Yazı Gönder
Pandora Belgeleri: Panama, Paradise Derken Pandora’nın Kutusu Da Açıldı

Küresel Politika ve Uluslararası İlişkiler

Pandora Belgeleri: Panama, Paradise Derken Pandora’nın Kutusu Da Açıldı

10 Ocak 2022

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

Şüphesiz son iki haftadır dünya gündeminin önemli bir parçası Uluslararası Bağımsız Gazeteciler Konsorsiyumu (About the ICIJ, n.d.) tarafından yayınlanan Pandora Belgeleri (Pandora Papers) araştırması oldu. Tıpkı daha önce Panama Belgeleri (Panama Papers), Paradise Belgeleri (Paradise Papers) araştırmalarında olduğu gibi, onlarca farklı ülkedeki politikacıların, bürokratların, iş insanlarının, hatta sanatçı ve sporcuların, gelir elde ettikleri ülkelerdeki vergi yükümlülüklerinden kaçınmak ve servetlerinin kaynağını ve kullanıldığı yerleri çeşitli nedenlerle gizlemek amacıyla vergi cennetlerinde şirketler kurdukları, bu şirketlere yüklü paralar aktardıkları, bu paraların da çeşitli yatırımlarda ya da yine amacı şeffaf olarak açıklanmayan ödemelerde kullanıldığı ortaya çıktı.

Bu yazıda, bu konunun neden toplum için çok önemli olduğunu irdeleyeceğiz.

Vergi Cenneti Nedir?

Bir ülkenin ya da bir bölgenin vergi cenneti olarak nitelendirilebilmesi için üç ana kriter söz konusudur:

  • Şeffaf düzenlemelerin, herkes için açık ve belirli vergi yasalarının, belirli muhasebe standartlarının ve denetim faaliyetlerinin gelişmemiş olması;
  • Diğer ülkelerle, ülkede faaliyet gösteren firmalara ilişkin bilgi paylaşımı yapılmıyor olması;
  • Bölge ya da ülkede ekonomik anlamda faaliyet gösterilmemesine karşın hukuki anlamda kurulmuş çok sayıda şirket bulunması. (The Truth About Tax Havens – retrieved 28 December 2007, n.d.)

Bu tanıma uyan birçok ülke ve bölge, vergi cenneti olarak listelenmektedir. Bu ülke ve bölgeleri genel olarak iki ana grupta değerlendirmek gerekir:

Grup 1: İrlanda, Hollanda, İsviçre, Singapur, Lüksemburg, Hong Kong, Kıbrıs, Tayvan, Malta gibi bağımsız ülkeler, genellikle göreceli olarak düşük kurumsal gelir vergisi ve/veya başka ülkelerle bilgi paylaşımını sınırlı yapması nedeniyle tercih edilen vergi cennetleridir. Bu nedenle küresel ölçekte faaliyet gösteren firmaların organizasyon şemalarında bu ülkelerde yer alan ya bir ana şirket ya da gelirlerin toplandığı bir kardeş şirket görülür. Dikkat edileceği üzere, bu ülkeler aslında gerçek anlamda vergi cenneti tanımlamasındaki kriterlerin tamamını taşımazlar. Ancak kriterlerin tamamında şirketlere göreceli olarak belli başlı avantajlar sağlarlar. Söz gelimi, Hollanda’da tüm paydaşların anlayabileceği şeffaf düzenlemeler ve vergi yasaları vardır. Ancak bu vergi yasaları Hollanda’da kurulan şirketlere belli birtakım avantajlar sağlar.

Grup 2: Jersey, Man Adası, Britanya Virjin Adaları (British Virgin Islands), Bermuda, Cayman Adaları, Cebelitarık, Mauritius, Curaçao, Liechtenstein, Bahamalar ve Samoa gibi, kurumsal vergi oranının sıfır olduğu, denetim ve muhasebe standartlarının hiç olmadığı, şirketlerin faaliyetlerine ilişkin hiçbir bilgi paylaşımının yapılmadığı bölgelerdir. Dikkat edilirse, bu bölgelerin tamamı şirketlerin ekonomik olarak faaliyet göstermeyeceği ya da çok kısıtlı faaliyetler göstereceği çok küçük ülkeler ile bazı diğer ülkelerin sömürgelerinden oluşmaktadır. 

Vergi Cennetlerine Para Transferlerinin Etkisi

Özellikle küresel ölçekte firmaları faaliyet gösteren gelişmiş ülkelere ait şirketlerin vergi cennetlerinde faaliyet göstermeleri, bu şirketlere faaliyetlerini genişletme olanağı da sağlaması nedeniyle bu ülkelere katkısının olduğu daha önce de dillendirilmiş bir gerçektir. (Desai, Foley, & Hines, 2004) Her ne kadar bu ülkeler belli oranlarda vergi kaybına uğrasalar da uzun dönemli olarak küresel şirketler vasıtasıyla diğer ülkelerin kaynakları gelişmiş ülkeler tarafından sömürüldüğünden, bu kısa dönemli etkiden daha yüksek bir getiriye sahip olmaktadırlar.

Ancak durum faaliyetlerini yalnızca kendi ülkesinden ya da kısıtlı bir bölgeden kazanan şirketler açısından değerlendirildiğinde daha farklı bir durum göze çarpmaktadır. Her şeyden önce, bu ülkeler önemli bir vergi gelirinden mahrum kalmaktadırlar. Bunun yanında, vergi adaleti yara almakta, vatandaşların ülkelerine olan güven de azalmaktadır. 

Bunun yanında, rüşvet ve yolsuzluk ile suç gelirlerinin aklanması gibi ekonomik suçlar için vergi cennetleri oldukça kullanışlıdır (Christensen, 2011). Vergi cennetlerinde, son mülkiyet sahibi (ultimate beneficial ownership) tespiti oldukça zordur. Bu ülkelerde kurulan şirketlerin sahipleri genellikle belirli yetkilerle çalışan üçüncü kişiler, avukatlık şirketleri, tröst şirketleri ve bazı muhasebe firmaları olarak göründüğünden, gerçek sahiplerine ulaşmak çoğu kez mümkün olmamaktadır. 

Öte yandan, her ne kadar vergi cennetlerinde şirket kurmak, hesap açmak küresel finans sisteminde ve hukuksal altyapıda suç olarak görünmese de etik boyutu tüm ülkelerde tartışma konusu olmaya devam ediyor. Bankalar vergi cennetlerinde kurulu şirketlere ve bağlı gruplarına ilişkin araştırmalarını yoğunlaştırıyor. Müşterini tanı ilkesi gereği çalıştığı kişi ve kurumların örgütsel yapısı ve gelir kalemleriyle ilgili detaylı bilgi elde etmesi gereken bankalar, vergi cennetlerinde kurulu kapalı kutu şirketlerle bunların bağlı bulunduğu grup ve holdinglerle çalışırken farklı kriterler uyguluyorlar. Düzenleyici kurumların bu konudaki mevzuatı her geçen gün sıkılaştırdığı da bir gerçek. Bu bağlamda, her ne kadar Türkiye’de henüz bir vergi cenneti listesi yayınlanmamış ve bu bölgelerde aktivitesi bulunan firmaların mahiyeti belirlenmemiş olsa da ilerleyen zamanlarda Türkiye’de de vergi otoritesi ve düzenleyici kurumlar eliyle bazı yasal çerçevelerin oluşturulması muhtemel olarak değerlendiriliyor. Zaten aşağıda örnekleri de olduğu üzere, yüksek gelirli kurumlar ve kişilerin vergi cennetlerine para transferi yoluyla vergiden kaçınmalarının kamuoyu nezdinde de dikkat çekmesi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde yasa koyucu üzerindeki baskıyı da artıracaktır.

Pandora Belgelerinden Şimdiye Kadar Saçılanlar

Pandora Belgeleri’nde (Pandora Papers’ta), ICIJ’in daha önceki araştırmalarına nazaran Türkiye’yle ilişkili daha çok verinin ortaya çıktığı gözlemlenmektedir. Bunları, Türkiye ile ilişkili belgeleri inceleyen DW Türkiye ekibinden araştırmacı gazeteciler Serdar Vardar ve Pelin Ülker incelemekte ve yayınlamaktadır. Şu ana kadar ortaya çıkan şirketler ve işlemler aşağıdaki gibidir:

  1. Rönesans Holding: İsviçre’de kurulan iki şirkete 2015 yılında toplam 210.736.132 USD gönderildiği, bu paranın 105.484.952 USD’sinin ise ‘bağış’ olarak başka bir hesaba aktarıldığı tespit edildi. Şirket bu iddialara ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. (DW Türkiye, 2021)
  2. Eski AKP Milletvekili İlhan İşbilen: İlhan İşbilen’in eşi Nebahat Evyap İşbilen’in 2017 yılında Gülen Cemaati ile bağlantısı nedeniyle hesaplarına tedbir konmadan önce Britanya Virjin Adaları’ndaki hesabına 110 milyon USD aktardığı tespit edildi. Konuyla ilgili açıklama yapan Nebahat Evyap İşbilen, eski avukatı tarafından dolandırıldığını iddia etti. (DW Türkiye, 2021)
  3. Çalık Holding: Britanya Virjin Adaları’nda kurulu 4 şirkete fon aktarılarak Türkiye’de ödenmesi gereken vergiden kaçınıldığı, bu şirketlere Holding faaliyet raporunda da yer verilmediği tespit edildi. (DW Türkiye, 2021)
  4. Cengiz Holding: Britanya Virjin Adaları’nda kurulan bir şirkete fon aktarılarak bu fonlarla İngiltere’de gayrimenkul yatırımı yapıldığı tespit edildi. (DW Türkiye, 2021)
  5. Demirören Holding: Britanya Virjin Adaları’nda kurulan bir şirkete fon aktarılarak bu fonlarla İngiltere’de gayrimenkul yatırımı yapıldığı tespit edildi. (DW Türkiye, 2021)

ICIJ’le birlikte çalışan gazetecilerin belgeler üzerindeki çalışmaları devam ediyor. Bazı ülkeler Pandora Belgeleri’nde ortaya çıkan bilgilerle ilgili araştırmalar, soruşturmalar başlattı. Bazı ülkelerde ismi belgelere yansıyan politikacı ve bürokratlarla ilgili olarak yasal yollara başvuruldu. Birçoğunda ise henüz bir aksiyon alınmadı. Ancak görünen o ki, vergi cennetlerine para aktarılmasının gerek vergi kaybına yol açması gerek bu hesaplar kullanılarak yapılan işlemlerin üzerindeki sır perdesi nedenleriyle konunun kamuoyu nezdinde tartışılmaya devam edeceği öngörülüyor. 

Kurumsal Not: KAPDEM'de yayınlanan yazı ve çalışmalar KAPDEM'in kurumsal görüşünü yansıtmaz, tüm yasal sorumluluk yazarlara aittir. 

Kaynakça


About the ICIJ. (n.d.). Retrieved 10 9, 2021, from ICIJ: http://www.icij.org/about

Christensen, J. (2011). The looting continues: tax havens and corruption. Critical Perspectives on International Business, 7(2), 177-196. Retrieved 10 9, 2021, from https://emerald.com/insight/content/doi/10.1108/17422041111128249/full/html

Desai, M. A., Foley, C. F., & Hines, J. R. (2004). Economic Effects of Regional Tax Havens. National Bureau of Economic Research. Retrieved 10 9, 2021, from https://nber.org/papers/w10806

DW Türkiye. (2021, 10 08). Retrieved from DW Türkiye: https://www.dw.com/tr/pandora-paperst%C3%BCrkiyenin-s%C4%B1f%C4%B1r-vergi-cemiyeti/a-59453295

DW Türkiye. (2021, October 3). Retrieved from https://www.dw.com/tr/saraydan-gelen-paralar-vergi-cennetinde/a-59391949

DW Türkiye. (2021, October 4). Retrieved from DW Türkiye: https://www.dw.com/tr/milyon-dolarlar-vergi-cennetinetedbirsizka%C3%A7t%C4%B1/a-59402688

DW Türkiye. (2021, October 5). Retrieved from DW Türkiye: https://www.dw.com/tr/pandora-papers-sultanhamamdan-vergi-cennetine-ahmet-%C3%A7al%C4%B1k/a-59415158

DW Türkiye. (2021, October 6). Retrieved from DW Türkiye: https://www.dw.com/tr/pandora-papers-t%C3%BCrkiyeyi-talan-eden-cengiz-vergi-cennetinde/a-59425075

DW Türkiye. (2021, October 7). Retrieved from DW Türkiye: https://www.dw.com/tr/pandora-papers-demir%C3%B6renler-bor%C3%A7-%C3%B6demekten-de-vergiden-deka%C3%A7%C4%B1n%C4%B1yor/a-59441279

The Truth About Tax Havens – retrieved 28 December 2007. (n.d.). Retrieved 10 9, 2021, from Tax Justice Network: http://www.taxjustice.net/cms/upload/pdf/Identifying_Tax_Havens_Jul_07.pdf

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Blokzincir Teknolojisinin Vergi Politikalarında Kullanımı

Blokzincir Teknolojisinin Vergi Politikalarında Kullanımı

Bu makale, blokzincir teknolojisinin vergi politikalarında nasıl bir dönüştürücü rol oynayabileceğini ve bu dönüşümün sınırlarını ele almaktadır. Merkeziyetsizlik, değiştirilemezlik ve şeffaflık gibi temel özellikleri sayesinde blokzincir teknolojisi, özellikle vergi denetimi, vergi uyumu ve kayıt dışı ekonomiyle mücadele alanlarında önemli fırsatlar sunmaktadır. Vergi beyan ve tahsilat süreçlerinin otomatikleştirilmesi, akıllı sözleşmeler yoluyla vergilerin işlem anında tahsil edilebilmesi ve verilerin güvenli biçimde doğrulanması, kamu gelirlerinin artırılmasına ve idari yüklerin azaltılmasına katkı sağlayabilecek başlıca avantajlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte makale, blokzincir teknolojisinin vergi politikalarına entegrasyonunun ciddi kurumsal, hukuki ve teknik zorluklar içerdiğine de dikkat çekmektedir. Mevcut vergi mevzuatının merkeziyetsiz yapılarla uyumsuzluğu, kamu kurumlarının teknolojik altyapı ve insan kaynağı kapasitesindeki sınırlılıklar ile ülkeler arasındaki dijitalleşme farkları, bu teknolojinin kısa vadede yaygın biçimde uygulanmasının önündeki temel engeller olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, blokzincirin vergi sistemlerinde etkin biçimde kullanılabilmesi için mevzuatın güncellenmesi, kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi ve uzun vadeli bir dönüşüm stratejisinin benimsenmesi gerektiğini vurgulayarak, blokzinciri hızlı bir çözümden ziyade dikkatle planlanması gereken yapısal bir reform alanı olarak değerlendirmektedir.

Detay
Geleneksel Finansın Fin-Tek Sınavı

Geleneksel Finansın Fin-Tek Sınavı

Fin-Tek 1.0’dan Fin-Tek 3.0 ve Fin-Tek 3.5’e uzanan yaklaşık 150 yıllık dönüşüm, yenilikçi Fin-Tek çözümlerine yeni kapılar açarken, yeterli adaptasyonu gösteremeyen geleneksel finans kuruluşları içinse varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Günümüz Fin-Tekleri finansal ekosistemi giderek daha yüksek oranda dijitalleştiriyor ve uyum sağlayamayan geleneksel finans oyuncularını finans ekosisteminin dışına doğru itiyor. Giriş Dünya, 1990’ların başında finansal ürünlerin teknoloji altyapısıyla sunulması amacıyla Citigroup’un başlattığı bir proje olan “Finansal Hizmetler Teknoloji Konsorsiyumu” (Fin-Tek) (Financial Services Technology Consortium) (Fin-Tech) piyasaya sürülene kadar, “Fin-Tek” teriminden bihaberdi. Bankalar, teknolojiyi yalnızca operasyonel verimliliklerini artırmak amacıyla kullanıyor, teknoloji firmaları ise kendi alanlarına yoğunlaşmış bir şekilde finansal ürünlerle ilgili herhangi bir faaliyette bulunmuyordu. Fakat durum artık değişti. Bu yazıda, kısaca Fin-Tek tarihinden bahsedeceğiz ve geleneksel finans kurumlarının gittikçe daha da belirginleşen Fin-Tek sınavını ele alacağız. Tarihi Dönemleriyle Fin-Tek’in Gelişimi Fin-Tek 1.0 (1866-1967): Bu dönemi, finans sektörünün tamamıyla küreselleştiği dönem olarak adlandırabiliriz. Bu küreselleşme, yine yeni teknolojik gelişmelerle başlamış ve devam etmiştir. Şöyle ki, 1866 yılında Avrupa ve Amerika’yı birbirine bağlayan transatlantik kablo döşenmiş, yine Fedwire tarafından 1918 yılında ilk elektronik para transferi, artık tamamen tarihin tozlu raflarına kaldırılmış olan mors alfabesi ve telgraf kullanılarak gerçekleştirilmiştir. 1950’lerde ise finans sektöründe yine devrim niteliğinde olan ilk kredi kartı ortaya çıkmıştır. Görüldüğü üzere bu gelişmelerin tamamı küresel finansal altyapının temel taşlarıdır. Bu dönemde bilişim teknolojileri yalnızca finans sektörünün küresel iletişim altyapısının oluşmasına değil, aynı zamanda ilerleyen dönemlere damgasını vuracak bazı ürünlerin de ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur. Fin-Tek 2.0 (1967-2008): Barclays Bank’ın 1967 yılında ilk ATM’si kurmasıyla ise finansta yeni bir dönem başlamıştır. Fin-Tek 2.0’daki gelişmeler, dijitalleşmenin ve alternatif dağıtım kanallarının ortaya çıkmasına, geleneksel bankaların müşterilerine küresel ölçekte daha hızlı ulaşmalarına ve hizmet vermelerine olanak sağlamıştır. 1970’lerde ilk dijital borsa olan NASDAQ’ın kurulması ve halen en fazla kullanılan bankalar arası iletişim protokolü olan SWIFT sisteminin kurulması da bu dönemin başlarına denk gelir. 1980’ler ise uluslararası finans sektöründe bilgisayar ve merkezi işlem birimleri, sonrasında da ilk internet bankacılığı uygulamalarının ortaya çıktığı tarih aralığıdır. FinTek 3.0 ve Fin-Tek 3.5 (2008-…): 2000’lerde internete bağlı akıllı telefonlar ortaya çıkmıştır. 2008 finansal krizi özellikle geleneksel bankalara ve finans kuruluşlarına güveni azaltmıştır. Gerek kriz nedeniyle işini kaybeden ve geleneksel finans kurumlarından ayrılan bankacılar, gerekse yeni “sürekli ağa bağlı” yaşamın getirdiği fırsatları gören girişimciler, birbiri ardına yeni teknolojileri hayatımıza sokmuştur. Bunların en önemlisi olarak blokzincir teknolojisi ve bu teknolojik altyapı kullanılarak geliştirilen kripto paralar sayılabilir. Yüzyılı aşkın süre boyunca finans sektörüne destek olan bilgi teknolojileri firmaları, finans sektörüne alternatif olabilecek ürünleri piyasaya sürmeye başlamıştır. Bunlara da örnek olarak 2011 yılında hayatımıza giren Google Wallet ve 2014 yılında hayatımıza giren Apple Pay gösterilebilir. Literatürde Fin-Tek 3.0 gelişmiş piyasalarda ortaya çıkan yeni finansal teknolojiler olarak tanımlanırken, Fin-Tek 3.5 ise gelişmekte olan piyasalardaki yeni finansal teknolojiler olarak tanımlanmaktadır. Gelişmekte olan ekonomilerin, gelişmiş ekonomilere nazaran daha sığ finans sektörüne sahip olmaları, yeni dijital devrim döneminde onları görece avantajlı hale getirmiştir. Bu piyasalar, oturmuş bir finansal yapının olmayışını avantaja dönüştürmüş, kullanıcılar da daha yüksek oranlarda Fin-Tek’lerden hizmet alma yoluna gitmişlerdir. Yeni Dönemde Fin-Tek’ler 2008 sonrasında finans sektörüne yönelik düzenleyici otoriteler tarafından ortaya konan yeni regülasyonlar, büyük ve hantal yapılı geleneksel finans sektörü oyuncularını nispeten köşeye sıkıştırmıştır. Operasyonel maliyetlerinin çok yüksek olması ve regülasyonlarla getirilen sermaye yeterliliği gibi kıstaslar nedeniyle Fin-Teklere göre dezavantajlı durumda kalmaları sonucunu doğurmuştur. Bunun yanında, kitle fonlaması için kullanılan Kickstarter gibi yeni Fin-Tekler de geleneksel bankacılık faaliyetlerinin aktif tarafını, fonlama tarafını etkilemektedir. Pasif tarafta ise, online olarak hesap açabildiğiniz, paralarınızı yatırabildiğiniz, para transferinden yatırım işlemlerine bir sürü bankacılık işlemini çok hızlı ve verimli bir şekilde telefonunuz vasıtasıyla yapabildiğiniz yeni nesil bankalar, finans kuruluşları mevcuttur. Bunun yanında, teknolojiyle iç içe yaşamaya giderek daha fazla alışan ve eğilim gösteren son kullanıcı, geleneksel bankalar yerine giderek artan oranlarda Fin-Tekleri tercih etmektedir. Bu bağlamda, önümüzdeki dönemde de Fin-Teklerin giderek daha fazla banka operasyonlarından pay almaları kaçınılmaz görünmektedir. Fin-Teklerin Dâhil Olduğu Bankacılık Operasyonları Fonlama: Yukarıda da belirttiğimiz üzere, bankaların en önemli operasyonu, ihtiyacı olan kişilere fon sağlaması, yani kredi vermesidir. Fin-Tekler, bu operasyonu halihazırda çeşitlendirmişler ve zenginleştirmişlerdir. Söz gelimi, Kickstarter, Gofundme, Plusplus, LendingClub gibi Fin-Teklerin aracılığıyla proje sahipleri kitle fonlamasına ulaşmaktadır. Kitle fonlaması aşağıdaki yöntemlerle yapılabilir: P2P (peer-to-peer) lending: Kitle, parasının ileriki bir tarihte faiziyle birlikte geri ödeneceği anlayışıyla bir girişime borç para verir. Görüldüğü üzere girişim açısından işleyiş olarak bankadan kredi çekmekten hiçbir farkı yoktur. Sermaye Kitle Fonlaması: Girişimin hisseleri, yatırım karşılığında yatırımcılara verilir. Bu da klasik anlamda borsadan hisse senedi almaya benzer. Ödüle dayalı kitle fonlaması: Burada kitleye yatırımları karşılığında ilerleyen dönemde girişimci tarafından bir ödül sözü verilir. Bağışa dayalı kitle fonlaması: Burada kitle, belli bir sosyal sorumluluk projesine herhangi bir maddi geri dönüş beklentisi olmaksızın fonlama yapar. Kar paylaşımına dayalı fonlama: Kitle, yatırımı karşılığında girişimin ilerleyen dönemde belirli ya da belirsiz bir süre boyunca elde ettiği gelirden ya da kardan pay alır. Menkul kıymete dayalı kitle fonlaması: Bireyler ilgili şirket tarafından çıkarılmış özel sektör tahvili gibi menkul kıymetlere yatırım yaparlar. Görüldüğü üzere, Fin-Tek’ler geleneksel bankacılık ürünleriyle yapılan fonlama ihtiyacını gidermekte farklı ve daha esnek yöntemler ortaya koymuştur. Ödeme ve Altyapı: Farklı ödeme sistemleri şirketleri vasıtasıyla artık para transferleri geleneksel bankalar arası sistemlere nazaran kullanıcılar için çok daha uygun maliyetli ve hızlı gerçekleştirilebilmektedir. Wise, Remitly gibi son kullanıcılara hizmet veren para transferi şirketleri olduğu gibi, farklı e-ticaret platformlarının ya da teknoloji firmalarının da ödeme sistemleri bu kapsamda sayılabilir. Operasyon ve Risk Yönetimi: Bu tarz Fin-Tek’ler daha ziyade geleneksel ve diğer yeni nesil finans kuruluşlarıyla iş birliği içerisinde faaliyet göstermektedirler. Özellikle 2008 krizi sonrasında bankaların risk yönetimi ve uyum konusunda yeni regülasyonlar nedeniyle yükümlülükleri artmış, bu yükümlülüklerin bir kısmı özelleşmiş Fin-Tek’lerin doğmasına yol açmıştır. Veri güvenliği ve büyük veri: Yine bankalar ve finans kuruluşlarının karşı karşıya kaldıkları kişisel verilerin korunması, ellerinde tuttukları büyük verinin işlenmesi, analiz edilmesi ve bankacılık ürünlerinin bu analizler ışığında kişiselleştirilmesi, siber-güvenlik riskleri gibi konular, hem bankalara bu alanlarda hizmet veren yeni firmaların ortaya çıkmasına zemin hazırlamış, hem de bu riskleri daha kolay yönetme kapasitesine sahip Fin-Tek’lerin palazlanmasını sağlamıştır. Görüldüğü üzere, Fin-Tek’ler birçok alanda bankalarla hem rekabet halinde hem de onlara yardım eden, destek olan bir görünümdedir. Fin-Tek’ler de diğer girişimler gibi ilk fonlama ihtiyaçlarını karşılarken, operasyonlarını gerçekleştirirken geleneksel bankalarla (henüz) iş birliği içerisindedir. Ancak, geleneksel bankacılığın sağladığı hizmetlerin diğer Fin-Tek’ler tarafından sağlanma kapasitesi de günden güne artmaktadır. Sonuç Bir önceki bölümün son cümlesinden aynen devam edersek, madalyonun diğer tarafında yer alan, iş modellerini henüz dönüştürememiş ya da dönüşüm konusunda istekli olmayan geleneksel bankaların günden güne piyasa paylarını Fin-Tek’lere kaptırmaları kaçınılmaz olarak görünüyor. Finansal ekosistem giderek daha yüksek oranda dijitalleşiyor, büyük veri, yapay zekâ, blokzincir gibi yeni teknolojiler geleneksel finansı derinden etkiliyor. Yaklaşık 150 yıl boyunca geleneksel finansın gelişmesinde büyük rolü olan Fin-Tek’ler, artık geleneksel finans sektörünü geliştirmenin ötesinde onlarla rekabet eder hale geliyor. Fin-Tek 3.0 ve Fin-Tek 3.5 ile birlikte, start-up’lar, yeni girişimler ve teknolojik yenilikler, adapte olamayan geleneksel finans kuruluşlarını tehdit ediyor. Burada geleneksel finans kuruluşlarının önünde tek bir seçenek varmış gibi duruyor: Kendi operasyonlarını gözden geçirerek teknolojik yatırımlar yapmak, yenilikçi Fin-Tek’lerle potansiyel işbirliğine gitmek ve teknolojik trendi yakalamak. Bunun haricindeki her türlü ayak diremenin ilerleyen dönemde geleneksel finans kuruluşlarının zamanla ortadan kalkması anlamına gelebileceği görülüyor. Kurumsal Not : KAPDEM'de yayınlanan yazı ve çalışmalar KAPDEM'in kurumsal görüşünü yansıtmaz, tüm yasal sorumluluk yazarlara aittir.

Detay