Yazı Gönder
Son KPSS Skandalı: Devlet Denetleme Kurulu Ne Yapabilir Ne Yapamaz?

Yönetim Tasarımı

Son KPSS Skandalı: Devlet Denetleme Kurulu Ne Yapabilir Ne Yapamaz?

9 Ağustos 2022

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

KAPDEM ÖNSÖZÜ:

Türkiye maalesef sürekli ciddi yönetsel skandallar ile karşı karşıya kalıyor. Bu skandalların sonuncusu ise gerçekten çok irkiltici, çok incitici, çok utandırıcı oldu: Kamu Personeli Seçme Sınavının (KPSS’nin) sorularının çalınması! Sonuçlanan ve devam eden bazı soruşturmalar ve davalar gösterdi ki geçmişte başka sınavlara giren öğrenci ve genç olmak üzere milyonlarca insan telafisi olmayan hak kayıpları yaşadı, mağdur oldu. Ve maalesef çoğunun hakkını geri teslim etmek de asla mümkün olmadı ve olmayacak. 

Son KPSS skandalı bu bağlamda maalesef bir tür “deja vu” hissi de yarattı: Kamuoyu, ilk kez 2010 yılında patlak veren ve sonraki yıllarda da birkaç kez tekrarlanan benzeri skandalları hatırladı. En çok da bu skandalların başaktörü olan zamanın ÖSYM Başkanının, üstelik FETÖ bağlantılı suçlamalarla tutuklanarak yargılandığını travmasını yeniden hatırladı. 

Olayın bu kez nerelere kadar gideceğini ise soruşturmalar ilerledikçe hep birlikte yaşayarak öğreneceğiz. Fakat neyse ki bu defa kamu bürokrasisi hızlı davranmış görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hemen emrindeki Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK’yı) görevlendirdi, polis ve savcılıklar da hızlıca devreye girdi.

Olayın bütün yönleri henüz ortaya çıkmış değil, zaten çıksa da bunu irdelemek bizim işimiz değildir. Ama bu olay vesilesiyle, kamuoyunda çok fazla bilinmeyen bir “Üst Denetim Birimi” olan Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, uzun bir aradan sonra yeniden ön palana çıktı. Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak biz de hem DDK’nın yapısını ve görevlerini ilgilenenlere yeniden hatırlatmak hem de bu son skandalın aydınlatılmasında nasıl bir işlev görebileceğini tartışmak amacıyla aşağıdaki makaleyi hazırladık.

ÖZET

Özü itibariyle polisiye bir olay, muhtemelen “organize” suç olan son KPSS skandalı, kamuoyunu şiddetle sarsarken, bir yandan da Cumhurbaşkanı’nın emrindeki en üst denetim birimi olan Devlet Denetleme Kurulu’nu (DDK’yı) kamuoyu gündemine taşıdı. 

Önceki Cumhurbaşkanlarımızdan Ahmet Necdet Sezer döneminde çok aktif biçimde çalışan DDK’nın adı, sonraki dönemlerde fazlaca duyulmuyordu. İşte son olay üzerine Cumhurbaşkanının hızlı biçimde DDK’yı olayı araştırmakla görevlendirmesi, bu durumu değiştirdi. 

Devlet Denetleme Kurulu’nun yapısı ve işleyişi itibariyle böyle bir polisiye olaya nasıl müdahale edebileceği ve bu müdahalenin ne tür sonuçları olabileceğini bu makalede kısaca irdelemeye çalışacağız.

Son KPSS Skandalı: Devlet Denetleme Kurulu Ne Yapabilir Ne Yapamaz?

Giriş

Başlangıçta üniversiteye giriş sınavlarını merkezî biçimde yapmak üzere kurgulanmışken, aradan geçen uzun yıllar içinde “bütün kamusal sınavların tek adresi” haline gelen “T.C. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi,” (Kısa adıyla ÖSYM) yeniden ve yine benzer suçlamalarla gündemde: Kamu kurumlarına personel alımı için kurgulanan sınavların (KPSS) bu yılki uygulamasında, sınav sorularının çalınması ya da sızdırılması!

ÖSYM’nin yaptığı merkezi nitelikteki sınavlarda “soruların çalınması-cevap anahtarlarının belli kişilere ya da odaklara önceden verilmesi” biçimindeki skandalların ilki, 2010 yılında yine KPSS sınavı ile patlamış, bunu 2011 yılında 1,7 milyon öğrencinin girdiği YGS sınavındaki “cevap anahtarlarının belli kişilere verilmesi” takip etmişti. 

Skandallar silsilesi, 2013 komiser yardımcılığı ve 2014 TEOG sınavlarıyla devam etmişti. 2012 tarihinde yapılan “Avukatlar İçin Adli Yargı Hâkim ve Savcı Adaylığı” sınavında da benzer iddialar gündeme gelmiş, bu sınav da iptal edilmişti. 

ÖSYM’nin sınav skandalları serisi içinde daha başkaları da var; fakat makaleyi kalabalıklaştırmayalım. Sadece, 2010’da vekâleten, daha sonra ise asaleten ÖSYM Başkanlığı’nı yürüten Prof. Dr. Ali Demir hakkında Cumhuriyet Başsavcılığınca, “silahlı terör örgütü üyeliği” ve “zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma” suçlarından 18 yıl 6 ay hapis istemiyle dava açıldığını ve 2015 yılında görevden alındığını belirtelim. 

Bu kez, kamuoyuna yansıyan ilk bilgiler, bu yeni olayın; aynı zamanda sınavlara ilişkin soru kitapçıklarını hazırlamak ve basmakla da görevli bir dershanenin etrafında düğümlendiğini, fakat elbette sınav otoritesi olan ÖSYM’nin de bir şekilde işin içinde olduğunu göstermektedir. 

Olayın ortaya çıkmasının hemen ardından, önce ÖSYM Başkanı yazılı bir açıklama yaparak, jet hızıyla nasıl bir soruşturma yürütüp tamamlandı ise, tüm iddiaların asılsız olduğunu açıkladı. Ancak, bu açıklama ile sular durulmadı ve daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından ÖSYM Başkanı görevden alındı. Daha sonra Cumhurbaşkanı; emrindeki Devlet Denetleme Kurulu’na bir inceleme talimatı verdi ve Kurul’un bu talimat üzerine yaptığı ilk ve acil incelemenin ardından, bizzat Kurul Başkanı tarafından, “olayın ciddi olduğu ve yasal süreçlerin işletildiği” yönünde açıklamalar yapıldı. 

Öte yandan, basın organlarında, polisin ve savcılıkların da kendi görev kapsamları içinde harekete geçtiklerine ilişkin haberler de yayımlandı. 

Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Nedir, Ne İş Yapar?

Devlet Denetleme Kurulu (DDK), Türk bürokrasisine 1980 askeri darbesiyle girmiş bir kurumdur. Darbenin lideri ve Devlet Başkanı Kenan Evren’in emrine, “idareyi etkin biçimde denetleyebileceği bir organ verilmesi amacıyla” 1981 yılında kurulmuştur. 1982 Anayasasının kabulü ile birlikte “Anayasal” bir statüye kavuşmuş ve “Cumhurbaşkanı emrinde” olduğu vurgulanmıştır.

Kurulun üyelerini ve başkanını, tek imzalı bir kararname ile Cumhurbaşkanı kendisi atar. 

Devlet Denetleme Kurulu’nun görevi, “İdarenin hukuka uygunluğunun, düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlanması amacıyla, Cumhurbaşkanının isteği üzerine her türlü idari soruşturma, inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapmak”tır.

Devlet Denetleme Kurulu bu denetlemelerini; “Tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda” yapabilir.

Yargı organları, Devlet Denetleme Kurulu’nun görev alanı dışındadır.

Devlet Denetleme Kurulu’nun araştırma ve incelemelerde elde ettiği bulgular ve öneriler, Cumhurbaşkanı tarafından “uygun görüldüğünde” doğrudan uygulanır.

Devlet Denetleme Kurulu (DDK) Bağımsız mıdır?

Denetleme kurumlarının, yargı organları benzeri bir bağımsızlığa sahip olmaları beklenmez. Denetim örgütünün hazırladığı herhangi bir rapor, kendisine denetim emri veren makamın onayı olmaksızın hiçbir yaptırım gücüne sahip olmadığından, denetçinin fiilen o makamdan bağımsız olması olanaksızdır. Denetim kurumunun, “denetlenenden” bağımsız olması yeterlidir. Zaten bu nedenle, Türk bürokrasisindeki tüm denetim kurumları, her zaman en üst amirin emrinde bulunurlar ve başka hiçbir makamdan emir almazlar. 

Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, Devlet Denetleme Kurulu, kendisine emir veren makam Cumhurbaşkanlığı olduğundan, Türkiye’deki bütün denetim kurumlarından daha yukarıdadır ve bütün bürokrasiden de kesinlikle bağımsızdır. Fakat Cumhurbaşkanından bağımsız değildir.

KPSS Skandalında DDK’nın Devreye Girmesi Olumlu Etki Yaratır mı?

Son söylememiz gerekeni en baştan söyleyecek olursak, şöyle diyebiliriz: devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK’nın), “idarenin hukuka uygun, düzenli ve verimli çalışması” misyonu etrafında kurgulanmış yapısının, bir polisiye olayı soruşturmak-incelemek için uygun olmadığını uzun uzun açıklamaya gerek bulunmamaktadır.

Geçmişten günümüze, “polisiye nitelikli” iddialar üzerine DDK’nın inceleme yaptığına ilişkin sadece 3 örnek vardır. İlk örnek, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığında, DDK’nın, Büyük Birlik Partisi Lideri Muhsin Yazıcıoğlu’nun kuşkulu bir helikopter kazasında ölümü üzerine yaptığı incelemedir ve bu inceleme o zaman da ilgili bakan tarafından eleştirilmişti.

İkinci örnek, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink’in öldürülmesinden yıllar sonra yapılan DDK incelemesi; üçüncü örnek ise Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümünden yıllar sonra yapılan DDK incelemesidir.

Sayılan bu üç inceleme de olaylardan yıllar sonra, kamuoyunda bir türlü giderilemeyen kuşkuların itmesiyle yapılmıştır. Dolayısıyla, üç DDK incelemesinin de olaylardaki tamamlanmış polis ve savcılık süreçlerine, bitmiş dava süreçlerine etkisi-baskısı olmamış-olamamıştır. 

Bu incelemelerde, sözü edilen olaylara ilişkin olarak hangi sonuçlara ulaşıldığı kamuoyuna açıklanmamıştır; bununla birlikte, herhangi bir yeni soruşturma, yeni ceza davası ya da yeni incelemeler yapılmadığına göre, “daha önce fark edilmemiş” herhangi bir yeni bulgu elde edilmemiş olduğunu kabul etmek akla yakındır.

Oysa son olay, diğer bir deyişle, ÖSYM sorularının çalınması/sızdırılması iddiaları henüz tazedir. Polis ve savcılıklar tarafından yürütülmesi gereken rutin süreçler yeni başlamıştır ve yürümektedir. O yüzden, belki de bu olay üzerine Cumhurbaşkanı’nın DDK’yı devreye sokmak yerine, YÖK ve  ÖSYM yetkililerini, İçişleri Bakanını, Emniyet yetkililerini çağırarak, onlardan sık sık bilgi alarak olayın tam olarak  aydınlatılmasına “etkili” katkı yapması daha doğru bir yaklaşım olabilirdi. 

Sonuç

ÖSYM tarafından gerçekleştirilen 2022 yılı KPSS sınav sorularının çalınması/sızdırılması diye özetleyebileceğimiz son olay, niteliği itibariyle “suç” teşkil etmektedir; muhtemelen örgütlüdür ve göründüğünden daha yaygın ve kapsamlı olması da çok mümkündür. 

Bu nitelikleriyle, olayın emniyet örgütleri ve savcılıklar tarafından araştırılarak soruşturulması gerektiği açıktır. 

Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK’nın), varlık nedeni ise polisiye-adli olayları kovuşturmak olmayıp “idarenin hukuka uygun, düzenli ve verimli çalışmasını sağlamak”tır. Dolayısıyla, bu olayda DDK’nın, ancak bütün polisiye-adli süreçlerin tamamlanmasından ve varsa suçluların adliyeye sevk edilmesinden sonra, hasarın saptanması ve ortaya çıkan “aksak-bozuk işleyişlerin “bir daha tekrarlanmayacak biçimde düzenlenmesi-düzeltilmesi” için devreye girmesi, daha uygun bir yaklaşım olurdu. 

Kamuoyu olarak; şimdilik süreci izlemekten, sorumluların cezalandırıldığını ve DDK’nın da bu süreçte kendine düşen görevi yaparak sistemin rehabilitasyonuna katkı sağladığını görmeyi ummaktan fazla yapabileceğimiz bir şey yok gibi görünmektedir.

Kurumsal Not: KAPDEM'de yayınlanan yazı ve çalışmalar KAPDEM'in kurumsal görüşünü yansıtmaz, tüm yasal sorumluluk yazarlara aittir. 

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Türkiye’deki Orman Yangınları Üzerine: Ne Yapmalı? Nerden Başlamalı?

Türkiye’deki Orman Yangınları Üzerine: Ne Yapmalı? Nerden Başlamalı?

Türkiye’de 2025 yılında gerçekleşen orman yangınları, çok sayıda can kaybının yanında büyük miktarda orman alanının yok olmasına ve ağır maddi zarara yol açtı. Yangınlar 2025 yılı için bitti gibi görünüyor; ama gelecekte olmayacak da diyemeyiz, çünkü gelecek yıllarda da aynı aşırı sıcak ve kuru hava, henüz ülkemizin yangına hassas kuşağında hükmünü sürdürecektir. Orman varlığı bakımından “orta” düzeyde bir ülke olan Türkiye, orman yangınları konusunda riskli iklime, bitki örtüsüne ve sosyal yaşam dokusuna sahiptir. Bu nedenle, orman varlığını korumak, yaşamsal önem taşımaktadır. Ormanları korumanın bir boyutu bakım ve geliştirme çabalarını kapsarken, en az bunun kadar önemli bir diğer boyutu da yangınla mücadeledir. Yangınla mücadele; yangını çıkmadan önlemeyi, çıktığında hızlıca gereken yerleri uyarmayı, etkili ve hızlı söndürme faaliyetine girişmeyi kapsamaktadır. Bunu başarmak, yangını çıkmadan önlemenin bütün gereklerini sağlamayı, yangınla mücadelede yer alacak insan gücünün sayısal ve eğitimsel nitelikleri ile ekipman kapasitesini üst düzeyde tutmayı gerektirmektedir. 2025 yangınları ve daha önceki yıllardaki deneyimler, ülkemizin yangınlara karşı ön hazırlık ve fiili mücadele süreçlerinde eksikleri bulunduğunu göstermiştir. Bu makalede, bütün bu konular, olabildiğinde akademik düzeyde ve gerçek bilgi temelinde ele alınmıştır.

Detay
Bakan Yardımcısı Olmadı, Müsteşar Verelim: Adalet Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı Sorunu

Bakan Yardımcısı Olmadı, Müsteşar Verelim: Adalet Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı Sorunu

2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği ardından gerçekleştirilen bir dizi bürokratik reorganizasyondan biri de bakanlıklardaki en yüksek “atanmış kamu görevlileri” olan müsteşarların yerini, bakan yardımcılarının alması olmuştu. Hepimiz müsteşarları unutmuş ve bakan yardımcılarının varlığına alışmışken, geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir Kanun ile Adalet Bakanlığında yeniden müsteşarlık oluşturulduğunu öğrendik. Kamuoyunda “bakanlıklarda bakan yardımcılığı kalkıyor mu? ve/veya “müsteşarlıklar yeniden geri mi geliyor?” sorularına neden olan bu gelişmenin nedeni, aslında bütün bakanlıklarda yeniden müsteşarlık oluşturmak değil, sadece 2017 değişikliğinden sonra yürürlüğe konulan uyum düzenlemelerinde, Anayasa’nın emredici hükümlerine bazı aykırılıklar bulunmasıydı. Kamuoyunu aydınlatmak amacıyla Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınan bu makalede, bu haberler ve durumun asıl bilinmesi gereken arka planı detaylı şekilde analiz edilmektedir.

Detay