenin hazzıdır; nitekim bu tavır, popülizmi sosyo-kültürel bir üslup olarak okuyan yaklaşımın “aşağı” diye adlandırdığı o kural tanımaz, gösterişçi edayla yakından ilgilidir.5

Modi’nin halkı ise Hindu milletidir; buradaki kriz kültürel olduğu için üçüncü modele girer ve istenen şey birlik ile saflıktır. Farklı kast ve sınıflardan Hindular, ortak bir aidiyet çatısı altında toplanır; başvurulan simgeler, yaralandığına inanılan bir uygarlığın parlak geçmişinden devşirilir. Çizginin öte yakasında ise Müslümanlar, köhne hanedan muhalefeti, “millet düşmanı” diye damgalananlar ve Batılı eleştirmenler yer alır. Vaat, bir zamanlar büyük olup sonra hor görüldüğüne inanılan bir uygarlığın yeniden bütünlenmesidir; Modi de “halkına bir olduğu, iri olduğu, diri olduğu” hâlini gösterir. Ayna karşısındaki anne gibi, halka ne olduğunu ve ne olması gerektiğini bizzat söyler.6

İkinci modelin en yalın örneği ise İtalya’dan, Beppe Grillo’nun 2009’da kurduğu Beş Yıldız Hareketi’nden gelir. Buradaki kriz ne kültüreldir ne de iktisadi; tümüyle siyasidir. Ardı arkası kesilmeyen yolsuzluk skandalları, itibarını yitirmiş partiler ve kendini temsil edilmemiş sayan bir seçmen kütlesi bu krizi besler; dolayısıyla istenen şey de doğrudan doğruya temsildir. Grillo, halkı “dürüst, sıradan yurttaş” çevresinde bir araya getirir; ortak simge ise sağ-sol ayrımının reddi ile doğrudan demokrasi vaadidir. Meclisi “ton balığı konservesi gibi açmak” sözü de bu vaadin sloganına dönüşür. Çizginin karşısına tek bir öteki konur: bütün bir siyaset sınıfını, yurttaşın hakkını yiyen ayrıcalıklı bir zümre olarak resmeden la casta, yani kast. Burada ne iktisadi mağduriyet ne de milli saflık öne çıkar; belirleyici olan, yukarıdaki çürümüş yönetici zümre ile aşağıdaki namuslu halk arasındaki ahlaki karşıtlıktır. Lider, kendini temsilsiz gören bu kalabalığa asıl halkın kendisi olduğunu, onu soyanın da o kast olduğunu söyler.7

Orbán da on altı yıl boyunca aynı kültürel modeli işletti. Onun halkı “Macar” ve “Hristiyan Avrupa”, simgeleri ulusal egemenlik ve “illiberal demokrasi” idi; çizginin öbür yanına ise Brüksel’i, Soros’u, göçmeni ve sivil toplumu yerleştirdi. Vaadi, kuşatılmış küçük bir ulusun kendi özünü savunmasıydı ve bu özün bekçiliğine de kendisi soyunmuştu. Kazandığı her seçimin ardından aynayı biraz daha kendi eline geçirdi; anayasayı yeniden yazdı, yargıyı güçsüzleştirdi, medyayı yandaş sermaye gruplarına bıraktı. Derken bu kurgu, 2026’da sahada sınandı.8

V. 2026: İnşa Edilen Halk Dağılınca

12 Nisan 2026’da Orbán’ın on altı yıllık iktidarı sona erdi. Péter Magyar’ın merkez sağ Tisza Partisi, oyların yaklaşık yüzde 53’ünü aldı ve 199 sandalyeli mecliste 133 sandalyelik üçte iki eşiğini aşarak 141 sandalye kazandı. Katılım, yüzde 79,6 ile 1990 sonrasında yapılan bütün serbest seçimlerin en yükseği oldu. Orbán sonucu “net ve acı” diye niteledi.9

Asıl önemli olan şudur: Magyar, rakibini olgularla değil, ayrı bir halk inşa ederek yendi. Üstelik bunu büyük ölçüde Orbán’ın kendi el kitabıyla yaptı; ulusal bayraklar, vatansever bir dil ve sosyal medyanın ustaca kullanımı onun da araçlarıydı. Aradaki fark, korkuya dayalı popülizmin yerine yolsuzlukla mücadeleyi ve Avrupa’ya dönüşü koymasıydı. Sistemin tam içinden gelen, ama oradan geri dönüşsüz biçimde kopmuş bir isim olduğu için, muhalefetin yıllardır aşamadığı inandırıcılık engelini tek başına aştı ve kenti kırla aynı çatı altında topladı. Kısacası, başka bir ayna tuttu.

Eski aynayı çatlatan ise birkaç tanıdık etkenin bir araya gelmesiydi. Dondurulan Avrupa Birliği fonları ekonomiyi sürdürülemez hâle getirmiş, seçimden birkaç gün önce ortaya dökülen sızıntılar Budapeşte’yi Moskova’ya bağlamış, dışarıdan gelen açık siyasi destek ise geri tepmişti. Böylece Orbán’ın on altı yıldır beslendiği iki damar, yani düşük katılım ile dağınık muhalefet, aynı anda kurudu.

Çerçevenin can alıcı savı da tam olarak buydu: inşa edilmiş bir halk olumsaldır, olumsal (contingent) olan da geri çevrilebilir. Ayna çatladığında o bütün görüntü dağılır ve halk, bütünlük hissini yitirip darmadağın bir hâle (the body in bits and pieces) geri döner; oradaki parçalar ise başka bir liderin tuttuğu yeni bir aynada pekâlâ yeniden birleşip yeni bir birlik, bütünlük hâline gelebilir. Yeter ki bu iş olguyla değil, daha iyi bir kurguyla, yani başka bir aynayla yapılsın. Macaristan 2026 da gösterdi ki popülizm yenilmez değildir; çünkü onun inşa ettiği halk, ezelden gelen bir veri değil, sonradan yapılan bir şeydir.

VI. Sonuç Yerine: Buradan Ne Çıkar?

Bu tablodan iki sonuç çıkarılabilir. İlki çözümlemeyle ilgilidir: halk, anketle ölçülebilen hazır bir kitle olmadığına ve hatta, sonradan inşa edildiğine göre, onu anlamak isteyen kişi hangi krizin, hangi ortak simgelerin, hangi karşılanmamış talebin ve hangi çizginin bir araya geldiğine bakmak zorundadır. Aksi hâlde lider kişisel bir karizmaya, seçmen edilgen bir yığına indirgenir ve asıl düzenek gözden kaçar.

İkinci sonuç siyasetle ilgilidir. Dışlayıcı bir popülizmin karşısına yalnızca olgu denetimiyle çıkılamaz; çünkü aynadaki görüntü bir olgu iddiası değil, bir arzu düzeneğidir ve bir yaranın istatistiği tutulamaz. İşe yarayan tek karşılık, rakip bir kurgudur: aynı yarayı kendi diliyle anlatan, ama daha geniş ve daha kapsayıcı bir “biz” öneren bir karşı anlatı. Macaristan 2026, bunun elle tutulur bir örneğidir.

Son bir uyarıyla bitirelim. Gramerin yani söylemin kendisi bir kişinin tekelinde değildir. Karşı anlatı da pekâlâ popülist olabilir. Nitekim Magyar da ulusal bir dille, yolsuzluk karşıtı ve Avrupacı bir popülizmle, üstelik rakibinin araçlarını ödünç alarak kazandı. Kaldı ki anayasayı yeniden yazmaya yeten o üçte iki çoğunluk, bugün Magyar’ın elindedir. Magyar’ın aynası toplumu tekrar bir bütün olarak yansıtabilmiştir. Yani asıl belirleyici olan, çizginin nereden geçtiği ve kimin dışarıda bırakıldığıdır. Zira halkı esasen her lider baştan inşa etmek ister; asıl fark, liderin kimleri aynasının akisine girmeye ikna ettiğinde ortaya çıkar.


Notlar

1. Popülizm yazınındaki başlıca yaklaşımlar için bkz. Cas Mudde, “Populism: An Ideational Approach”; Kurt Weyland, “Populism: A Political-Strategic Approach”; Pierre Ostiguy, “Populism: A Socio-Cultural Approach”; hepsi The Oxford Handbook of Populism, der. Cristóbal Rovira Kaltwasser vd. (Oxford University Press, 2017) içinde. Söylemsel yaklaşımın eleştirel bir değerlendirmesi için Enrique Peruzzotti, “Laclau’s Theory of Populism: A Critical Review”, Routledge Handbook of Global Populism, der. Carlos de la Torre (Routledge, 2019) içinde.

2. Dört belirti, üç model ve ayna evresine dayanan çerçeve için bkz. Şakir Dinçşahin, “Populism of Religious Conservative Parties in Turkey: A Psychoanalytical Approach”, Eklektik Sosyal Bilimler Dergisi 1, sy. 1 (2023): 127-170; ve “A Symptomatic Analysis of the Justice and Development Party’s Populism in Turkey, 2007-2010”, Government and Opposition 47, sy. 4 (2012): 618-640.

3. Boş gösteren, eşdeğerlik zinciri ve antagonistik sınır için Ernesto Laclau, On Populist Reason (Verso, 2007). Ayna evresi, birlik yanılsaması ve objet petit a için Jane Gallop, “Lacan’s ‘Mirror Stage’: Where to Begin”, SubStance 12, sy. 1 (1983): 118-128; Sean Homer, Jacques Lacan (Routledge, 2005).

4. Donald Trump ikinci başkanlık dönemini Ocak 2025’te, Narendra Modi üçüncü başbakanlık dönemini 2024’te devraldı; Viktor Orbán ise 2010’dan 2026’ya kadar kesintisiz başbakanlık yaptı.

5. Popülizmin “yüksek” ile “aşağı” ekseni üzerinden okunması için Pierre Ostiguy, “Populism: A Socio-Cultural Approach”, Oxford Handbook içinde. Amerika Birleşik Devletleri örneği için Joseph Lowndes, “Populism in the United States”, aynı cilt içinde.

6. Hindistan örneği için Christophe Jaffrelot ve Louise Tillin, “Populism in India”, Oxford Handbook içinde.

7. “Ahlâken saf halk” ile “yozlaşmış seçkinler” arasındaki ahlaki karşıtlık için Cas Mudde, a.g.m. “La casta” kavramı için Gian Antonio Stella ve Sergio Rizzo, La Casta (Rizzoli, 2007). Beş Yıldız Hareketi 2009’da Beppe Grillo tarafından kuruldu ve 2018 genel seçiminde İtalya’nın birinci partisi oldu.

8. Avrupa’da popülizm, göç ve yabancı düşmanlığı ilişkisi için Carlo Ruzza, “Populism, Migration, and Xenophobia in Europe”, Routledge Handbook of Global Populism içinde.

9. 12 Nisan 2026 Macaristan parlamento seçiminde Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi, 199 sandalyeli mecliste 141 sandalye kazanarak anayasayı değiştirmeye yeten üçte iki çoğunluğu (133 sandalyelik eşik) elde etti ve Orbán’ın on altı yıllık iktidarına son verdi; Fidesz 52 sandalyede kaldı, katılım yüzde 79,6 ile 1990 sonrasının en yükseğiydi. Oy oranları için kaynaklar Tisza’yı yüzde 53 dolayında verir. Bkz. Al Jazeera, Reuters ve Macaristan Ulusal Seçim Ofisi verileri.

Prof. Dr. Şakir Dinçşahin Fotoğrafı
Prof. Dr. Şakir Dinçşahin

İstanbul Gedik Üniversitesi; Editör, KAPDEM

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun