Yazı Gönder
Farklı Yerlerden Üçer-Beşer Maaş Alan Bürokratlar Olması Mümkün Mü? İşin Doğrusu Nedir? Ne Olabilir?

Kamu Politikaları

Farklı Yerlerden Üçer-Beşer Maaş Alan Bürokratlar Olması Mümkün Mü? İşin Doğrusu Nedir? Ne Olabilir?

7 Eylül 2022

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

Son zamanlarda kamuoyunu çokça meşgul eden konuların başında, bazı “seçkin” bürokratların, memurların, kamu görevlilerinin, asıl görevleri dışında pek çok ek görevler edindikleri ve bu ek görevler nedeniyle de asıl görevleri karşılığında almakta oldukları aylıklarının dışında, çok sayıda ek gelirler elde ettikleri iddiaları geliyor. Gazete ve televizyonlarda “ikinci maaş, üçüncü maaş, dördüncü maaş, beşinci maaş” gibi tanımlamalar yapılıyor olsa da bu ödemelerin tamamının “maaş” (yani aylık) tanımına girmediği; bazen “huzur hakkı” bazen de “kâr payı” sayılabilecek ödemeler olduğu anlaşılmaktadır. 

Kuşkusuz ki “üç maaş-beş maaş” iddiaları, muhatapları tarafından (açıkça reddedilmese bile) kabul edilmiyor. Biz de bunların ne kadarının gerçek ne kadarının gerçek dışı olduğunu kontrol edecek yetkiye-bilgiye sahip değiliz. O yüzden, bizim yapabileceğimiz, iddiaların doğru olup olmadığını araştırmak değil, mevcut hukuksal düzenlemeler karşısında bunun mümkün olup olmadığını irdelemek olabilir. Bu makale bu hususu detaylı şekilde incelemek amacıyla kaleme alınmıştır. 

Farklı Yerlerden Üçer-Beşer Maaş Alan Bürokratlar Olması Mümkün Mü? İşin Doğrusu Nedir? Ne Olabilir?

Giriş

Günlük konuşmalarda kolayca dile getiriverdiğimiz pek çok kavramın içeriğini tam olarak söyleyemeyiz. Çoğu zaman da birden çok kavramı, gerçekten öyle olup olmadığını pek düşünmeden, aynı anlama gelecek şekilde kullanırız. 

Gündelik yaşamda fazla sorun yaratmayan bu durum, yasal-yönetsel konuları tartışırken problem yaratabilir. Yasaların-yönetmeliklerin arasında dolaşırken, kavramları doğru ve yerinde kullanmak çok önemlidir; çünkü eğer böyle yapmazsak tartışmalar anlamsızlaşır, açıklamalar bulanıklaşır. 

O yüzden, önce bazı kavramları açıklamakla işe başlamalıyız:

Bürokrat-Memur-Kamu Görevlisi

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında, “kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri” yürüten görevliler; “memur” ve/veya “kamu görevlisi” olarak tanımlanmaktadır.

Vatandaş olarak her gün muhatap olduğumuz vergi daireleri, hastaneler, belediyeler, bakanlıklar gibi kurumlar ve bu kurumlarda çalışanlardan mahkemelerdeki hakimler ve savcılara, sınırlarımızı bekleyen askerlerden üniversitelerdeki öğretim üyelerine, sokaklardaki bekçilerden karakollardaki polislere kadar bütün “devlet görevlileri” bu tanımın içindedir. 

Kamu görevinin ve görevlilerinin atama, ücret, yükselme, disiplin, emeklilik gibi bütün öznitelikleri ve çalışma koşulları, bir dizi yasayla düzenlenmiştir. 

Bu yasal düzenlemelerin; en geniş kapsamlı ve konumuzla doğrudan ilintili olanı da “Devlet Memurları Kanunu”dur. Devlet Memurları Kanunu; hemen bütün yönetsel kurumları ve bu kurumlarda çalışanları kapsar. Yargı örgütleri, Üniversiteler, silahlı kuvvetler, emniyet örgütü gibi bazı kurumlar ve bunların çalışanları ise kendi özel kanunlarına tabidirler.

Bürokrasi veya bürokrat dediğimizde de genellikle Devlet Memurları Kanununa tabi olan kamu görevlilerini anlatmış oluruz.

Maaş-Ücret-Huzur Hakkı-Kâr Payı

Herhangi bir hizmetin karşılığında elde edilen gelirleri sistemli biçimde sınıflandırmaya çalışacak olsak, şöyle bir liste yapabiliriz: 

Eğer bir kamu ya da özel kuruluşta tüm mesainizi harcayarak çalışmaktaysanız, genellikle aydan aya ödeme alırsınız. Bunun adı “maaş”tır. 

Şayet bir kurumun karar verici ya da denetleyici oluşumlarında zaman zaman bulunuyor ve çeşitli kararlara imza atıyorsanız; bunun için aldığınız ödemenin adı “huzur hakkı” dır.  (Huzur sözcüğü, “hazır bulunmak” anlamındadır ve söz konusu ödeme de size “toplantılarda hazır bulunduğunuz için” yapılmaktadır.) 

Eğer bir özel ya da resmi kurumun faaliyeti hakkında belli aralarla görüşlerine başvurulan bir uzman iseniz, yapılan ödemenin adı “danışmanlık ücreti” olacaktır.

Nadiren, bir anlaşmazlığın çözümünde ya da bir davanın görülmesi sırasında, sadece spesifik bir konunun çözümü için görüşünüze başvuruluyorsa, o zaman ödeme “bilirkişi ücreti” olacaktır. 

Eğer bir kurumun yıllık bilanço karından “o kurum için yaptığınız görevden ötürü” size bir pay verilmekteyse, bunun adı da kâr payıdır.

Kuşkusuz, yukarıdaki sınıflandırma “kesin” değildir; herkes bu listeye kendi yorumuna uygun eklentiler yapabilir; biz sadece “ana hatlarını” vermeye çalıştık. 

Yukarıdaki listenin konumuzla ilgili olan kısmı ise maaş, huzur hakkı ve kâr payı ödemeleridir. Çünkü, “üç maaş - beş maaş” iddiaları, genellikle bu ödemeler etrafında şekillenmektedir.

Konuyu, şu iki noktada irdeleyeceğiz: 

a) “Kamu görevlisi” asli ve sürekli görevi dışında başka “sürekli ya da süreksiz-ticari-yönetsel” faaliyetlerde bulunabilir mi?

b) Kamu görevlisi, bu faaliyetlerinden ek gelir elde edebilir mi? 

Aşağıda, bu konuları sırasıyla ele alacağız:

İkinci Görev – İkinci Gelir 

Asli görev, Ek Faaliyet, İkinci Görev Kavramları

Her Devlet Memuriyeti, yani her kamu görevi bir “kadroya” bağlıdır.  Bu kadro; 

*Kamu görevinin gerektirdiği eğitim, deneyim, cinsiyet, yaş gibi özel nitelikleri, 

* Bu görev için öngörülen her türlü sosyal hakları,

* Bu görev için kaç kişinin istihdam edileceğini,

belirler.

Örneğin; bir bakanlıkta 4 bakan yardımcısı kadrosu varsa, bu bakanlıkta 4 bakan yardımcısı istihdam edilebilecek demektir. Genel Müdürlüğün personel dairesinde 1 daire başkanı ve iki daire başkan yardımcısı kadrosu varsa, belirlenen nitelikleri taşıyan 3 kişi istihdam edilebilecek demektir. Orada, beşinci bakan yardımcısına ya da ikinci daire başkanına yer yoktur. 

Kural olarak, bir kamu görevlisi, ancak bir asli ve sürekli görevi yürütebilir. Yani Karayolları Genel Müdürüne aynı zamanda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü görevi de yüklenemez. (Geçici vekalet durumları hariç.)

Devlet memurlarının, hangi görevleri ya da faaliyetleri yapabilecekleri ve hangilerini yapamayacakları konusundaki yasal kuralları ve bu kurallardaki istisnaları; olabildiğince özetleyerek şöyle formüle edebiliriz:

a) Devlet memuruna; genel ve katma bütçeli kurumlarda, il özel idarelerinde, belediyelerde, bunların kurdukları birlikler ile döner sermayeli kuruluşlarda, kanunlarla kurulan fonlarda, sermayesinin tamamı devlete ait iktisadi kurumlar ile sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait bankalarda ve sermayelerinin yarısından fazlası bu kuruluşlar tarafından karşılanan kurumlarda ikinci görev verilemez, her ne ad ile olursa olsun ücret ödenemez ve yarar sağlanamaz.

Fakat; 

Özel kanunların ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin yetki verdiği sürekli hizmetler yaptırılabilir. Kurumların tababet, avukatlık hizmetleri yaptırılabilir. Asıl görevlerinin bulunduğu yerlerdeki mühendislik-mimarlık gibi teknik hizmetler ikinci görev olarak gördürülebilir. Benzer şekilde doktorlara çeşitli hastane yönetim hizmetleri ve öğretmenlere okul yöneticiliği görevleri yaptırılabilir.

b) Devlet memurları, Türk Ticaret Kanunu’na göre “tacir” veya esnaf” sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamazlar. Ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak (komandit şirkette komandite ortak) olamazlar.

Fakat;

Memuriyet görevi yaptıkları kurumların ticari iştiraklerinde, kurumlarını temsilen bu görevlerde bulunabilirler.

c) Memurlar, serbest meslek icra etmek üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamazlar. Gerçek kişilere ya da özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde çalışamazlar. Vakıf yükseköğretim kurumlarında da görevli olamazlar.

Fakat; 

Memurların üye oldukları yapı, kalkınma ve tüketim kooperatiflerinde; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulmuş yardım sandıklarında yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyeliklerinde bulunabilirler.

Yukarıdaki bu kısa özetten anlaşılmaktadır ki devlet memurlarının asli ve sürekli olarak gördükleri ve “kadroya bağlı” görevlerinin yanında başka görev alamayacakları şeklindeki genel kuralın, pek çok istisnaları vardır. 

Böylece; bir genel özet yapacak olursak:

Devlet memurları; 

* Görevli oldukları kamu kurumlarının iştiraklerinde, 

* Memur kooperatiflerinde, 

* Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında, 

* Kanunla ya da Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle kurulmuş yardım sandıklarında, 

* Devlet üniversitelerinde ve kanunun öngördüğü başka kurumlarda,

Yönetim, denetim ve disiplin kurulu üyelikleri gibi görevlerde bulunabilirler. 

Şunu da vurgulamalıyız ki devlet memurlarının bu şekilde alacakları ek görevlerin “sayı sınırı” da yoktur. Yani bir memur, görevli olduğu kamu kurumunun iştiraki olan birden fazla ticaret şirketinin yönetim ya da denetim kurulunda, “o kamu payını temsilen” aynı anda görev alabilir.

İkinci Gelir Kavramı ve Bu Konudaki Düzenlemeler

Devlet memurlarının, kendi kadrolu asli görevlerine ek olarak, belli bazı kurumlarda bazı görevleri sayı sınırlaması olmaksızın yürütebileceklerini gördük. Şimdi de bu ek görevler için ek ödemeler alıp alamayacakları üzerinde durmalıyız.

Temel kural şudur: Devlet memurlarına, işgal ettikleri kadroya dayanılarak ödenen aylık (ve bu aylığa bağlı çeşitli ek ödemeler) dışında hiçbir başka ücret ödenmez ve hiçbir yarar sağlanmaz.’

Fakat yukarıda ayrıntılarını verdiğimiz ek görevlendirmeler için yapılacak ek ödemeler, bu genel kuralın dışında kalır. 

Bu konunun takibini yaptığımızda, karşımıza 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 12. maddesi çıkmaktadır: 

“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, asli kadro ve görevleri dışında, kurum ve kuruluşların yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara, bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilir. Bu maddenin uygulanmasında oluşacak tereddütleri gidermeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” ()

Bu madde hükmü, daha sonra biraz daha pekiştirilerek, bu ek görevlerin “kurum içi veya kurum dışı” olması ayrımını da ortadan kaldırılmıştır:

“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinden, kurum ve kuruluşların yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlarda görev alanlara, kurum içi ve kurum dışı ayrımı yapılmaksızın bu görevlerinden sadece biri için ücret ödenebilir”

Böylelikle, devlet memurlarının bu tür ek görevlerinin sayısı ne olursa olsun, bunların SADECE BİRİNDEN ek ücret alabilecekleri konusunda tartışılmaz bir yasal kural ortaya çıkmış bulunmaktadır. 

Ayrıksı Durumlar

İl Özel İdareleri ve Belediye çalışanları da 657 sayılı Devlet memurları Kanununun kapsamı içindedir. Ne var ki hem belediyelerin hem de il özel idarelerinin meclislerinde ve bazı yönetim organlarında, seçilmiş ve atanmış görevliler birlikte görev yapmaktadırlar. Örneğin hem belediye encümenlerinde hem de il daimî encümenlerinde seçilmiş ve atanmış kişiler birlikte bulunurlar.

Bu organlardaki atanmış görevlilerin, “birden fazla ek gelir elde edemeyecekleri” konusunda anlaşmazlık yoktur. Fakat seçilmiş görevliler söz konusu olduğunda, durum değişmektedir. 

Belediye başkanlarına ve belediye meclisi üyelerine, il genel meclisi başkanlarına ve meclis üyelerine, bu görevlerinden ve katıldıkları meclis ya da ihtisas komisyonu toplantılarından ötürü huzur hakkı ve ödenek adı altında ödemeler yapılmaktadır. Bu görevliler, belediyelerin ve il özel idarelerinin çeşitli şirketlerinde de görev alabilmektedirler. 

Memur sayılmayan bu görevlilerin, asıl görevlerine ek olarak aldıkları çeşitli görevlerden ötürü birden fazla gelir elde edip edemeyecekleri konusundaki sorunu, 631 sayılı KHK’nın verdiği açık yetkiyle, Maliye Bakanlığı çözmüş ve; 

631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin anılan 12.nci maddesinin il genel meclislerinin ve belediye meclislerinin seçilmiş üyelerini ve seçilmiş başkanlarını (büyükşehirler dahil) kapsamadığı

Diğer bir deyişle, bu kişilerin birden fazla ek görev almaları halinde birden fazla ek gelir elde edebilecekleri,

buna karşın; 

Vali, vali yardımcısı ve kaymakamlar da dahil olmak üzere, 657 sayılı Kanun ile diğer personel kanunlarına göre istihdam edilenlere verilen meclis, encümen, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu, danışma kurulu üyelikleri ve komisyon, heyet, komite ile benzeri organlardaki görevlerden sadece biri için ücret ödenebileceği,”

sonucuna varılmıştır.

Sonuç

Hangi unvan ve kadro altında çalışıyor olursa olsun, “atanmış” devlet memurlarının, asli görevlerinin dışında, ancak görevli bulundukları kurumların “iştiraki, kuruluşu” niteliğindeki kurum ve kuruluşların; yönetim, denetim, disiplin, danışma, tasfiye kurulu ya da komisyon, heyet, komite ve benzeri organlarında ek görevler alabilecekleri;

alabilecekleri bu ek görevlerin herhangi bir sayı sınırlamasına tabi olmadığı;

ancak bu ek görevlerin sadece birinden (Adı ne olursa olsun) ek gelir elde edebilecekleri, hangi görevlen ek gelir elde edecekleri konusundaki seçim hakkının da görevlilerin kendisine ait olduğu;

ortaya çıkmaktadır. 

Kamuoyunu çokça meşgul eden “birden çok görev” ve “birden çok maaş-gelir” söylenti ve iddialarının bu bilgiler ışığında değerlendirilmesi, ortaya çıkan belgeli gerçek olay ve durumların da yine bu bilgiler ışığında sonuca ulaştırılması gerektiği açıktır. Kanunsuz, yasadışı, usulsüz yapılan uygulamalar varsa bunların idari denetim ve yargı organlarınca mevcut yasal düzenlemeler ışığında derhal incelenmesi ve cezalandırılması gerekmektedir. 

Kurumsal Not: KAPDEM'de yayınlanan yazı ve çalışmalar KAPDEM'in kurumsal görüşünü yansıtmaz, tüm yasal sorumluluk yazarlara aittir. 

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Türkiye’deki Orman Yangınları Üzerine: Ne Yapmalı? Nerden Başlamalı?

Türkiye’deki Orman Yangınları Üzerine: Ne Yapmalı? Nerden Başlamalı?

Türkiye’de 2025 yılında gerçekleşen orman yangınları, çok sayıda can kaybının yanında büyük miktarda orman alanının yok olmasına ve ağır maddi zarara yol açtı. Yangınlar 2025 yılı için bitti gibi görünüyor; ama gelecekte olmayacak da diyemeyiz, çünkü gelecek yıllarda da aynı aşırı sıcak ve kuru hava, henüz ülkemizin yangına hassas kuşağında hükmünü sürdürecektir. Orman varlığı bakımından “orta” düzeyde bir ülke olan Türkiye, orman yangınları konusunda riskli iklime, bitki örtüsüne ve sosyal yaşam dokusuna sahiptir. Bu nedenle, orman varlığını korumak, yaşamsal önem taşımaktadır. Ormanları korumanın bir boyutu bakım ve geliştirme çabalarını kapsarken, en az bunun kadar önemli bir diğer boyutu da yangınla mücadeledir. Yangınla mücadele; yangını çıkmadan önlemeyi, çıktığında hızlıca gereken yerleri uyarmayı, etkili ve hızlı söndürme faaliyetine girişmeyi kapsamaktadır. Bunu başarmak, yangını çıkmadan önlemenin bütün gereklerini sağlamayı, yangınla mücadelede yer alacak insan gücünün sayısal ve eğitimsel nitelikleri ile ekipman kapasitesini üst düzeyde tutmayı gerektirmektedir. 2025 yangınları ve daha önceki yıllardaki deneyimler, ülkemizin yangınlara karşı ön hazırlık ve fiili mücadele süreçlerinde eksikleri bulunduğunu göstermiştir. Bu makalede, bütün bu konular, olabildiğinde akademik düzeyde ve gerçek bilgi temelinde ele alınmıştır.

Detay
Bakan Yardımcısı Olmadı, Müsteşar Verelim: Adalet Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı Sorunu

Bakan Yardımcısı Olmadı, Müsteşar Verelim: Adalet Bakanlığı’nda Bakan Yardımcılığı Sorunu

2017 yılında yapılan Anayasa değişikliği ardından gerçekleştirilen bir dizi bürokratik reorganizasyondan biri de bakanlıklardaki en yüksek “atanmış kamu görevlileri” olan müsteşarların yerini, bakan yardımcılarının alması olmuştu. Hepimiz müsteşarları unutmuş ve bakan yardımcılarının varlığına alışmışken, geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir Kanun ile Adalet Bakanlığında yeniden müsteşarlık oluşturulduğunu öğrendik. Kamuoyunda “bakanlıklarda bakan yardımcılığı kalkıyor mu? ve/veya “müsteşarlıklar yeniden geri mi geliyor?” sorularına neden olan bu gelişmenin nedeni, aslında bütün bakanlıklarda yeniden müsteşarlık oluşturmak değil, sadece 2017 değişikliğinden sonra yürürlüğe konulan uyum düzenlemelerinde, Anayasa’nın emredici hükümlerine bazı aykırılıklar bulunmasıydı. Kamuoyunu aydınlatmak amacıyla Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınan bu makalede, bu haberler ve durumun asıl bilinmesi gereken arka planı detaylı şekilde analiz edilmektedir.

Detay