Yazı Gönder
Türkiye FATF’nin Gri Listesinden (Kara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanı) Nasıl Çıkar: Politik ve İdari Çözüm Reçetesi: Bölüm 1

Yönetim Tasarımı, Editörün Seçtikleri

Türkiye FATF’nin Gri Listesinden (Kara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanı) Nasıl Çıkar: Politik ve İdari Çözüm Reçetesi: Bölüm 1

10 Ağustos 2021

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

ÖZET

Türkiye, kara para aklama ve terörizmin finansmanı konularında uluslararası standartları koyan, bu standartların yeterli ve gerekli oranda uygulanıp uygulanmadığı konusunda üye ülkeleri denetleyen Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force, FATF) tarafından 21 Ekim 2021 tarihinde yapılan FATF Genel Kurulu’nda yayınlanan rapor ve alınan karar ile, kara paranın aklanması ve terörizmim finansmanıyla mücadele için yeterince gayret göstermediği gerekçesi ile “Sıkılaştırılmış Takip Süreci”ne, popüler olarak bilinen adıyla “gri liste” içerisine alınmıştır. İki bölüm halinde yayınlanan bu makalede; FATF, Türkiye’ye neden ve nasıl yaptırım uygulamaktadır, Türkiye “gri liste”den çıkmak için neler yapmalıdır konuları analiz edilmekte, asıl olarak Türkiye’nin “gri liste”den nasıl çıkabileceği konusunda çözüm odaklı bir politik ve idari reçete sunulmaya çalışılmaktadır. 

Türkiye FATF’nin Gri Listesinden (Kara Para Aklama ve Terörizmin Finansmanı) Nasıl Çıkar: Politik ve İdari Çözüm Reçetesi: Bölüm 1

Giriş

Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force, FATF), Türkiye üzerine olan dördüncü “Tur Karşılıklı Değerlendirme” süreci kapsamında hazırladığı raporu 21 Ekim 2021 tarihinde yapılan FATF Genel Kurulu’nda açıklamıştır. Bu raporda alınan karar ile Türkiye, kara paranın aklanması ve terörizmim finansmanıyla yeterli ve etkin şekilde mücadele etmediği gerekçe gösterilerek “Sıkılaştırılmış Takip Süreci”ne, popüler ismi ile “gri liste” kapsamına alınmıştır. Bu makalenin birinci bölümünde, FATF’nin ne olduğu, neden kurulduğu, nasıl çalıştığı, üye ülkeler ile karşılıklı değerlendirme ve denetim ilişkisinin nasıl olduğu konularına kısaca değineceğim. Daha sonra da FATF’nin 2021 yılında Türkiye üzerine yaptığı değerlendirme ve denetim süreci sonrası aldığı kararları, Türkiye’den taleplerini, Türkiye’nin 2021 değerlendirmesi sonrası neden ve nasıl “gri liste”ye düştüğünü özet olarak analiz edeceğim. 

Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Nedir: Neden ve Nasıl Yaptırım Uygular? 

Mali Eylem Görev Gücü (FATF), 1989 yılında G-7 ülkeleri olan Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya ve Kanada’nın bakanları ile Avrupa Topluluğu Komisyon Başkanı tarafından, Fransa’nın başkanlığı altında kurulmuş, hükümetler arası bir kuruluştur.

FATF’in amacı, uluslararası finansal sistemin bütünlüğüne karşı tehdit oluşturan kara para aklama (KA) ve terörizmin finansmanı (TF), kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ve ilgili bütün tehditlerle mücadele için ihtiyaç duyulan yasal, düzenleyici ve operasyonel tedbirlerin etkili bir şekilde uygulanmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda FATF; KA/TF ile mücadelede uluslararası standartları belirlemekte, bu amaca matuf getirilen yasal, düzenleyici ve operasyonel tedbirlerin ne ölçüde uygulandığını tespit etmek için ülkeleri belli periyotlarla değerlendirmeye tabi tutmaktadır. Değerlendirme neticesinde KA/TF ile mücadele sisteminde eksiklikleri bulunduğunun tespit edilmesi halinde ise bu eksiklikleri gidermesi için ülkeleri belirli sürelerle izlemekte, bu sürelerin sonunda gerekli iyileştirmelerin yapılmaması hâlinde ise ülkelere çeşitli yaptırımlarda bulunmaktadır.

FATF’in hâlihazırda 35 ülke ve 2 uluslararası organizasyon olmak üzere toplam 37 üyesi bulunmakta olup, FATF benzeri olan ve FATF standartlarına uymayı taahhüt eden dünya çapındaki bölgesel oluşumlara üye olan ülkelerle birlikte FATF’e tabi ülke sayısı 190’ın üzerine çıkmaktadır.

FATF Üyeleri: Arjantin, Avustralya, Avusturya, Belçika, Brezilya, Kanada, Çin, Danimarka, Avrupa Komisyonu, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Körfez İşbirliği Konseyi, Hong Kong, İzlanda, Hindistan, İrlanda, İtalya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Lüksemburg, Malezya, Meksika, Hollanda Krallığı, Yeni Zelanda, Norveç, Portekiz, Rusya Federasyonu, Singapur, Güney Afrika, İspanya, İsveç, İsviçre, TÜRKİYE, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri (ABD). 

Mali Eylem Görev Gücü (FATF) ve Türkiye İlişkisi

Türkiye, 1991 yılından bu yana FATF’in üyesi olup, üyelik şartı olan FATF standartlarına uyum taahhüdü Türkiye Cumhuriyeti adına Maliye Bakanı tarafından verilmiştir. FATF nezdindeki ilişkilerin ulusal seviyede koordinasyonundan ve yürütülmesinden Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) sorumludur.

Türkiye bugüne kadar başlangıç tarihleri 1994, 1998 ve 2006 yılları olan üç FATF değerlendirmesinden geçmiştir.

Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Standartları 

FATF standartları esas itibariyle, etkili bir kara para aklama (KA) ve terörizmin finansmanı (TF) ile mücadele sisteminde bulunması gereken yasal, düzenleyici ve operasyonel özellikleri düzenleyen/içeren 40 “Tavsiye” “(Recommendations)” ve 11 “Kısa Vadeli Çıktı’dan” (Immediate Outcome - IO) oluşmaktadır. İlk kez 1990 yılında oluşturulan FATF Standartları, 1996, 2001 yıllarındaki değişikliklerin ardından son olarak 2012 yılında yeniden gözden geçirilerek güncellenmiştir.

Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Ülke Değerlendirmeleri 

Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF’nin) kara para aklama (KA), terörizmin finansmanı (TF) ve kitle imha silahlarının yayılmasının finansmanı ile mücadelede standartları belirlemenin yanı sıra üstlendiği bir diğer önemli fonksiyon da üye ülkelerin bu standartları ne ölçüde hayata geçirdiğini belirli aralıklarla “Karşılıklı Değerlendirme (Mutual Evaluation - ME)” ve “İzleme (Follow-Up)” faaliyetleri vasıtasıyla değerlendirmesidir. Bu şekilde FATF, ülkelerin standartların gerektirdiği uygulamaları gerçekleştirmelerini teşvik ederek, finansal sistemin bütünlüğüne olan tehditlere karşı bütüncül bir mücadele gösterme imkânı elde etmektedir.

Üye ülkeleri bugüne kadar üç kez değerlendirmeye tabi tutan FATF, 2012 yılında standartlarını yenilemesinin takiben 2013 yılında başlayan 4’üncü tur değerlendirmelerini sürdürmektedir.

Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF’nin) 2021 Türkiye Değerlendirmesi

Mali Eylem Görev Gücü (FATF) 4’üncü Tur Karşılıklı Değerlendirme süreci kapsamında Aralık 2019’da Türkiye’ye yönelik raporunu yayınlamış (Mutual Evaluation Report - MER 2019) ve kısa vadeli hedefler çerçevesinde elde edilen sonuçlar nedeniyle Uluslararası İşbirliği İzleme Grubu (ICRG) inceleme havuzuna alınmıştır. Eylül 2021 tarihine kadar değerlendirme raporunda belirtilen hususlara ilişkin ülke katkıları beklenmiş; nihayetinde 21 Ekim’de gerçekleştirilen FATF genel kurulunda International Co-operation Review Group tarafından Post Observation Period Report of Turkey raporunun yayınlanmasıyla Türkiye, kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanıyla yeterince mücadele etmediği gerekçesiyle Sıkılaştırılmış Takip Sürecine (Jurisdictions under Increased Monitoring) alınmış; yani bilenen adıyla “gri listeye” girmiştir. 

Bu süreçte Türkiye, yılda 3 kez FATF sekretaryasına değerlendirme sunacak olup Eylül 2022’den Mayıs 2023’e kadar 19 başlıkta raporlama yapması iktiza etmekte; süreç içerisinde belirlenen alanlarda beklenen ilerlemenin sağlanması durumunda sıkılaştırılmış takip sürecinden (gri listeden) çıkması gerekmektedir.

İlerleme sağlanması talep edilen bazı başlıklar şu şekildedir;

  1. Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığında finansal istihbarat birimi olmaktan kaynaklı araştırmaların yapılabilmesini teminen yeterli sayıda personel görevlendirilmesi gerekmektedir.

  2. Hawala sistemi başta olmak üzere kayıt dışı para ve diğer transfer hizmet sağlayıcıları ile ilgili olarak kara para aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadele kapsamındaki ihlaller için caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.

  3. Kolluk birimleri arasındaki iş birliği ve bilgi paylaşımı artırılmalıdır.

  4. Kara paranın aklanması ve terörizm finansmanıyla mücadele konusunda öncül suçlar da dâhil olmak üzere hedef odaklı stratejiler belirlenmeli ve bu konudaki el koyma ve müsadere kararları sayıları artırılmalıdır.

  5. Kara paranın aklanması ve terörizm finansmanıyla mücadelede görevli kolluk birimleri, hâkimler, savcılar ve Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) için ölçülebilir performans hedef ve kriterleri belirlenmelidir.

  6. Kara paranın aklanması ve terörizm finansmanı ile öncül suçlarda el koyma ve müsadere kararlarının takip edilebilir ve istatistiklerinin elde edilebilir olması gerekmektedir.

  7. Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen terör örgütleri ile mücadelede öncelik sağlamak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1373 sayılı Kararı uyarınca ülke inisiyatifi ile ulusal seviyede malvarlığı dondurması gerçekleştirmek, diğer devletlerden gelen malvarlığı dondurma taleplerini dikkate almak.

  8. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1373 sayılı Kararı uyarınca ülke inisiyatifi ile ulusal seviyede belirlenen örgütler kapsamında yabancı devletlerden taleplerde bulunmak.

Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF’nin) Türkiye Kararı: Değerlendirme ve Yapılması Gerekenler

Türkiye neden ve nasıl gri listeye alındı konusunda kişisel bir analiz yapınca, öncelikle birkaç önemli değerlendirmeyi kamuoyunun ve yetkililerin takdirine sunmak isterim. Birincisi, Türkiye’nin FATF değerlendirme sürecinde üstün gayret gösterdiği, konunun ilgilisi kurum ve kuruluşlar tarafından çok büyük çaba sarf edildiği gözlenmektedir. Ancak, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişi sonrasında karar alma süreçlerindeki ciddi değişimler, yeni sistemin anlaşılması ve uygulanması konusundaki aksaklıklar, yeni sistemin oturması sürecindeki belirsizlikler Türkiye’deki siyasi ve bürokratik yapıların FATF’nin karşılıklı değerlendirme sürecine yeterince hazırlanıp gerekli kurumsal kapasite ve operasyonel yetkinlikle cevap veremediğini göstermektedir. İkincisi, ilgili kurumlar incelenince, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında karar alma süreçlerinde yaşanan tıkanıklık nedeniyle bazı konularda bürokratların karar almakta çekingen kaldıkları, tek başlarına karar alamadıkları için konunun Cumhurbaşkanlığı tarafından karar alınarak belirlenmesi gerektiğini değerlendirip gerektiği şekilde inisiyatif alamadıkları görülmüştür. Nihayetinde, üçüncü olarak, alınması gereken bazı kararlar alınamamış, bazı alanlarda ise siyasilerin görüşlerinin ne olacağı bilinemediği ve belirli bir politika belirlenemediği için FATF’den alınan notlar düşük seviyede kalmıştır.

Bununla birlikte, vurgulanması gereken dördüncü bir husus da FATF’nin Türkiye’yi gri listeye almasını her şeyden önce siyasi bir karar olarak yorumlamak gerekmektedir. Çünkü ülkenin finansal sistemi ile kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele konusunda Pakistan, Suriye, Arnavutluk, Myanmar, Yemen, Güney Sudan, Uganda, Senegal, Burkina Faso, Zimbabve, Nikaragua, Filipinler, Kamboçya, Haiti, Cayman Adaları ve Barbados ile aynı kefeye konmaktadır. Global Demokrasi zirvesine Türkiye’nin çağrılmadığı da göz önünde bulundurulduğunda alınan kararların siyasi bir yönü olduğu tartışmasız bir gerçektir.

Son olarak, asıl odaklanmamız gereken nokta ise, Türkiye’nin tüm bu eksikler, aksaklıklar ve siyasi boyutlara rağmen kara para aklama ve terörizmin finansmanı konularında FATF’nin talep edilen standartlarını yeniden yakalaması hem teknik hem de etkin/etkili devlet ve yetkin bir kamu politikası kapasitesi konusu olarak kabul edilmelidir. Türkiye, çeşitli mazeretlere sığınmadan, bu süreci politik arenada siyasi aktörlerce eleştirme hakkını saklı tutarak, hızlı bir şekilde kendi devlet geleneği, hukuk/demokrasi deneyimi ve kurumsal kapasitesine yakışır bir şekilde FATF’nin gri listesinden çıkmak için gerekli adımları atmalıdır. Bu konuda hem seçilmiş siyasetçilere hem atanmış idari kadrolara hem de yargı kurumlarına önemli görevler ve ödevler düşmektedir. Yazının ikinci bölümünde, FATF talepleri doğrultusunda Türkiye’nin önümüzdeki süreçte gri listeden hızla çıkması için gerekli kamu politikası uygulamaları ve çözüm önerilerini daha detaylı olarak ele alacağım. 

 

Bu yazıda ifade edilen görüşler yalnızca yazara aittir; KAPDEM’in kurumsal duruşunu, editoryal görüşünü ve/veya politik tutumunu  yansıtmayabilir. KAPDEM, yayınladığı içerikler aracılığıyla farklı perspektiflerin ifade edilmesini teşvik eder, ancak bu içeriklerde kullanılan bilgi ve üretilerin fikirlerin  tüm sorumluluğu yazarlarına aittir.

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Bahis, Şike ve Kara Para Aklama İlişkisi: Mücadele İçin Kamu Politikası ve Uygulama Önerileri

Bahis, Şike ve Kara Para Aklama İlişkisi: Mücadele İçin Kamu Politikası ve Uygulama Önerileri

Ekim sonu–Kasım başı 2025’te Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), resmî verilerle yaptığı incelemede 571 faal hakemin 371’inin bahis hesabı olduğunu, 152’sinin de fiilen bahis oynadığını açıkladı. Ardından 149 hakem ve yardımcı hakem için sekiz ile on iki ay arasında men cezaları geldi. Bu tablonun tek başına yasalarda tanımlanmış şekilde bir şike suçu içerdiği sonucuna varılamaz. Ancak, bu veriler bazında net bir çıkar çatışması, içeriden bilgiyle piyasa istismarı, “spot‑fixing” (müsabaka içerisindeki mikro olayların manipülasyonu) ve kara para aklama (KPA) risklerinin var olduğunu, bu risklerin mevcut işleyiş içerisinde yüksek olduğunu ve adil rekabet algısının zedelendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Pratik sonuç şu: Spor hukukunu ilgilendiren yasal düzenlemeler ile, kara para suçunu düzenleyen yasa ve maddelerinin sahada nasıl kesiştiğini, uluslararası sözleşme ve en iyi uygulamalarda belirtilen yapılara ulaşmanın ne kadar önemli olduğunu gördük. Bu durumla mücadele etmek ve doğru şekilde süreçleri yönetmek için doğru bir kamu politikası yaklaşımı ve etkili bir politik reçete nasıl olmalıdır? Öncelikle; eşgüdümlü bütünlükçü bir izleme mekanizmasının geliştirilmesi, hedefli Know Your Customer/Enhanced Due Diligence (KYC/EDD)(Müşterini Tanı/Arttırılmış Özen) analizlerinin süreç içerisinde bulunan tüm kurumlarca yapılması, akıllı anomali analitiği gibi teknik izleme faaliyetlerinin tasarlanması, MASAK gibi kurumlara gecikmeden şüpheli işlem bildirimlerinin ve raporlamaların yapılması ve şeffaf, caydırıcı disiplin yaptırımlarının kurgulanması. Bunları, bahis operatörlerinin erişebileceği spor katılımcıları için merkezi bir “denylist”(red listesi) oluşturulması, belli kurumlarla zorunlu veri paylaşımı ve offshore yasadışı bahse karşı müşterek eylem planı oluşturma ve mevcut planın uygulanması gibi politika adımları tamamlamalıdır.

Detay
Geri Gönderme Tehdidi Altındaki Türkmenlerle Röportaj Serisi Bölüm 3: Türkiye’de Türkmen Olmak: Destekten Küskünlüğe

Geri Gönderme Tehdidi Altındaki Türkmenlerle Röportaj Serisi Bölüm 3: Türkiye’de Türkmen Olmak: Destekten Küskünlüğe

Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak önceki yıllarda Türkiye’ye göç etmiş ve/veya sığınmış olan, Ankara’da yaşayan Türkmen aileler ile kimlikleri saklı kalmak kaydıyla röportajlar gerçekleştirmiştik. Onların yaşadıkları sorunları, sıkıntıları ve beklentilerini dört röportajdan oluşan bir röportaj serisi olarak yayınlamıştık. Türkiye’ye çeşitli statüler altında göç eden Suriyeli, Iraklı, Afganistanlı ya da başka yerlerden gelen mülteciler, göçmenler, sığınmacılar vb. gruplar üzerine yayınladığımız makaleler, araştırma raporları ve özel dosyalar gibi Türkmen aileler ile gerçekleştirilen röportajlar da büyük bir ilgi gördü. Farklı koşullar altında yaşayan başka ailelerin durumlarını da gündeme getiren yayınlar yapmamız konusunda hem okuyucularımızdan hem çeşitli sivil toplum kuruluşlarından hem de Türkmen kuruluşlarından yoğun talepler aldık. Yaptığımız araştırmalar neticesinde yine Ankara’da yaşayan, ancak daha farklı koşullar altında bulunan çeşitli Türkmen aileler ile kimlikleri gizli kalmak kaydıyla yeni röportajlar gerçekleştirdik. Bu Türkmen aileleri ‘ Geri Gönderilme Korkusu Altındaki Türkmen Aileler ’ olarak nitelendirebiliriz. Bir şekilde Geri Gönderme Merkezleri’ne çağrılmış ve takip altında bulunan bu Türkmen ailelerden çeşitli kişilerle yaptığımız röportajları yeni bir röportaj serisi altında yayınlıyoruz. Bu röportaj serisinde ‘ geri gönderilme korkusu’ yaşayan, kimlik bilgilerinin paylaşılmasını istemeyen ve bizim de açık kimliklerini paylaşmadığımız farklı ailelerden altısı erkek, ikisi kadın olmak üzere toplam sekiz kişi ile yapılan özel görüşmelere yer verilmektedir. Bu kişiler, kendileri veya aileleri Geri Gönderme Merkezleri’ne alınmış, Türkiye’de yaşam mücadelesi veren kişilerde oluşmaktadır. 2024 Ekim ayı itibariyle röportajı gerçekleştirdiğimiz Türkmenlerin neredeyse tamamı ‘Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi Kimlik Belgesi’ne sahip kişilerken yaşadıkları sorunlar sonrası bu statülerini kaybetmiş ve kaçak durumda kalmışlardır. Özel izinlerle hazırladığımız bu röportaj serisinin üçüncü bölümünde KAPDEM olarak bir Türkmen ailesinin evinde kaçak durumda olan ve terörle suçlanan birisi kadın birisi erkek olmak üzere iki kişiyle röportaj yaptık. Erkek katılımcı 50’li yaşlarının ortasında, 2016 yılında DAEŞ’in Telafer/Musul’a girmesinden sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye sığınmış. Kendisi 2016 sonundan bu yana Ankara’da ikamet etmektedir. Türkiye’ye geldiğinden bu yana kendi mesleği olan oto elektrikçiliğini kaçak olarak yapmış, sonrasında çocukları çalıştığından dolayı çalışmayı bırakmış. İki oğlunun Geri Gönderme Merkezi’ne alınmasından sonra hem maddi hem de psikolojik olarak çok zor bir dönem yaşadığını anlatmıştır. Ülkeden sınır dışı edilen iki oğlu şu an Irak’ta yaşamakta, kendisi eşi ve diğer üç çocuğuyla Ankara’da yaşamaya devam etmektedir. Kadın katılımcı ise 30’lu yaşlarının başında, 2018 yılında yine aynı bölgeden kaçarak çekirdek ailesi ile birlikte Türkiye’ye sığınmıştır. O tarihten bu yana Ankara’da yaşamaktadırlar. Eşi Irak’ta olduğu gibi Türkiye’de de inşaat işlerinde çalışırken kendisi de evde nakış işleme, minyatür gibi işler yaparak eşine destek olmaya uğraşmıştır. Bu şekilde geçimlerini sürdürebilmişlerdir. Ancak, röportajı yaptığımız tarihten birkaç ay önce eşinin sınır dışı edilmesiyle tüm haklarını kaybetmiş ve üç çocuğu ile çok daha ağır şartlar altında yaşamaya çalışmaktadır. Erkek katılımcının “Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi” kimliği hala geçerli iken kadın katılımcının eşinin bulunduğu durumdan dolayı kendisi ve çocuklarının kimliği iptal edilmiş ve kaçak durumda bulunmaktadırlar. Röportajın Özeti: “Saddam’dan sonra gelenler bizi harap etti. Saddam zamanında 20 sene askerlik yaptım, ama Irak’tan kaçmadım. Şimdi ise canımızı kurtarmak için ülkemizi terk ettik” “ Saddam sonrası gelen yönetimler bizi perişan etti. Amerikalılar, Şiiler, DAEŞ hepsi bize zulmetti. Irak hükümeti de bizi hedefe koydu ” “ DAEŞ Irak hükümeti ile birlikte çalışıyordu ” “Türkiye’ye ulaşmak çok zordu. Suriye’den kaçak yollarla sınırdan geçtik. Kimliğimiz olmadığı için hiçbir resmi destek alamadık” “Ben Türkiye’ye geldiğimde 12 yaşındaydım. 12 yaşındaki bir çocuk nasıl terörist olabilir? Sekiz yıl sonra 20 yaşında DAEŞ üyesi diye sınır dışı edildim” “ Eşim Türkiye’ye kaçak girdiğimiz iddiası ile sınır dışı edildi. Irak’a gönderilince DAEŞ mensubu iddiası ile tutuklandı. Bir daha haber alamadım ” “Vatanınızı neden terk ettiniz diyorlar. Ben de onlara, zamanında Osmanlı Musul’u nasıl bıraktıysa, biz de öyle bıraktık diyorum. Ne silahımız var ne bir şeyimiz.” “Irak’ta Türkmen olarak yaşamak korku içinde bir hayatta kalma mücadelesi demek. Elimdeki her şeyi sattım ki oğlum hapisten kurtarabilsin” “ Irak’ta Türkmenlerin hayatı çok zor. Orada Kürtler ve Araplar güçlü artık. Kimse bizi istemiyor ” “Türkmenler için Türkiye umut kapısıydı, ama artık küstük. 2022’ye kadar her şey iyiydi, ama sonra suçsuz binlerce insan DAEŞ bahanesiyle sınır dışı edildi” “Ne Irak ne Türkiye. Bizi yabancı bir ülkeye gönderin, en azından insanca yaşayabilelim. Çok yorulduk” “Adaletli bir hükümet istiyorum. Kim olduğu önemli değil; Arap, Türkmen, Kürt fark etmez. Saddam gibi herkese eşit davranan bir lider gelsin” “ Türk devleti Türkmenlere sahip çıksın, destek olsun ” Röportajın Tam Metni: Geri Gönderme Tehdidi Altındaki Türkmenlerle Röportaj Serisi Bölüm 3 : Türkiye’de Türkmen Olmak: Destekten Küskünlüğe Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak bizimle konuşmayı ve özel röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Türkmen-1 (Erkek): Ben Irak’ta Telafer bölgesinde yaşıyordum. Ben buraya 2016’da geldim. Üç erkek, iki kızım olmak üzere beş çocuğum var. Türkmen-2 (Kadın): Ben üç çocuk annesi, 31 yaşında bir kadınım. Musul’da yaşıyorduk, savaştan sonra her şeyimizi kaybedip 2014 yılında Türkiye’ye gelmek zorunda kaldık “Saddam sonrası gelen yönetimler bizi perişan etti. Amerikalılar ‘Bu Türk, bu Arap’ diyerek sokaklarda insanları öldürdüler. DAEŞ Irak Hükümeti ile birlikte çalışıyordu” Irak’ta günlük yaşamınız nasıldı, neler yapıyordunuz? Türkmen-1 (Erkek): Irak’ta elektrikçim vardı, elektrikçilik yapıyordum. Araba elektrikçi dükkanım vardı, tüm ailem oradaydık. 2016’ya kadar da Türkiye’ye hiç gelmemiştim. Türkmen-2 (Kadın): Eşim inşaat sektöründe kendi işini yapıyordu. Savaştan önce hayatımız düzenliydi, ailemizle birlikte yaşıyorduk. Ancak savaş sırasında her şeyimizi kaybettik. Türkiye'ye gelme kararını nasıl aldınız? Türkmen-1 (Erkek): Saddam Hüseyin döneminde hayat daha iyiydi, fakat onun devrilmesinden sonra Türkmenlere yönelik baskılar arttı. Saddam döneminde 20 yıl askerlik yaptım ve sekiz yıl boyunca İran’la savaştık. Buna rağmen ülkemizi terk etmedik. Ancak Saddam sonrası gelen yönetimler bizi perişan etti. 2003’te Amerikalılar geldi ve “Bu Türk, bu Arap” diyerek sokaklarda insanları öldürdüler. Sonrasında Telafer’e Şii milisler hâkim oldu ve bize zulmetmeye başladılar. Köylerimizi basıp insanları götürüyorlardı. DAEŞ gelene kadar bu baskı devam etti. DAEŞ geldikten sonra neler yaşadınız? Türkmen-1 (Erkek): DAEŞ geldi ve bizim bölgemizi ele geçirdi. Bu sefer Irak hükümeti de Sünni Türkmenlere zulmetmeye başladı. Hükümet, DAEŞ’in bizi hedef almasına göz yumdu. DAEŞ, Irak hükümetiyle birlikte çalışıyordu. Kasım Süleymani ile iş birliği yaparak köylerimizi bastılar ve bombaladılar. Siz Türkiye’ye gitme kararınız nasıl aldınız? Türkmen-2 (Kadın): DAEŞ’in 2015’te bölgemize gelmesiyle durum daha da kötüleşti. Bombalamalar, baskılar ve ölümler hayatımızı tamamen çekilmez hale getirdi. Kadınların dışarı çıkması yasaklandı, çarşaf zorunlu hale getirildi. Ailemden birçok kişiyi kaybettim. Artık çocuklarımı güvende büyütebilmek için başka bir ülkeye gitmek zorundaydık. Türkiye’ye gelme kararını da bu yüzden aldık. Hayatta kalabilmek ve çocuklarımızın geleceği için buradan gitmemiz gerektiğini düşündük. “Türkiye’ye Suriye üzerinden kaçakçılar vasıtasıyla gelebildik. DAEŞ bizi defalarca engelledi, hatta bir seferinde bizi rehin alıp bir yere kapattılar” Türkiye'ye nasıl gelebildiniz? Türkmen-1 (Erkek): Türkiye’ye ulaşmak çok zordu. Önce Suriye’ye geldik, oradan kaçakçılar yardımıyla sınırdan geçtik. Sınır kapısında bize izin vermediler, “Kapılar kapandı” dediler. Bir süre Suriye’de kaldık, ardından kaçakçılar sınırdan gizlice Türkiye’ye geçirdi. Annem, eşim ve beş çocuğumla birlikte geldik. O zaman kimlik ya da girişte belge almadınız? Ankara’ya nasıl geçtiniz? Türkmen-1 (Erkek): Evet, resmi giriş yapmadığımız için kimlik veya belge alamadık. Hatay’ın Antakya ilçesinden girdik. Oradan bizi otobüsle Ankara’ya gönderdiler. Gece üç-dört civarında Ankara’ya vardık. Akrabalarımız bizi karşıladı ve evlerine götürdüler. Sizin Türkiye’ye girişiniz nasıl oldu? Türkmen-2 (Kadın): Türkiye’ye gelmek için çok zorlu bir yolculuk yaşadık. Kaçakçılarla birlikte Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşmaya çalıştık. DAEŞ bizi defalarca engelledi, hatta bir seferinde bizi rehin alıp bir yere kapattılar. Yaklaşık bir ay boyunca çok zor koşullarda Suriye’de beklemek zorunda kaldık. Kaçakçılar bizi sürekli başka bir gruba devrediyordu, her seferinde ekstra para ödemek zorunda kaldık. Türk sınırına ulaştığımızda askerler bizi karşıladı, bilgilerimizi aldı, yemek ve su verdi. Daha sonra bir kampa yerleştirildik ve oradan Ankara’ya geçtik. Geliş sürecinde Türkiye'de size destek sağlayan bir Sivil Toplum Kuruluşu (STK) veya kamu kurumu oldu mu? Türkmen-1 (Erkek): Hayır, tamamen kendimiz geldik. Türkmen-2 (Kadın): Hayır, ne geliş sürecinde ne de sonrasında herhangi bir STK ya da kamu kurumundan destek almadık. “Türkiye’de Birleşmiş Milletler kimliklerimiz kapatılınca sağlık ve eğitim hizmetlerinden faydalanamaz olduk” Şu anda hangi statüde bulunuyorsunuz? Türkmen-1 (Erkek): Birleşmiş Milletler’in Uluslararası Koruma statüsündeyiz. Kimliğim var, ancak son olarak sadece altı aylığına uzatıldı. Normalde bir yıllık uzatılırken bana altı ay verdiler. Biliyorum ki yakında beni de sınır dışı edecekler. Türkmen-2 (Kadın): Şu anda Birleşmiş Milletler’in "Uluslararası Koruma Başvuru Sahibi" statüsündeyim. Ancak kimliğimiz kapandığı için bu statünün bize sağladığı haklardan yararlanamıyoruz. Kimliklerimiz açıkken çocuklarımız okula gidebiliyordu ve sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyorduk. Ancak şu an bu haklarımız tamamen elimizden alınmış durumda. Kimliğiniz olduğu süreçte sosyal devlet hizmetlerinden (eğitim, sağlık gibi) faydalanabildiniz mi? Türkmen-1 (Erkek): Çocuklarım Türkçe bilmedikleri için okula uyum sağlayamadılar ve bırakmak zorunda kaldılar. Ancak hastanelerde herhangi bir sorun yaşamadık. Türkmen-2 (Kadın): Evet, kimliklerimiz açık olduğu dönemde çocuklarımız devlet okullarına gidebiliyordu. Sağlık hizmetlerine erişimimiz vardı ve ilaçlarımızı temin edebiliyorduk. Devlet bizi teşvik ediyordu, hatta çocuklarınızı okula göndermezseniz ceza alırsınız diyorlardı. Ancak kimliklerimiz kapandıktan sonra ne eğitimden ne de sağlık hizmetlerinden faydalanabiliyoruz. “Oğullarım DAEŞ teröristisiniz denerek sınır dışı edildi. Oğlum Türkiye’ye geldiğinde 12 yaşındaydı. 12 yaşındaki bir çocuk nasıl DAEŞ teröristi olabilir?” Geri Gönderme Merkezi ile ilgili sorunlar yaşadınız mı? Türkmen-1 (Erkek): Evet, 2022 yılında iki çocuğumu aldılar. Sabah evimize geldiler ve “Emniyette birkaç soru soracağız” diyerek götürdüler. Çocuklarım iki gün sonra arayıp “Bizi Akyurt’a götürdüler” dedi. Küçük oğlum üç buçuk ay, büyük oğlum ise dört buçuk ay Geri Gönderme Merkezi’nde kaldı. Serbest bırakıldıklarında kimlikleri kapatılmıştı, DAEŞ teröristiniz diye sınır dışı kararı çıkmış. Sonra ne oldu çocuklarınıza? Türkmen-1 (Erkek): İki oğlum Geri Gönderme Merkezi’ne alınmalarından dolayı kimlikleri kapandığı için çalışamadı ve Irak’a dönmek zorunda kaldılar. Oğullarınızın terör örgütü DAEŞ ile ilişkisi var mıydı? Türkmen-1 (Erkek): Hayır,Emniyet de bize o süreçte hiçbir kanıt sunmadı. Oğlum, 'Ben Türkiye’ye geldiğimde 12 yaşındaydım. 12 yaşındaki bir çocuk nasıl DAEŞ teröristi olabilir?' diyerek kendini savundu. Buna rağmen, sekiz yıl sonra, 20 yaşındayken terörist olduğu iddiasıyla sınır dışı ettiler. Diğer oğlum ise kimliği kapandığı için burada ne çalışabildi ne de yaşayabildi. İki oğlunuzun Irak’a döndüğünü söylemiştiniz. Dönünce ne yaptılar? DAEŞ teröristi iddiası ile Türkiye’den gönderilmeleri Irak’taki hayatlarını etkiledi mi? Türkmen-1 (Erkek): Maalesef.Irak hükümeti dönünce büyük oğlumu tutukladı. Orada her şey parayla olur. Hapisten çıkabilmesi için parasını ödedik, serbest kaldı. Elimdeki her şeyimi sattım ki oğlumu çıkarabileyim diye. Şimdi orada korku içinde yaşıyorlar. “Biz kaçak girmedik Türkiye’ye ama kaçak girdiniz diyerek eşim sınır dışı edildi. Irak’a gönderilince DAEŞ mensubu olduğu iddiası ile tutuklandı. Bir daha haber alamadık” Siz Geri Gönderme Merkezi ile ilgili neler yaşadınız? Türkmen-2 (Kadın): Eşim Geri Gönderme Merkezi’ne götürüldü. Sebep olarak Türkiye’ye kaçak girmiş olmamız gösterildi, ancak biz kaçak giriş yapmadık. Daha sonra eşime sınır dışı kararı çıkarıldı ve Irak’a gönderildi. Irak’a ulaştığında havalimanında DAEŞ mensubu olduğu iddiasıyla tutuklandı. O günden beri eşimden haber alamıyorum. Bu durum hem beni hem de çocuklarımı çok kötü etkiledi. Türkiye’ye gelirken hayatta kalma umudumuz vardı, ancak şimdi çok daha büyük bir çaresizlik içindeyiz. Herhangi bir Türkmen dernek, vakıf veya STK’lardan destek gördünüz mü? Türkmen-1 (Erkek): Hayır. Bir ara birkaç koli yardım geldi ama sonra hiç yardım devam etmedi. Türkmenler de kendi memleketlilerine yardım ediyorlar, bize etmediler. Çocuklarım Geri Gönderme Merkezi’ne girince gittim yanlarına yardım istedim. Orada da dediler ki, ‘İlgili birimleri bilgilendirdik, yazıyı verdik, bekleyeceksiniz.’ Ben de ‘bir sorumlu ile görüşmek istiyorum’ dedim ama onu da yapamadılar. Başka da hiçbir şey yapmadılar, ilgilenmediler. Türkmen-2 (Kadın): Hayır, Türkmen STK’larından hiçbir yardım almadık. Aksine, bir STK’ya eşim sınır dışı edilince çocuklarımın vekaleti konusunda yardım istemek için gittiğimde bir avukatla görüştürdüler. O görüştürdükleri avukat da benden o zaman 20 bin lira istedi. Böyle bir parayı ödeyemediğim için yardım alamadım. “İlk geldiğimizde insanlar Türkmenlere karşı çok iyiydi. Ama şimdi ayrımcılık çok arttı. Neden geldiniz diyerek suçlanıyoruz” Türkiye’ye insanların size karşı davranışları nasıl, geldiğiniz günden bugüne değerlendirebilir misiniz? Türkmen-1 (Erkek): İlk geldiğimizde insanlar çok iyiydi ve Türkmenleri seviyorlardı. Bazıları sadece, ‘Neden geldiniz, ülkenizi bırakıp kaçtınız?’ diye soruyordu, ama genel olarak olumlu yaklaşıyorlardı. Şimdi de çoğu bizi seviyor, fakat bazen Suriyelilere yapılan kötü muamele bize de yapılıyor. 'Vatan hainisiniz, neden ülkenizi savunmadınız?' diye suçlayanlar oluyor. Onlara, ‘Zamanında Osmanlı nasıl Musul’u, Kerkük’ü bıraktıysa, biz de öyle bırakmak zorunda kaldık. Ne silahımız var ne gücümüz. Kendimizi ve namusumuzu korumak için çıktık’ diyorum. Türkmen-2 (Kadın): İlk geldiğimiz yıllarda insanlar bize daha iyiydi. Ancak zaman geçtikçe ayrımcılık arttı. Özellikle çocuklarım okullarda ve parklarda ayrımcılıkla karşılaşıyor. ‘Siz yabancısınız, ülkenizi neden terk ettiniz?’ gibi sözler duyuyoruz. Çocuklarım bu durumdan çok etkileniyor, hatta oğlum bu yüzden okulda sürekli kavga ediyor ve bana ‘Neden buraya geldik?’ diye soruyor. Bu da beni çok üzüyor. Türkiye’de dil konusunda zorlandınız mı? Türkmen-1 (Erkek): Türkiye’ye ilk geldiğimde Türkçeyi iyi öğrenmiştim, ama artık evden dışarı çıkmadığım için unuttum. Zaten şimdi dışarı çıkmam da mümkün değil; polis Türkmen görünce hemen alıyor. Özellikle merkezi yerlere Türkmenlerden kimse gidemiyor. Çocuklarımın Türkçesi ise çok iyi. Burada büyüdükleri için Türkçe, Türkmenceden daha baskın hale geldi. Türkiye’ye geldiğimizde en büyük çocuğum 16 yaşındaydı. Artık onlar Türk gibi; benim gibi değiller. Ben Türkçeyi tam anlamıyla öğrenemedim. Türkmen-2 (Kadın): Türkmen olduğumuz için Türkçe konuşmayı kolayca öğrendik ve dil konusunda çok zorlanmadık. Hatta Türkçe kursuna bile gitmek istedim ama Türkçem iyi olduğu için kabul etmediler. Ancak çocuklarım Türkçeyi o kadar iyi öğrendiler ki kendi dilimizi unutmaya başladılar. “Yaşadıklarımızdan sonra Türkiye’ye küstük. Irak’ta da istenmiyoruz. Orada da Kürtler ve Araplar güçlü artık. Adil bir yönetim olursa döneriz” Türkiye’deki hayatınızdan genel olarak memnun musunuz? Ne olursa Irak’a dönersiniz? Türkmen-1 (Erkek): Ç ocuklarım burada olsaydı ben de burada kalmayı isterdim. Allah Türkiye’den razı olsun, bu son zamanlara kadar her şey çok iyiydi ve memnunduk. Ancak Irak’ta Türkmenlerin hayatı çok zor; birçok kişi dağıldı, yerinden oldu. Zaten Irak hükümeti bizi istemiyor artık. Kürtlerin ve Arapların gücü çok daha fazla. Türkiye bize destek olmalı. Yarın bir gün Türkiye bölgeye geldiğinde biz de onlara destek oluruz; Türklere orada yardım ederiz, başkasına değil. Ancak son yaşadıklarımızdan sonra Türkiye’ye destek olma fikrinden vazgeçtik, küstük. Burada çoğu Telaferli de aynı şekilde düşünüyor. Binlerce insanımız DAEŞ bahanesiyle sınır dışı edildi. Bu durumda nasıl destek olalım artık? Türkiye’ye kızgınlığınız bu kadar büyük mü? Türkmen-1 (Erkek): Maalesef.Diğer herkesle iş birliği yapar, destek olurum; Türkiye’ye olmam. Kaydedin bu söylediğimi. Sadece ben değil, milletimin hepsi böyle düşünüyor. 2022’ye kadar sorun yoktu, sonra benim çocuklarımdan tutun binlerce suçsuz insanı aldılar DAEŞ diye. Türkiye’den gidip Irak’ta mı yaşamak istiyorsunuz? Türkmen-1 (Erkek): Ne Irak ne de Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Bizi yabancı bir ülkeye, örneğin Almanya’ya göndersinler. Onlar, Müslüman ülkelerden daha adil; en azından orada güvende oluruz. Hayatımızı yaşamak istiyoruz artık, çok yorulduk. 55 yaşındayım; sekiz yıl İran’la savaştık, sonra birçok grupla çatışmalar yaşadık. Buraya kaçtık geldik, burada da sıkıntılar bitmedi. Eğer bir gün Irak’ta hükümet değişir ve adaletli bir yönetim gelirse, ancak o zaman geri dönerim. Kim olduğu önemli değil; Arap, Türkmen, Kürt ya da Yezidi fark etmez, yeter ki herkese adil bir şekilde hükmeden bir devlet olsun. Saddam gibi tüm milletlere eşit davranan bir yönetim istiyorum. En azından onun döneminde can güvenliğimiz vardı. “Türk devleti biz Türkmenlere sahip çıkmalı” Siz Türkiye’deki bulunmaktan genel olarak memnun musunuz? Ne olursa Irak’a dönersiniz? Türkmen-2 (Kadın): Kimliklerimiz açıkken ve eşim yanımızdayken hayatımızdan memnunduk. Ancak şu anda çok zor durumdayız. Irak’a dönmemiz için orada can güvenliğimizin sağlanması gerekiyor. Şu an eşim orada tutuklu ve hiçbir haber alamıyoruz. Can güvenliği olmadan Irak’a dönmek mümkün değil. Türkiye’deki devlet yetkililerine buradan ne söylemek istersiniz? Türkmen-1 (Erkek): Türk devleti biz Türkmenlere sahip çıksın. Yarın bir gün Türkiye, Musul’a ya da başka yerlere geldiğinde biz de onlara destek olalım. Bize şimdi destek versinler ki yarın aynı şekilde karşılık verebilelim. Benim veya çocuklarımın bir suçu varsa, gelsinler hepimizi cezalandırsınlar, bu onların hakkıdır. Ama hiçbir suçumuz yokken bizi bu duruma düşürmesinler. Biz burada kimseden yardım almadan, kendi emeğimizle yaşıyorduk; bunu elimizden aldılar. Burada yaşadıklarınızın sadece Türkmenlere yapıldığını mı düşünüyorsunuz? Diğer sığınmacılar da benzer zorluklar yaşamıyorlar mı? Türkmen-1 (Erkek): Bu yapılanlar sadece Türkmenlere değil ama çoğunlukla bize yapılıyor. Akyurt Geri Gönderme Merkezi’nde neredeyse hiç Suriyeli yok; biraz Afgan var, biraz da siyahiler var, ama en çok Türkmenler var. Türk devleti biz Türkmenlere destek olmalı. Suçluysak cezalandırılmayı kabul ederiz, ama suçsuz yere böyle bir muamele görmek bizi derinden üzüyor. Türkiye’ye olan sevgimiz azaldı çünkü suçsuz insanları sınır dışı ediyorlar. Siz Türkiye’deki devlet yetkililerine ne söylemek istersiniz? Türkmen-2 (Kadın): Eşimden haber almak ve onun güvenliğini sağlamak istiyorum. Eşim Geri Gönderme Merkezi’nden Irak’a gönderildi ve orada haksız yere tutuklandı. Türkiye hükümeti eşimi sınır dışı ettiyse onun başına gelenlerden de sorumlu olmalı. Eşimle ilgili bir haber almak için elimden geleni yaptım ama hiçbir sonuç alamadım. Yetkililerden eşimin bulunması ve güvenliğinin sağlanmasını istiyorum. Eğer eşime bir şey olursa, bunun sorumluluğu da Türkiye hükümetine ait olacak. Biz Türkiye’ye hayatta kalma umuduyla geldik, ama şu anda umudumuz kalmadı. Verdiğiniz açık ve samimi cevaplarınızdan dolayı çok teşekkür ederiz. Türkmen-1 (Erkek): Sağolun, var olun. Sizi tanımak bize şeref verdi. Sesimizi duydunuz, duyurdunuz. Cesur ve iyi insanlarsınız. Allah razı olsun. Türkmen-2 (Kadın): Şimdiye kadar sesimizi duyan, yanımızda duran olmadı. İnşallah buradan dertlerimizin çözülmesini vesile olursunuz. Biz de size teşekkür ederiz, Allah razı olsun. Röportajda yer alan görüşler yalnızca röportaj yapılan kişiye aittir ve KAPDEM'in kurumsal duruşunu, editoryal yaklaşımını veya politik tutumunu yansıtmayabilir. The views expressed in this interview are solely those of the interviewee and may not reflect the institutional stance, editorial approach, or policy orientation of KAPDEM.

Detay