Yazı Gönder
Türkiye Ekonomisi İçin Bir Durum Değerlendirmesi

Ekonomi ve Kalkınma

Türkiye Ekonomisi İçin Bir Durum Değerlendirmesi

17 Mart 2026

Türkiye Ekonomisi İçin Bir Durum Değerlendirmesi

 

1. Giriş

Bu makalede Türkiye ekonomisi ile ilgili bir durum tespiti yapılmaktadır. Bazı kritik alanlar kapsamlı bir şekilde irdelenmiştir. Bunlar, para politikası, Yap-İşlet-Devret yatırımları, Türkiye Varlık Fonu, kamu kurum/kuruluşlarının satışları ve maaş/ücret gelişmeleri konularıdır. Bunların yanında kısaca değinilen diğer önemli konular ise; kur, kur korumalı mevduat, Merkez Bankası rezervleri, enflasyon, iç ve dış borç stoku, kredi risk primi, iflas/konkordatolar, görev zararı, milli gelir bileşenleri, gelir dağılımı, dış ticaret açığı/cari işlemler açığı ve savaşın Türkiye ekonomisine etkileri başlıklı konulardır.

2. Para Politikası

Mart 2024’te 50 puana yükseltilen politika faizi, takip eden 8 ayda sabit tutulmuş, Aralık 2024’te 47,5’e düşürülmüştü. Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik operasyonlar sonrası tekrar fiilen yüzde 49 seviyesine yükseltilen politika faizi, sonraki dönemde tedrici düşüş sergilemiş, 22 Ocak 2026 tarihinde yüzde 37’ye inmiştir. Böylece 2024 Aralık-2026 Ocak arasında politika faizi 1050 baz puan gerilemiştir. Politika faizinin 2026’da yüzde 27’lere kadar düşebileceği öngörüsünde bulunan yabancı yatırımcılar, Türkiye’ye kısa vadeli yatırım tavsiye ediyor. Türkiye’ye dolar getirip bozan yabancı yatırımcı, Türk lirası (TL) Hazine faizine yatırım yaparsa, bozdurup döndüğünde hem doları değerini koruyor hem önemli bir faiz geliri elde ediyor. Ülkede carry-trade (faiz arbitrajı) cazibesini koruyor. İşlem, düşük faizli ülkelerden borçlanıp yüksek faizli para birimine kısa vadeli yatırım olarak tanımlanıyor. Ekim 2025’te dolar borçlanarak yapılan kısa vadeli TL yatırımların büyüklüğü 47 milyar dolar ile zirve yapmış durumdadır. Ekim 2025’te yatırımcıların Türkiye’den kazandığı faiz getirisinin yüzde 35 olduğu, yabancı yatırımcının dolar bazında reel getirisinin yüzde 10’un üzerinde olduğu hesaplanıyor.

ABD-İsrail-İran savaşı nedeniyle maalesef dengeler bozuldu, beklentiler karamsar hal aldı. Merkez Bankası ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kur ve borsada oluşan sert hareketi önlemek amacıyla önlem aldı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 5 Mart 2026’da örtülü adımla faizi yüzde 40’a yükseltti. Yüzde 37 faizli bir haftalık repo ihalelerine ara vererek, Bankaları yüzde 40 gecelik faizle borç vererek fonlamaya başladı. Bu uygulama ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin geçici olarak yüzde 40’a yükselmesine neden oldu. Merkez Bankası ayrıca likidite senedi ihraç ederek piyasadaki fazla likiditeyi çekmekte.  SPK da önlem olarak 13 Mart seans sonuna kadar borsada açığa satışı yasakladı. 

Savaşın kısa sürmesi halinde şayet Türkiye’de politika faizi yüzde 35’in altına inerse hem sıcak para girişi kesilebilir hem de içerde dövize talep artabilir. TL tasarruf gelirleri geriledikçe kur tutulamayabilir. Dolayısıyla önümüzde zorlu bir süreç bekleniyor. Savaş tehdidinin ortadan kalkması, siyasi iklimin yumuşaması ve güvenin artması, durumun kalıcı olarak düzelmesi için şart.

3. Kur - Kur Korumalı Mevduat (KKM)

Nureddin Nebati’nin Hazine ve Maliye Bakanı olduğu Aralık 2021 sonrası dönemde uygulanan düşük faiz politikası nedeniyle döviz kuru hızlı yükselişe geçmişti. Bunu dizginlemek amacıyla 21 Aralık 2021’de Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması getirildi. 2023 Ağustos’ta görülen zirve seviyesinde KKM mevduatı 143 milyar dolar (3,4 trilyon TL) bakiyeye sahipti, toplam mevduat içindeki payı ise yüzde 26,2 idi. 23 Ağustos 2025’ten itibaren yeni KKM hesabı açılamamaktadır. Mehmet Şimşek Haziran 2023’te Hazine ve Maliye Bakanı olmuş ve KKM’nin sonlandırılması onun döneminde gerçekleşmiştir. Uygulama sonlandırılıp KKM’deki düşüş devam ederken, KKM bakiyesi Kasım 2025 ortalarında 52,8 milyar TL’ye, toplam mevduat içindeki payı ise yüzde 0,2’ye gerilemiş bulunmaktaydı. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK’nın) yayımladığı haftalık bültene göre 13 Şubat 2026 haftasında ise KKM bakiyesi 2,2 milyar TL’ye gerilemiş, KKM büyüklüğü toplam mevduatın yüzde 0,01’ini oluşturmuştur. 

KKM uygulaması servet transferine neden olmuş, oldukça yüksek bir zarara yol açmıştır. Uygulama 23 Ağustos 2025 tarihinde sonlandırıldığında, uygulamanın başlangıcında 18,4 TL olan dolar kuru 41 TL civarına yükselmiş durumdaydı. 24 Ocak 2026 tarihinde KKM uygulamasına dayanak olan 2 tebliğ yürürlükten kaldırılarak KKM uygulaması bitirilmiştir. 24 Ocak 2026’da Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlükten kaldırılan tebliğler; “TL mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi hakkında tebliğ” ve “Altın hesaplarında TL mevduat ve katılma hesaplarına dönüşümün desteklenmesi hakkındaki tebliğ”dir.

4. Kura Müdahale ve Swap Hariç Net Rezervler

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası TCMB, döviz kurundaki dalgalanmaları kontrol amaçlı müdahalelerde bulunmaktadır.  KKM uygulaması sonlandırıldığında 41 lira düzeyinde olan dolar kurunda artış kontrollü biçimde devam etmektedir.  Dolar kuru 31 Aralık 2025’te 42,8, 31 Ocak 2026 tarihinde 43,4, 21 Şubat 2026 tarihinde ise 43,83 TL düzeyinde seyretmekteydi. Kurun yükselişinin “göreceli satın alma gücü paritesi” (relative purchasing power parity) artışının altında kalması nedeniyle, Türkiye birçok alanda fiyat-performans avantajını kaybetmektedir. Turizm sektörü bunların başında geliyor. Tekstil sektöründe de rekabet gücünün azalması sonucu ihracatın düştüğü, istihdamın azaldığı belirtiliyor. 

Merkez Bankası’nın 2023 Mayıs ayında eksi 60,5 milyar dolar olan swap hariç net rezervi 13 Şubat 2026 haftasında artı 81,6 milyar dolara yükselmiş, 20 Şubat haftasında 75,6 milyar dolara gerilemiş, 27 Şubat haftasında ise 78,8 milyar dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. Gelişmelerin bir kısmı, altın fiyatındaki dalgalanmadan kaynaklanmıştır.

 ABD-İsrail-İran savaşı nedeniyle 6 Mart itibarıyla dolar kuru 44 lirayı aşmıştır. 10 Mart itibarıyla Merkez Bankası’nın kuru tutmak amaçlı müdahaleleri nedeniyle swap hariç net rezervlerinin 65 milyar dolara düştüğü bankalar tarafından hesaplanmıştır.

5. Enflasyon 

Mevcut “Enflasyonla Mücadele Programı”, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, süreçte yaşanan siyasi darbelere, engellere ve programdaki eksiklere rağmen, Mayıs 2024’te yüzde 75 ile zirve yapan TÜFE enflasyonunu 2025 sonunda yüzde 30,9’a düşürebilmiştir (enflasyon oranı bir önceki yılın aynı ayına göre hesaplanmıştır). TÜİK verilerinin tartışmalı olduğu biliniyor. 2025 Aralık ayı sonu için yıllık enflasyon oranını TÜİK yüzde 30,9 bulurken, ENAG yüzde 56, İTO yüzde 37,7 olarak hesaplamıştır. Şubat ayı enflasyon oranını TÜİK yüzde 2,96, ENAG yüzde 4,01, İTO yüzde 3,85 oranında hesaplamıştır. 2 aylık enflasyon oranını ise TÜİK yüzde 7,94, ENAG yüzde 10,58 bulmuştur. Şubat ayı itibarıyla yıllık enflasyon oranını TÜİK yüzde 31,53, ENAG yüzde 54,14, İTO yüzde 37,88 olarak açıklamıştır. TÜİK’in yıl sonu enflasyon tahmini yüzde 16’dır. Şayet ABD-İsrail-İran savaşı uzun sürerse, enerji fiyatlarında artış devam ederse, hedeflerin tutturulması hayli güç olacaktır. Petrol fiyatlarında yüzde 10 artışın tüketici enflasyon oranını 1-1,5 puan arttıracağı hesaplanmıştır.[1]

Savaş sonlansa dahi, 2027 yılında mevcut “Enflasyonla Mücadele Programı”nın yerini seçim ekonomisinin getireceği genişletici politikalara bırakması halinde, enflasyonun hedeften sapması mümkündür. Hedeflenen yıllık enflasyon oranları şöyle: 2026 için yüzde 16, 2027 için yüzde 9 ve 2028 için yüzde 8.

6. Yap-İşlet-Devret (YİD) Yatırımları

Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ile ülkeye kazandırılan yapılar kamu maliyesini zorlayan önemli bir etmen olmuştur. YİD modeli ile yapılan projelerde özel sektör otoyol/köprü/tünel/hastane vb. inşa eder, belirli süre işletir, buradan sağladığı gelir yatırım maliyetini ve kârını karşılar. Sözleşmede hasta yatış/araç geçiş sayıları üzerinden garanti verilir. YİD anlaşmaları döviz üzerinden yapıldığı ve enflasyon farkı da bindiği için, verilen garantilerin tuttuğu durumlarda bile Hazine zarar etmektedir. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün gerçekleşmeyen geçiş garantisi nedeniyle ilgili firmalara yapmak zorunda kaldığı ödemeler 2019-2024 döneminde 273 milyar TL oldu. Ödemelerin giderek artması sonucu 2025-2026-2027 yıllarını kapsayan dönemde toplam ödemenin 328,7 milyar TL olacağı hesaplanıyor. Tutturulamayan geçiş sayıları için ilgili şirketlere ödenen dövize endeksli garanti ödemeleri, bütçe teklifinde 2026 yılında 101,3 milyar, 2027 yılında 125 milyar, 2028 yılında 150 milyar lira kaynak olarak öngörülmüştür. Köprü, otoyol, tüneller için verilen geçiş garantisine yapılan ödemeler yapım maliyetini geçmiş durumda.

          Birkaç YİD projesine yakından bakalım:

  • Sayıştayın Denetim Raporlarında, Kamu-Özel İş birliği (KÖİ) modelinin bir türü olan YİD modeli ile yaptırılan bazı hastanelerin inşaat ve işletme süreçlerinde sistematik usulsüzlük, sözleşme ihlalleri ve kamu zararı yaratan uygulamalar saptanmıştır. Ancak bu yanlışlar 2026 başı itibarıyla henüz düzeltilmemiştir. 17 şehirdeki 18 şehir hastanesini yapıp işleten 7 şirkete 2025 yılında ödenen kamu kaynağı 111,1 milyar TL olmuştur. 2018-2025 yıllarını kapsayan 8 yıllık dönemde şehir hastanelerine yapılan toplam ödeme 327,6 milyar lira olmuştur. 2026, 2027 ve 2028 yıllarında yapılacak tahmini ödemeler ise sırasıyla 131,149 ve 159 milyar liradır. Sağlık Bakanlığı ilgili şirketlere kullanım bedeli adı altında kira ve hizmet bedeli ödemektedir. 

    • 2025 yılında Zafer Havalimanı’nda yolcu garantisi 1,3 milyon yolcu iken, gerçekleşen yolcu sayısı 38 bin olmuştur. Hata payı yüzde 97’dir. Hazine ilgili şirkete garanti ödemesi olarak 340 milyon TL ödemek durumunda kalmıştır. Hava limanının kamuya devir tarihi 2044’tür. 2044 yılına kadar şirkete yapılacak garanti ödemesi 208 milyon Euro’dur. Hava limanının yapım maliyeti 50 milyon Euro’dur.[2]

    • Yavuz Sultan Selim Köprüsü durumunda, Köprü 2016 yılında hizmete açılmıştır. Başlangıçta toplam işletme süresi 7 yıl 9 ay idi ve Mayıs 2024’te kamuya devri söz konusuydu. Ancak Ulaştırma ve Altyapı Bakanı, köprünün devir tarihinin 2028’e ertelendiğini duyurdu. Köprü 2028’de kamuya devredilene kadar araç garanti ödemeleri sürecek. 

    • YİD modeliyle tamamlanan Osmangazi Köprüsü’nün maliyeti 1,48 milyar dolardır. 2016’dan bu yana ödenen miktar 5 miyar 15 milyon dolardır. Köprü, 15.07.2035 tarihinde kamuya devredilecektir. O tarihe kader ilave 5,3 milyar daha ödenmesi söz konusudur. Böylece toplam ödeme 10 milyar doların üzerinde gerçekleşecektir.[3]

7. Kamu Kurum/Kuruluşlarının Satışı 

Pek çok stratejik kurum ve kuruluş yabancı sermayeye veya özel sektöre devredildi/devrediliyor. Bu durum ilgili üretim dallarında sorun yaşanmasına, fiyatlama kontrolünün kaybedilmesine neden olabilecek niteliktedir. AKP döneminde satılan bazı önemli kamu kuruluşlarına bakalım:

  • Tüpraş -Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi 2005 yılında Koç Holding’e satıldı.

    • Tekel 2004 yılında alkollü içki bölümü Nurol-Limak-Özaltın grubuna, 2008 yılında sigara bölümü British American Tobacco’ya satıldı.

    • Petkim 2008 yılında Azerbaycan’a satıldı.

    • Erdemir 2005 yılında OYAK’a satıldı.

    • SEKA KAĞIT’ın birçok fabrikası kapatıldı veya satıldı.

    • Şeker fabrikaları 2018 yılında özelleştirildi. 

    • Türk Telekom’un 2005 yılında yüzde 55 hissesi 6,5 milyar dolara Lübnan merkezli Oger Telecom’a satıldı. 2005-2015 arasında Telekom 14 milyar dolar kar etti. Oger şirketi bunun 7 milyar dolarını aldı. Borçsuz aldığı şirketi 2016 yılında 3,5 milyar dolar borca soktu. Özelleştirme bedelinin 4,75 milyar dolarını Türk bankalarından aldığı borç ile ödedi. Milyonlarca batık kredi bırakarak Türkiye’yi terk etti. Halen Türk Telekom’un hisselerinin yüzde 61,68’i Türkiye Varlık Fonu’na yüzde 25’i T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yüzde 13,32’si ise halka ait bulunmaktadır.

    • Soma Termik Santralı 13 Ocak 2015 tarihinde Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından ihale yöntemiyle, enerji sektöründe yeterli deneyimi olmayan Konya Şeker Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye 685,5 milyar dolar karşılığında devredildi. Soma Termik Santrali’nin faaliyeti 16 Şubat 2026 tarihli yönetim kurulu kararı ile durduruldu, 87 işçi ücretsiz izne çıkarıldı. Kömürü Türkiye Kömür İşletmeleri’nden (TKİ) alıp enerji üreten Konya Şeker, aldığı kömürün parasını ödeyemeyip, TKİ’ye 18 milyar lira borçlanmıştı. Soma’nın ısınma ihtiyacı nedeniyle 5 ve 6 numaralı ünitelerin kış sonuna kadar sınırlı kapasiteyle çalıştırılıp, ardından üretimin tamamen sona ereceği ifade edilmiş bulunuyor. İşçiler Santral’ın yeniden kamulaştırılmasını talep etmektedir.

    • 1937 yılında Atatürk’ün halka bağışladığı Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) arazisi 1992 yılında “Doğal ve Tarihi Sit Alanı” olarak ilan edilmesine rağmen, 2011 yılında bu statüsü kaldırıldı ve alan ranta açıldı. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, ABD Büyükelçiliği arazisi dahil çeşitli kamu ve özel kuruluşlara satıldı. 801 milyon dolar harcanıp hurda yığınına dönen Anka Park da bu arazi üzerinde bulunuyor. AOÇ arazisinin 55 bin 538 dekarlık alanı 33 bin dekara düşmüş durumda. Sayıştay Raporu 2024 yılında AOÇ’nin fabrikalarının, dondurma ve domates suyu haricindeki tüm ürünlerde zarar ettiğini ortaya koymuştur. AOÇ, marka hakkını süt ürünleri üreten 9 özel sektör kuruluşuna vermiş bulunuyor.

    • 1937 yılında Atatürk’ün emriyle kurulan Fiskobirlik’in arazi ve fabrikalarının çoğu satılmıştır. Son olarak da Karadeniz Sahil Yolu arazileri satışa çıkarılmıştır. Fiskobirlik’in 2007’den bu yana 15 milyar TL zarar yazdığı ifade ediliyor.

    • 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve bununla beraber 7 ücretli otoyolun belirli bir süre için işletme haklarının satışı ile ilgili çalışmaların başladığı ifade ediliyor. Bloomberg’in 5 Şubat 2026 tarihli haberine göre Boğaz köprülerinin özelleştirilmesi için Ernst and Young’a (EY’ye) yetki verildi[4] (Ernst and Young (EY), merkezi Londra’da bulunan uluslararası bir denetim ve danışmanlık firmasıdır). Otoyollar için 25 yıl civarında bir özelleştirilme süresi düşünülüyor. Bu şekilde kamuya önden toplu para tahsil etme imkânı sağlanıyor ve özelleştirme süresi boyunca kamunun bu yapılardan gelir sağlaması engellenmiş oluyor. 2025 yılında kamu Boğaz Köprülerinden 23,5 milyar lira gelir elde etmiştir. 

    • 2026 Şubat ayında, milli parkların 99 yıla kadar kiralanabilmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yasa teklifi getirilmiştir.

    • Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Gabar ve Karadeniz projelerinin finansmanı için Şubat 2026’da 1 milyar dolar tutarında 5 yıl vadeli uluslararası sukuk (kira sertifikası) ihraç etmiştir. Kira sertifikası, sahiplerinin elde edilen gelirlerden payları oranında hak sahibi olmalarını sağlamaktadır. 

    • Türkiye Şeker Fabrikaları’na (TÜRKŞEKER’e) ait, Iğdır Şeker Fabrikası arazisi ve kamunun elindeki seralar dahil kıymetli toprakların satılmak özere özelleştirme kapsamına alındığı ifade ediliyor.

8. Türkiye Varlık Fonu (TVF)

Yaşanılan süreçte pek çok kamu şirketi özelleştirilirken bir kısmı da 26 Ağustos 2016’da kurulan Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilmiştir. TVF’nin kuruluş amacı “ekonominin yapısal sorunlarını aşmasına katkı sağlamak ve stratejik varlıklarının değerini arttırmak” olarak duyurulmuştu. Ancak kötü yönetim, liyakatsiz atamalar, uygulanan yanlış politikalar, yüksek faiz ortamında şirketlerin borç-faiz sarmalına girmesi nedeniyle, devredilen kamu şirketlerinin birçoğu borç batağına sürüklenmiş bulunmaktadır. Devlet TVF’deki şirketleri dış borç alırken teminat olarak gösterme, Fon’daki varlıkları ipotek etme hakkına sahiptir. TVF, 7 farklı sektörden 34 şirket, 2 lisans ve taşınmazlardan oluşan varlık portföyüne sahip. Şirketlerin 10’u KİT, yani Kamu İktisadi Teşebbüsü’dür. KİT’ler Sayıştay denetimine tabidir ancak diğerlerini (Fon’daki şirketlerin en az yüzde 60’ı) Sayıştay denetleyememektedir. Şirketlerin önemli bir kısmının Sayıştay ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) denetiminden muaf tutulmaları, mali kontrol mekanizmasını zayıflatmaktadır. TVF’nin aktif büyüklüğünün 360 milyar dolar olduğu, bu büyüklükle dünyada ilk 10 sırada yer aldığı, Fon’un borcunun 2024 yılında yüzde 35,3 artarak 10,7 trilyon liraya ulaştığı, borcun 8,8 trilyonluk kısmının kısa vadeli olduğu, Fon’un özkaynaklarının ise 2 trilyon TL olduğu, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Üyesi Mustafa Erdem’in açıklamalarında yer almıştır.[5] 

 Türkiye Varlık Fonu Portföyü’nün sektör bazında kompozisyonu şöyledir:[6]

  • Finansal Hizmetler: Ziraat Bankası, Halk Bank, Vakıf Bank, Borsa İstanbul, Türkiye Sigorta, Türkiye Hayat Emeklilik, Türkiye Katılım Sigorta, Türkiye Katılım Hayat, TVF Finansal Yatırımlar.

    • Lojistik: THY, PTT, İzmir Alsancak Limanı.

    • Enerji: BOTAŞ, Türkiye Petrolleri, TVF Enerji, TVF Rafineri ve Petrokimya, TVF AEL Elektrik.

    • Teknoloji ve Telekom:Türkcell, Türksat, Türk Telekom, TVF BT ve İletişim, TVF Teknoloji Yatırımları, Türkiye Teknoloji Fonu.

    • Tarım ve Gıda: ÇAYKUR, Kayseri Şeker, Türk Şeker, Türk Tarım.

    • Madencilik ve Demir-Çelik: Eti Maden, Türkiye Maden, Kardemir, Türk Altın Holding.

    • Lisanslar: Nakit Karşılığı Şans Oyunları Lisansı, At Yarışı Düzenleme ve Bahis Kabul Etme Lisansı.

    • Gayrimenkul: TVF portföyünde 46 adet taşınmaz bulunmaktadır.   

     

TVF’ye devredilen şirketler arasında Çaykur, BOTAŞ, TCDD, Kayseri Şeker, PTT’nin zararı giderek büyümektedir.  BOTAŞ’ın 2024 yılı zararının 45 milyar TL olduğu ifade edilmektedir.

 TVF’de yer alan birkaç şirkete yakından bakalım:

  • PTT 2018 yılında Varlık Fonu’na devredilmiştir. Takip eden yıllarda devamlı zarar etmiştir. TVF’ye devredildiği 2018’den bu yana geçen 7 yıllık dönemdeki toplam zararı 13 milyar lirayı bulmuştur. PTT’nin  2023 zararı 2,3 milyar, 2024 zararı 3,6 milyar 2025 zararı ise 4,5 milyar liradır. PTT zarar ederken, 4 kişilik yönetim kurulu üyelerinin ücretlerine 2024’te 2023’e göre yüzde 116 zam yapıldı. PTT’nin kurduğu şirketlerde de iflaslar görülmektedir. Örneğin, 2018 yılında PTT iştiraki olarak kurulan “PTT Para Lojistik ve Özel Güvenlik Hizmetleri Şirketi” 2021 yılında özkaynaklarının tamamını yitirmiş, 2022 yılı sonu itibarıyla öz kaynak düzeyi eksi 72 milyon TL olan batık bir şirket durumuna gelmiştir.  

    • TCDD’nin zararı da giderek büyümekte. TCDD’nin yapısı 2017 yılında TCDD Taşımacılık ve TCDD (sadece alt yapıdan sorumlu) olarak ikiye ayrıldı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın Kasım 2025’te yayımlanan Kamu İşletmeleri Raporu’nda, 2024 yılında TCDD Taşımacılığın 25 milyar 79 milyon, TCDD’nin 36 milyar 595 milyon olmak üzere, toplamda 61,6 milyar TL zarar ettiği belirtiliyor. 

    • KİT statüsüyle faaliyet gösteren ÇAYKUR, 2017 yılında Türkiye Varlık Fonu’na devredilmiştir. 2016 yılında 82 milyon TL net kar açıklayan ÇAYKUR, 2017’de 1,5 milyar TL zarar yazmıştır. Şirketin borcu 2024 yılında 9 milyar 610 milyon TL’ye yükselmiştir. 

    • Ziraat Bankası, BOTAŞ, TPAO, PTT, Borsa İstanbul, TÜRKSAT’ın Hazine’ye ait hisselerinin tamamı (bu şirketlerde Hazine payı yüzde 100 idi), Eti Maden’in (Hazine payı yüzde 100) ve Çaykur’un (Hazine payı yüzde 100) hisseleri, THY’nin yüzde 49,12 ve Halkbank’ın yüzde 51,11 oranındaki Hazine hisseleri Fona devredilmiş durumdadır. THY’nin TVF’ye devri 3 Şubat 2017’de gerçekleşmiştir.

    • 2016 yılında TVF’ye geçen İzmir Alsancak Limanı’nın, Albayrak Grubu bünyesindeki ALPORT Şirketine devredilmesi ile ilgili yazı 18 Şubat 2026’da yollandı. Devir işlemi 4 ayda tamamlanacak. Liman, halen TCDD tarafından işletilmekte. 

    • Turkcell’in en büyük hissedarı TVF’dır. Fon’un Turkcell’i satmaya hazırlandığı iddiası gündeme gelmiş bulunuyor. 2025’te Turkcell 17,8 milyar lira kar etmiştir.  Şirket sadece bir operatör değil stratejik bir kurumdur. 

     

9. Dış Borç Stoku

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Dış Borç verilerine göre 2025 sonu itibarıyla Türkiye’nin dış borç stoku brüt 519,9 milyar dolardır. Brüt dış borç stokunun GSYİH’ya oranı ise yüzde 32,9’dur. Dış borç stokunun 196,8 milyar doları kamu sektörüne, 25 milyar doları Merkez Bankası’na, 298,2 milyar doları özel sektöre aittir. Toplam dış borcun 167,4 milyar doları kısa, 352 milyar doları uzun vadelidir. Borcun parasal kompozisyonuna gelince; yüzde 48,1’ini ABD doları, yüzde 29,7’sini euro, yüzde 12’sini TL, yüzde 10,1’ini diğer para birimleri oluşturuyor.  Enstrüman dağılımında en büyük pay yüzde 45,8 ile kredilere ait. Yüzde 19,5 ile borç senetleri, yüzde 17,6 ile mevduat yükümlülüğü, kredileri izlemekte. 

Kamuya ait 196,8 milyar dolarlık borcun 94,3 milyar doları merkezi yönetime, 80,2 milyar doları kamu banka ve finans kurumlarına, 8 milyar doları KİT’lere, 9,6 milyar doları diğer kamu kurumlarına aittir. 

Dış borç istatistiklerini hazırlama görevi Hazine’den Merkez Bankası’na devredilmiştir. Uluslararası Yatırım Pozisyonu İstatistikleri ile uyumlu hale getirilmesi amacıyla yöntem değişikliği söz konusudur. Metodolojide revizyon şunları içermektedir: 

  1. Menkul kıymet niteliğindeki borçta ihraç yeri değil, bu kıymetleri elinde tutan yatırımcının yerleşikliği esas alınmıştır.

  2. Borçlanma araçlarının değerlendirilmesinde nominal değer yerine piyasa değeri kullanılmıştır.

2025 dış borç stoku eski yöntemle elde edilen rakamın hayli altındadır. 2005-2016 dış borç verileri yeni yöntemle daha yüksek, 2017 sonrası dış borç verileri ise daha düşük çıkmaktadır. Bunun nedeni, büyük ölçüde geçmişte iç borçlanma senetlerinde yabancı yatırımcı payının yüksek olması ile izah edilmektedir. 

10. İç Borç Stoku

Merkezi yönetim borç stoku 31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla 13656 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. Borç stokunun 6407 milyar TL tutarındaki kısmı Türk lirası, 7249 milyar TL tutarındaki kısmı döviz cinsi borçlardan oluşmaktadır.

Hazine’nin borçlanmada kullandığı bazı yöntemler piyasa riski barındırmakta. Bunların en somut örneği, 2017 yılından itibaren ihracına başlanan ve ihracına devam edilen altına endeksli borç senetleridir (2023 yılında altın cinsi borçlanmaya ara verildi). Bunlar altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası şeklinde ihraç edilmektedir. 

Başlangıçta yastık altındaki altınların ekonomiye kazandırılması amacıyla ihraç edilen altına endeksli bu kağıtlar, altın fiyatı aşırı yükseldiği durumlarda Hazine’nin altın cinsi borçlanma maliyetini çok yükseltmektedir. Bir yandan KKM den kurtulmak için çaba sarfederken diğer yanda KKM ile benzer risk taşıyan altına endeksli kâğıt ihracı devam etmektedir. 

Hazine 2024 ve 2025 yıllarında 183 ton altın ve altına dayalı kâğıt çıkardı. Bu kapsamda çıkarılan 16 kâğıdın 8’i tahvil, 8’i kira sertifikası cinsinden. Bu kağıtların geri ödemesi 2026 yılının Ocak-Ekim döneminde gerçekleşecek. 30 Ocak 2026 tarihli altının ons fiyatı kullanıldığında ödenecek faiz karşılığı yaklaşık 17 milyar dolar. Halen iç borç stokunun yüzde 14,5’i altın tahvilleri ve altına endeksli tahvillerden oluşmaktadır.[7]

Hazine ve Maliye Bakanlığı en son, doğrudan satış yöntemiyle, 28 Ocak 2026 valörlü, 27 Ocak 2027 itfa tarihli, 6 ayda bir 0,40 kupon ödemeli, 6 bin 681 kg altın karşılığı altın tahvili, 13 bin 560 kg altın karşılığı altına dayalı kira sertifikası ihracı gerçekleştirmiştir.

Hazine’ye yüksek maliyet oluşturan bir diğer borçlanma da enflasyona endeksli uzun vadeli tahvil ihracı sonucu ortaya çıkmıştır. Ocak 2016’da ihraç edilen 14 Ocak 2026’da itfası gelen 20,3 milyar TL ana paralı 10 yıllık enflasyona endeksli tahvile, 240 milyar TL enflasyon farkı olarak faiz ödenmesi gerekmiştir. Bu da Hazine’ye ek bir yük. Enflasyonun yükselme eğiliminde olduğu durumlarda uzun vadeli enflasyona endeksli tahvil çıkarmak büyük hata.

11. Kredi Risk Primi (Credit Default Swap) (CDS)

Türkiye’de piyasalar 19 Mart 2025 operasyonuna çok sert tepki vermiş, Kredi Risk Primi (Credit Default Swap) (CDS) değerleri hızla yükselmişti. 18 Mart 2025’te 252 baz puan olan 5 yıllık CDS puanı, 21 Mart’ta 324, 7 Nisan’da 372 baz puana çıkmıştı.[8] Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP’ye) kayyum atanma ihtimali piyasada bu denli fiyatlanmamıştır. CHP’nin kayyum (mutlak butlan) davasının iptal edilmesi ise piyasayı olumlu etkilemiştir. 2 Aralık 2025 tarihi itibarıyla 5-yıllık CDS primi, 231,8 baz puan düzeyindeydi. 5 Ocak 2026 tarihinde ise 205 baz puana kadar geriledi. Bu rakam, Mayıs 2018’den itibaren görülen en düşük seviye idi.   

ABD-İsrail-İran savaşı başlamadan önce Türkiye’nin 5 yıllık CDS puanı 25 Şubat 2026’da 218 idi. Bu durumda yurt dışından alınan dolar kredisinin faizi yüzde 6-7 civarında oluyordu. 28 Şubat ’ta patlak veren savaş sonrası CDS’ler yükselişe geçti. 3 Mart 2026 tarihinde 246’ya yükseldi, sonra hafif düşüş sergileyerek 6 Mart 2026’da 239 baz puan seviyesinde gerçekleşti. 9 Mart 2026’da ise CDS primi 262 baz puanla Ekim 2025’ten bu yana en yüksek seviyeye yükseldi.

Bilindiği gibi CDS primi 300’ün üzerinde olan ülkeler aşırı kırılgan ekonomiler olarak kabul edilir.

12. İflas ve Konkordatolar

Ülkede konkordato ve iflas ilan eden şirketlerin sayısı giderek artmaktadır.  İflas eden şirket sayısı 2025 yılında 2024’e göre iki kata yakın arttı. 2024’te 132 şirket hakkında iflas kararı verilirken 2025 yılında iflas kararı verilen şirket sayısı 247’ye yükseldi. 2025’te 2817 şirket konkordato talep etti. Konkordato başvurularında tekstil sektörü zirvededir. Tekstil sektörünü İnşaat Sektörü, Metal Ürün İmalatı ve Sebze Meyve Toptancıları, daha sonra da Gıda Sektörü takip etti. 2025 yılında, özellikle tekstil sektöründe gelen konkordatolar işçilerin haklarını alamamasına neden olmuştur. Sebepsiz toplu işten çıkarılmalar yaygınlaşmıştır. Konkordato ilanı yalnızca geçici mühletin değil, konkordato projesinin kabulü sonucu kesin mühlet kararının duyurulmasını içerir.  Kesin mühletin ilanı ile borçlu hakkında iflas takibi yapılamaz ve mal varlığına yönelik haciz işlemleri durur. Konkordato kesin mühlet kararı kural olarak bir yıl süre için verilir, süre mahkeme kararı ile 6 aya kadar uzatılabilir. 2025 yılında 2817 konkordato talebinin 1708’i hakkında kesin mühlet kararı verilmiştir. Türkiye genelinde batık krediler 2024 sonunda 287,5 milyar TL iken 2025 sonunda 595,2 milyar TL’ye yükselmiş durumdadır. Kredi bulmak yanında kredinin vadesi ve maliyeti şirketleri zorlamaktadır. 

13. Görev Zararı

Bütçeden Kamu İktisadi Teşebbüsleri’ne (KİT) 2025 yılında yapılan görev zararı (yeni adıyla “görevlendirme gideri”) ödemesi 411,3 milyar lira oldu. Sosyal Güvenlik Kurumu’na ise görev zararı olarak 987,7 milyar lira ödendi. KİT’ler arasında en yüksek görev zararı ödenen kurum 236,4 milyar lira ile Elektrik Üretim A.Ş. oldu. İkinci sırada ise 155 milyar lira görev zararı ödenen BOTAŞ yer aldı. Toprak Mahsulleri Ofisi’ne 13,4 milyar, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu’na ise 6,5 milyar lira görev zararı ödendi. 

Kamu bankalarının da görev zararı artmakta. Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nın 2010 yılında toplam 439 milyon TL olan görev zararı, 2025 yılında 242 milyar TL olarak gerçekleşmiştir.[9] 

14. Maaş – Ücret Gelişmeleri

DİSK-Ar tarafından yapılan hesaplamalar, Türkiye’de asgari ücret ve civarında bir ücretle çalışanların oranının yaklaşık yüzde 50 olduğunu gösteriyor. TÜİK Aralık 2025 enflasyonunu yüzde 0,89 olarak açıkladı. Temmuz-Aralık enflasyonu ise yüzde 12,19. SSK ve BAĞ-KUR’lu16 milyon işçi, esnaf ve çiftçi emeklisi Ocak 2026 ücret zammı konusunda bu oranla yetinmek zorunda bırakıldı. 2025 için yıllık enflasyon yüzde 30,89 olarak açıklandı.

Ücret/Maaşlara 2026 Yılında Yapılan Zamlar:

  • İktidar 2026 için asgari ücreti yüzde 27 artışla 28 bin 75 TL seviyesine yükseltti. Türk-iş Şubat 2026 için 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını (aylık gıda harcamalarını kapsıyor) 32 bin 365 TL, yoksulluk sınırını (gıda harcaması, giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçları kapsıyor) ise 105 bin 424 TL olarak hesaplamış bulunuyor. Bu durumda asgari ücret 2026 yılına, açlık sınırına göre 4 bin 290 TL ekside başladı.  2 aylık enflasyon oranı TÜİK’e göre yüzde 7,94, ENAG’a göre ise 10,56. Bu durumda 28 bin 75 lira olan asgari ücretin alım gücü TUİK enflasyon oranına göre 26 bin liraya, ENAG’a göre ise 25 bin 104 liraya geriliyor.  En düşük emekli aylığı olan 20 bin TL’nin alım gücü ise TÜİK enflasyon oranına göre ilk 2 ayda 18400 TL’ye düştü. 

    • 2026 yılı için en düşük BAĞ-KUR emeklisi ve en düşük SSK emeklisine yapılan zam oranı başlangıçta yüzde 12,19 idi. BAĞ-KUR emeklisi için en düşük maaş 16.881 TL’den 18.939 TL’ye, SSK emeklisi için en düşük maaş 18.413 TL’den 20.658 TL’ye yükseltildi. Daha sonra alınan bir kararla Ocak 2026’da en düşük emekli maaşı (emeklinin alt sınırı) 16 bin 881 TL’den 20 bin TL’ye yükseltildi ve fark 4 Şubat 2026’da hesaba yatırıldı. 

    • En düşük memur maaşına yapılan zam yüzde 20,18. Temmuz 2025’te 50.503 olan ücret Ocak 2026’da 60.697 TL oldu.

    • En düşük memur emeklisi maaşına yapılan zam oranı yüzde 22,13.  Maaş Temmuz 2025’te 22,671 iken Ocak 2026’da 27.688 TL’ye yükseldi. Memur ve memur emeklilerine yüzde 6,85 enflasyon farkı ve yüzde 11 toplu sözleşme zammı olmak üzere toplam yüzde 18,6 zam yapıldı. Buna ilaveten bir de 800 TL civarında seyyanen zam düşünüldü.[10]

Görüldüğü gibi, en düşük emekli maaşlarının tümü 2026 Ocak itibarıyla asgari ücretin ve de açlık sınırının altında kalmıştır. 2026 için asgari ücret ve emekliye düşük zam oranı düşünülürken kamuda üst düzey yöneticilere seyyanen 30 bin TL’ye kadar zam yapılmak istenmesi tepki çekmiş, daha sonra bu girişimden vazgeçilmiştir.

15. Türkiye’den Yabancı Ülkelere Hibe

Türkiye, nüfusunun önemli bir kısmının açlık sınırının altında ücret almasına rağmen, ihtiyacı olan ülkelere yardım elini uzatmaktadır. Somali’ye 30 milyon dolar, Moğolistan’a 50 milyon dolar hibe ederken, Kırgızistan’ın 113 milyon dolar borcunu silmiştir. Arnavutluk’a da 12 milyon dolarlık uçak hediye etmiştir.

16. Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) ve Bileşenleri – Kişi Başı Milli Gelir


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2025 yılında GSYİH yüzde 3,6 oranında arttı (1,6 trilyon dolar oldu, diğer bir deyişle 63.021 milyar TL). Bu rakam Türkiye’nin potansiyel büyümesinin (yüzde 5) altındadır. Kişi başı milli gelir ise 18 bin dolar olarak hesaplanmıştır. Ancak bu sonuç sürdürülen baskılı kur politikası nedeniyle yüksek çıkmaktadır. Kurun serbest bırakılması halinde dolar kuru denge düzeyine yükselecek, dolar bazında hesaplanan rakamlar düşecektir.

2025 yılında İnşaat sektörü yüzde 10,8, bilgi iletişim sektörü yüzde 8, sanayi sektörü yüzde 2,9 büyürken, tarım/ormancılık/balıkçılık sektörü yüzde 8,8 küçüldü. Tarım sektörü son 4 çeyrekte artan oranlarda gerileme göstermiştir. Tarım sektöründe küçülmenin hız kazanması endişe vericidir. Tarım girdi fiyatlarındaki artış, olumsuz iklim koşulları, su stresi gibi faktörler ürün rekoltesini düşüren etmenler arasındadır. Çiftçinin üretimden çekilmesi hızlanmıştır. Tarımdaki daralma gıda enflasyonunda artışa neden olmaktadır.

17. Gelir Dağılımı

Gelir dağılımındaki bozulma devam etmektedir. 2025’in üçüncü çeyreğinde işgücü ödemelerinin milli gelirden aldığı pay yüzde 35’e düşmüştür. 2024’ün aynı döneminde rakam yüzde 41,1 idi. TÜİK’in Gelir Dağılımı İstatistiklerine göre en yüksek gelire sahip yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 48’ini alırken (2014’te bu rakam yüzde 45,9 idi) en düşük gelire sahip yüzde 20’lik kesimin gelirden payı yüzde 6,4’tür. 2025 yılı itibarıyla 20 milyon kişinin sosyal yardıma muhtaç durumda olduğu ifade edilmekte.

18. İşsizlik Oranı

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Ocak 2026 itibarıyla mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 8,1’dir. Geniş tanımlı işsizlik oranı (atıl işgücü oranı) ise 28 Kasım 2025 itibarıyla yüzde 29,6’dir. 

19. Dış Ticaret Açığı/Cari Açık

2025 yıl genelinde dış ticaret açığı büyümeye devam etti. İhracat yüzde 4,4 artarken ithalattaki artış yüzde 6,2 oldu. İhracat 273,4 milyar dolar, ithalat ise 365,4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret açığı ise yüzde 11,9 artışla 92,9 milyar dolar oldu. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 73,9 olarak hesaplandı. Dış ticaret açığının bir nedeni de üretimimizde ithal girdi payının yüksek oluşudur. 2025 yılı cari işlemler açığı ise 25,2 milyar dolardır. Yıllıklandırılmış cari açık Ocak 2026’da 32,9 milyar dolara yükselmiştir. Savaş ithalatımızda önemli payı olan akaryakıt fiyatlarındaki gelişmeler nedeniyle ticaret ve cari açığımızın büyümesine neden olabilecektir.

Avrupa Birliği’nin yerli üretimi teşvik amacıyla benimsediği “Made in Europe” stratejisi, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin ihracatını olumsuz etkileyebilir. Bu strateji kapsamında ticarete konu olan ürünün içeriğinin yüzde 70’e varan oranda Avrupa malı olması şartı getiriliyor. 

20. ABD-İsrail-İran Savaşının Türkiye Ekonomisi Üzerinde Etkisi

28 Şubat 2026’da başlayan savaş, Türkiye ekonomisini de olumsuz etkilemektedir. Savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndan geçen birçok nakliye şirketi taşımacılık faaliyetini durdurdu. Sigorta ve navlun fiyatları arttı. Savaşın başlamasıyla dünya petrol ticaretinin üçte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı İran tarafından kapatıldı. İran’ın petrol ihracatının yüzde 90’ını Çin alıyor. Uygulanan yaptırımlar nedeniyle sevkiyatlar Malezya veya orta doğu kaynaklı gösteriliyor. Bu durum, özellikle enerji ithal etmek zorunda olan ülkelerde akaryakıt fiyatlarının artmasına neden oldu. 9 Mart 2026 itibarıyla Brent petrol varil fiyatı 98,96 dolar 10 Mart 2026 itibarıyla ise 92,97 dolar olarak gerçekleşti. Türkiye Eşel-mobil uygulamasını yeniden kullanarak aşırı fiyat artışını önledi. Eşel-mobil Türkiye’de ilk defa 17 Mayıs 2028 tarihinde, yaşanan kur dalgalanmalarının ardından uygulamaya konulmuştu. Uygulama 1 Mart 2022’de sonlandırıldı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısının ardından 5 Mart 2026’da yeniden yürürlüğe konuldu. Eşel mobil uygulamasına kısaca bakalım. Litreye motorinde 13,90, benzinde 14,81 lira ÖTV limiti bulunuyor.  Eşel mobil uygulamasında zamların yüzde 75’i ÖTV indirimi, yüzde 25’i fiyat artışı ile karşılanıyor. Örneğin motorin geliş fiyatında 10 lira artış olduğunda, bunun 7,5 lirası ÖTV indirimi ile karşılanıyor 2,5 lirası tüketiciye fiyat artışı olarak yansıyor. ÖTV’den 13,90-7,50=6,40 lira kalıyor. İkinci defa 10 liralık zam gelmesi halinde bunun sadece 6,40 lirası kalan ÖTV ile karşılanıyor, 10,00-6,40=4,60 lirası pompa fiyatına yansıyor. Yani ÖTV ile zammı karşılama ÖTV limiti (13,90 lira) bitince sonlanıyor. Üçüncü kez gelecek bir zammın tamamı pompa fiyatına yansıyor. Motorin geliş fiyatında indirim olması durumunda ise öncelikle ÖTV tutarı artırılarak vazgeçilen ÖTV karşılanacak. Geliş fiyatında azalış tutarının yüzde 75’i kadar ÖTV’si artırılacak. Örneğin motorin fiyatı 8 lira düşerse bunun yüzde 75’i olan 6 lira ÖTV olarak alınacak, pompa fiyatı sadece 8-6=2 lira düşecek. Devletin motorinde yapacağı maksimum ÖTV artışı 2 Mart 2026’da uygulanan ÖTV limiti (13,90 lira) kadar olabilecek. Böylece devlet daha önce yaptığı vergi indiriminin bir bölümünü geri almış olacak. Sistem 2 Mart günü baz alınarak uygulanmakta. Eşel mobil sistemi uygulamasının 17 Mayıs 2018-2021 sonu arasında Hazine’ye maliyeti 18 milyar lira olmuştu. Akaryakıt fiyatındaki artışların devamı halinde bütçe açığı artabilecektir. (2025 yılında bütçe açığının milli gelire oranı yüzde 2,9 idi. 2026 bütçesinde petrol ve doğalgaz ürünleri üzerinden alınan ÖTV’den 656 milyar lira gelir bekleniyor). Enerjide dışa bağımlı ülkelerin rüzgâr, güneş enerjisi gibi alternatif enerji kaynaklarını büyütmesi bu durumlarda büyük fayda sağlayacaktır. Yine savaş nedeniyle yabancı yatırım/sermaye girişi azalabilecek, sıcak para çıkışları hızlanabilecektir.  6 Mart haftasında yabancı çıkışı, 5,7 milyar doları carry-trade (faiz arbitrajı) 2,4 milyar doları menkul kıymet (hisse senedi, tahvil gibi) satışı sonucu toplam 8,1 milyar dolar olmuştur.  Kredi Risk Primi (Credit Default Swap) (CDS) puanındaki artışlar dış borçlanma maliyetini artırabilecektir. 

Türkiye’nin enerjide ithal bağımlılığı yüzde 70’in üzerindedir. Petrolle ilişkili hammaddeye (örneğin gübre) de bağımlılık yüksektir. 2025 yılı cari açığı 25,2 milyar dolardı. 2026 yılında cari açığın 35-40 milyar dolara çıkabileceği düşünülmektedir. Yaşanılan şokun uzun sürmesi halinde enerji fiyat yükselişi hem yurtiçi hem yurtdışı dengeleri bozacaktır. Yurtiçinde enflasyon hedefin üzerine çıkacak, yurtdışı ile ilgili olarak cari açık büyüyecektir. Petrol fiyatlarında 10 dolarlık bir artışın cari işlemler üzerindeki etkisinin 2,5 milyar dolar olduğu hesaplanmakta. Cari işlemler açığının finansmanı için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) rezervlerine ihtiyaç duyulabilecektir. Bankaların hesaplamalarına göre 6 Mart ile biten haftada TCMB net rezervleri kuru tutmak için yapılan müdahaleler nedeniyle 13 milyar dolar azalarak 79 milyar dolara, swap hariç net rezervler ise 14 milyar dolar düşüşle 65 milyar dolara gerilemiştir. Merkez Bankası’nın döviz satışının bu süre zarfında 13-15 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor. Uzun süren bir savaş, enflasyonla mücadeleyi sekteye uğratabilecek, merkez bankası rezervlerinde erimeye neden olabilecek, büyüme hızını düşürebilecektir.

21. Sonuç

19 Mart 2025 İstanbul Büyükşehir Belediyesi operasyonu sonrası yaşanan istikrarsızlığın olumsuz etkisi gerek ekonomi gerek siyasal gerek sosyal alanda devam etmektedir. 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail-İran Savaşı ise Türkiye’nin sorunlarını arttırmıştır. Türkiye’nin hukuk devleti olma özelliği zaman zaman zedeleniyor. Bu da güven ortamını sarsıyor. Krizde olan bir ülkede güven ortamının varlığı büyük önem taşıyor. Yurtiçi tasarruflar/sermaye hareketleri/eğitimli insanların yurtdışına kaçışı/dış borç imkanları ve bununla ilgili faiz oranı ve Kredi Risk Primi (Credit Default Swap) (CDS) puanı ve daha birçok alan güven ortamındaki olumsuz gelişmelerden etkileniyor. 

Türkiye’nin hukuk devleti özelliğini kaybetmemesi için özen gösterilmesi gerek. Bunun için de hukuk devleti şartlarının sağlanması lazımdır. Hatırlatmak gerekirse, Anayasa Mahkemesi 1963 tarihli bir kararında hukuk devletini, “insan haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan, bütün faaliyetlerinde hukuka ve anayasaya uyan bir devlet” şeklinde tanımlamıştı.

Enflasyonla Mücadele Programı beklenen hızda iyileşme sağlayamadı. Programın eksik yönleri var ancak başarısının gecikmesinin başka nedenleri de var. Bunlardan bazılarına değinelim: Fiyatlamada denetim eksikliği, kamunun tasarruf tedbirlerini yeterince uygulamaması, planlamadan yoksun üretim, tarladan markete sevkiyatta yaşanan problemler, çitçiye/besiciye gereken teşviğin/desteğin yerinde, zamanında ve yeterince kullanılmaması, üretimi teşvik yerine üretim eksiğinin ithalatla kapatılması, kamunun belirlediği fiyatların birçoğunun maliyetin altında kalması sonucu çiftçi/besicinin üretimden el çekmesi, siyasal konjonktürde sıkça yaşanan olumsuz gelişmeler, hukuk alanında yaşanan güven ortamını sarsan uygulamalar. Savaş, krizle mücadeleyi daha da zorlaştırdı.

Hukuk dışı uygulamalar yurt dışında da tepki alıyor. Bu durum, ülkenin yalnızlığa mahkûm edilmesine neden olabilir. Buna zemin hazırlanmaması gerek. Yurt dışına beyin göçü hızla devam etmekte. 2025 sonu itibarıyla son 12 senede 13 bin 721 doktorun yurt dışına gittiği ifade ediliyor. Ayrıca pek çok iş yeri üretimini yurt dışına taşımayı tercih ediyor. 2025 yılında Türkiye’de yerleşik yatırımcıların 25,8 milyar dolar büyüklüğündeki sermayeyi yurt dışına çıkardığı belirtiliyor. İhalelerde şeffaflığın, işe alımlarda liyakatin önemsenmesi gerek. 

CDS puanının düşmesi olumlu bir gelişme. Cari açık nedeniyle Türkiye dış borca muhtaç. Düşük CDS puanı ise düşük dış borçlanma maliyeti demek. Ancak 28 Şubat 2026 sonrası CDS’ler savaş nedeniyle yeniden yükselişe geçmiş durumda, bu da dış borcun maliyetini arttırmakta. 

Eşel mobil uygulaması sonucu savaşın uzun sürmesi halinde bütçe açığında artış görülecektir. Petrol fiyatlarında savaştan dolayı yaşanan yükseliş sonucu ise ticaret açığında artış beklenmektedir.

YİD projeleri ülkeye güzel yapılar kazandırmış olmakla beraber yapılan anlaşmalar nedeniyle uzun vadede kamuya aşırı yük oluşturmaktadır. TVF çatısındaki kurum/kuruluşların borçları giderek artmaktadır. TVF’deki denetim eksikliğinin bu oluşumda payı olduğunu düşünüyorum.  Satışı yapılan önemli kurum/kuruluşlar kamunun hayati önemi haiz bazı ürünlerde fiyat kontrolünü kaybetmesi sonucunu doğurmaktadır. Gerek TVF çatısı altında gerek Fon dışında faaliyet gösteren KİT’lerin giderek büyüyen görev zararları endişe yaratmaktadır.

Ülkede; adil seçimlerin gerçekleştirildiği, hak-hukuk-adaletin yeşerdiği, yargı bağımsızlığının sağlandığı, erkler ayrılığının (yasama, yürütme, yargı bağımsızlığının) kabul gördüğü, fırsat eşitliğinin ve herkesin eşit vatandaş olduğu görüşünün savunulduğu, bilimsel eğitimin uygulandığı, üretim planlamasının yapıldığı, siyasal kutuplaşmanın sonlandığı ve gelir dağılımındaki adaletsizliğe çözüm aranılan bir ortam yaratılması, Türkiye’nin tüm alanlardaki sorunlarının kalıcı çözümü için gerekmektedir. Türkiye’nin savaş ortamından uzak kalması, kalıcı çözüm için sıralanan şartların başında gelmektedir. 


 


[1] Kaynak: Akbank Ekonomik Araştırmalar, 2026.

 

[2] Kaynak: Deniz Yavuzyılmaz, “Zafer Havalimanı’nda kamu zararı büyüyor: 2025’te hata payı yüzde 97”, Cumhuriyet Gazetesi, 08.01.2026. Yavuzyılmaz’ın verdiği rakamlar Sayıştay ve DHMİ resmi istatistiklerine dayanmaktadır.

 

[3] https://t24.com.tr/politika/chpli-yavuzyilmaz-yap-islet-devret-modeliyle-yapilan-avrasya-tuneline-2025-yilinda-2-milyar-lira-odendi-bunu-adi-garantili-soygun,1301348

 

[4] https://www.bloomberght.com/bogaz-koprulerinin-ozellestirmesi-icin-eyye-yetki-verildi-3768344

 

[5] Kaynak: Sözcü Gazetesi, 29 Ocak 2026, sf: 6.

 

[6] Kaynak: Banka Dünyası, “Türkiye Varlık Fonu’nun portföyünde hangi şirketler var?”, 25 Ekim 2025.

 

[7] Kaynak: H. Hakan Yılmaz, “2026 Hazine Finansman Programı ve Piyasa Risklerinin Değerlendirilmesinde Altın Üzerinden Borçlanma Meselesi”, Medium, 2026.

 

[8] Not: CDS puanı, 2018 başlangıçlı kriz döneminde 18 Temmuz 2022 tarihinde 908,4 baz puanla zirve yapmıştı.

[9] Kaynak: Nefes Gazetesi, Nisanur Yıldırım, “KİT’lerin zararı 411 milyar”, 17.01.2026.

 

[10] Kaynak: Erdoğan Süzer, Sözcü Gazetesi, 6 Ocak 2026, sf: 7. 

 

Nur Keyder Fotoğrafı
Nur Keyder

Prof. Dr

Kapdem Üyesi

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun