Yazı Gönder
Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 2: İkinci Aile): Irak Türkmenlerinin Türkiye’den Beklentileri

Röportajlar

Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 2: İkinci Aile): Irak Türkmenlerinin Türkiye’den Beklentileri

22 Ekim 2023

Okuma Modu

Makaleyi Dinle

0:00 / 0:00

Bu özellik tarayıcının yerleşik sesli okuma teknolojisini kullanır

KAPDEM ADMIN Fotoğrafı
KAPDEM ADMIN

KAPDEM

Kapdem Üyesi

Röportajın Özeti:

 

“Daha sonra IŞİD gelince, savaş başlayınca, karışıklıklar artınca bir karar aldım ve Türkiye’ye geldim.”

 

“İlk resmi kaydımı Ankara’da yaptırdım. Biz düzenli yollarla geldik. Kaçak bir şekilde gelmedik buraya.”

 

“O dönem Saddam’dan kaçıp Türkiye’ye gelen pek kişi yoktu. Yani varsa da çok azdır. Türkmenlerin belki de binde biri diyebiliriz en fazla.”

 

Saddam Türkmenlere ve Kürtlere baskı uyguladı. Mesela Saddam döneminde Türkçe isim kullanmak yasaktı.”

 

“Yarısı da gittikleri yerde kaldılar. Türkiye’ye gelen Telaferli Türkmenler, Telafer’deki toplam Türkmen nüfusunun belki de %25-30’una denk düşmektedir. Ben de onlardan biriyim işte.”

 

Kızım hastanede yatarken yapılan işlemlerden veya hastanede geçirdiği günler için herhangi bir para almadılar. Aslında ilk başta para istediler. Ama daha sonra hastaneye herhangi bir ödeme yapamayacağımızı ve elimizden bir şey gelmediğini söyledik.”

 

Dil sorunu yaşadık. Biz Türk’üz elbette. Ama buraya gelince Türkçe konusunda sorun yaşadık. Dil, bizim kullandığımız Türkmence’den daha farklı.”

 

Sigortalı çalıştığım yıl 2016 idi. Şimdi ise çalışma iznim yok ve sigortasız çalışmak zorundayım.”

 

Benim tek isteğim vatandaşlık. Ben zaten vatandaşlık istediğimizi birçok yere yazdım. Cumhurbaşkanlığı’na da yazdım. Cumhurbaşkanlığı’na mail attım.”

 

Ama istisnai vatandaşlıktan faydalanan hiç kimseyi tanımam. Yani hiçbir Irak Türkmeni’ni tanımam.”

 

Türkiye’de kalmak istiyorum. Irak’a dönmek gibi bir niyetim yok.”

 

“İlk geldiğimiz zaman, yani 8-9 sene evvel, bizimle simgesi bozkurt olan bir dernek ilgilendi.”

 

“Burada yirmi sene kalsan da Türkmen’e vatandaşlık yok.”

 

 

Röportajın Tam Metni:

 

Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 2: İkinci Aile): Irak Türkmenlerinin Türkiye’den Beklentileri

 

Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) ile bu özel görüşmeyi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz. Biraz kendinizden bahseder misiniz? Irak’ta ne yapıyordunuz? Hangi bölge de yaşadınız? Türkiye’ye ne zaman geldiniz? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Ben orada, yani Irak’ta, üniversiteyi bitirdikten sonra şey idim. Memur idim yani. Daha doğrusu öğretmen idim. Bilgisayar öğretmeni olarak çalışıyordum. 2014’ kadar bilgisayar öğretmeni olarak çalışmaya devam ettim. Daha sonra IŞİD gelince, savaş başlayınca, karışıklıklar artınca bir karar aldım ve Türkiye’ye geldim. 2014’ün sonunda, o senenin on birinci ayında Türkiye’ye geçtim. Suriye üzerinden, Telabyad değil de Kilis üzerinden Türkiye’ye giriş yaptım. Kilis’ten ilk giriş yaptığımız zaman kayıt altına alınmadık. Zaten Kilis’te durmadım ve doğrudan Ankara’ya geldim. İlk resmi kaydımı Ankara’da yaptırdım. Biz düzenli yollarla geldik. Kaçak bir şekilde gelmedik buraya. 

 

“Saddam döneminde Türkçe isim kullanmak yasaktı. Saddam daha çok Şii Türkmenlere sistematik baskı yapıyordu”

 

 

Irak’taki hayatınız Saddam Döneminde nasıldı? Hatırlıyor musunuz? Saddam Dönemi’nde Türkmenler ile rejim arasındaki ilişki nasıldı? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Tabi Saddam zamanında daha iyi şartlarda yaşıyorduk. Daha güvenliydi. Zaten o zamanda kaçıp Türkiye’ye gelmek gibi bir ihtiyaç içerisinde olmamıştık. O dönem Saddam’dan kaçıp Türkiye’ye gelen pek kişi yoktu. Yani varsa da çok azdır. Türkmenlerin belki de binde biri diyebiliriz en fazla. Irak’ın güneyinden kaçanlar olmuştu tabi. Şiilerden bahsediyorum burada. Türkmenlerden ise kaçan çok azdır. Telafer’deki Sünni Türkmenler arasında Saddam’dan kaçan neredeyse kimse yoktu. Sayamazdınız bile yani. Saddam daha çok Şii Türkmenlere yönelik sistematik baskı yapıyordu.

 

Irak’ta yaşayan Türkmenlerin Saddam iktidardayken Türkiye’ye yerleşmek gibi bir niyetleri hiç oldu mu? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Vallahi öyle bir şey olmadı. Saddam daha çok Şiilere zulmetti Irak’ta. Türkmenlere ve Kürtlere, Şiilere yaptığı gibi, en azından benim bildiğim kadarıyla, zulmetmedi. Ama Türkmenlere ve Kürtlere karşı ayrımcılık yaptı. Irak’ta Türkmenlerin ayrı bir devlet talebi yoktu. Daha doğrusu ben bu talep ile siyasi faaliyet yürüten herhangi bir Türkmen tanımıyorum. Saddam Türkmenlere ve Kürtlere baskı uyguladı. Mesela Saddam döneminde Türkçe isim kullanmak yasaktı. Ama çok zulüm Şiilere yapıldı. Sünni Türkmenler Saddam ile daha iyi anlaşıyorlardı. Çok bir sıkıntı yaşamadıklarını diyebilirim.

 

Saddam Rejiminin yıkılmasından sonra sizin için neler değişti?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Saddam Rejimi değiştikten sonra Irak’ta yaşam herkes için zorlaştı. 

 

“IŞİD geldikten sonra Telafer’deki Türkmenlerin hepsi şehri terk etti. Daha sonra ise ancak yarısı geri döndü”

 

Irak’tan Türkiye’ye gelip yerleşme kararınızın arkasında yatan sebepleri açıklar mısınız? IŞİD’in zulmüne de maruz kaldınız mı? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): IŞİD geldikten sonra Telafer’de ne kadar Türkmen varsa hepsi kenti terk etti. Yani nüfusun neredeyse yüzde yüzü kentten çıktı. Bu insanların önemli bir kısmı Irak’ın içerisinde farklı yerlere dağıldı. Başka kentlere gittiler. Daha sonra ise yarısı Telafer’e geri döndü. Yarısı da gittikleri yerde kaldılar. Türkiye’ye gelen Telaferli Türkmenler, Telafer’deki toplam Türkmen nüfusunun belki de %25-30’una denk düşmektedir. Ben de onlardan biriyim işte. Türkiye’ye Telafer’den gelen Türkmenler genelde Sünni’dir. 

 

“Eğitim ve sağlık hizmeti konusunda Türkiye’de devlet kısmen yardımcı oldu. Ancak, kapsayıcı bir devlet desteği görmedik. Hayırseverler de destek oldu”

 

Türkiye, bu süreçte size destek verdi mi? Türkiye size destek verdiyse eğer söz konusu desteğin niteliğine dair bilgi vermenizin bir mahsuru var mıdır?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Evet. Biz gelir gelmez tüm çocukları okullara kabul ettiler. Okulda malzeme yardımda bulundular. Okulda çocuklara kitap verildi. Ama mesela kılık-kıyafet yardımında bulunulmadı. Hayırsever bazı vatandaşlar vardı. Onlar kendi aralarında mesela Türkmenlere yardım edebilmek için ellerinden geleni yaptılar. Aynı zamanda çocukların sağlık ihtiyacının karşılanması için de bize yardım edildi. Biz sağlık ocaklarından yani daha doğrusu aile hekimlerinden hizmet alabiliyoruz. Ayrıca hastanelere gittiğimiz zaman herhangi bir sağlık hizmeti için bizden ücret talep edilmiyor. Ben mesela hiç ağır hasta olup hastanede kalmadım. Ama kızım ağır hasta oldu ve hastanede yatmak zorunda kaldı. Altı gün hastanede yattı. Kolu kırıldı. Kızım hastanede yatarken yapılan işlemlerden veya hastanede geçirdiği günler için herhangi bir para almadılar. Aslında ilk başta para istediler. Ama daha sonra hastaneye herhangi bir ödeme yapamayacağımızı ve elimizden bir şey gelmediğini söyledik. Bir şey demediler. 

 

Muayene parası da alınmadı mı?

 

Türkmen-2 (42 yaş, kadın): Aslında muayene parası alınıyor. Yani en azından büyük hastanelerde muayene parası alındığını söyleyebilirim. Aynı zamanda eczaneye gidip ilaç almak istediğimiz zaman da ücret ödüyoruz elbette. Muayene şeyden çıkıyor işte sigortadan karşılanıyor.

 

Aile Bakanlığı’nın size yönelik herhangi bir girişimi ya da yardımı oldu mu?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Türkiye’ye geldikten sonra Aile Bakanlığı’nın bize ya da kadınlara yönelik herhangi bir desteğinin olmadığını da belirtmek isterim.

 

“Biz Türküz. Bizim Türkmen’ce buradaki Türkçe’den biraz farklı ama zamanla alıştık ”

 

 

Türkiye’ye ilk geldiğinizde hangi zorluklarla karşılaştınız? Dil bariyerinden kaynaklı sorunlar yaşadınız mı?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): İlk geldiğimiz de buradaki insanları anlamaya çalışırken biraz zorluk yaşadık. Dil sorunu yaşadık. Biz Türk’üz elbette. Ama buraya gelince Türkçe konusunda sorun yaşadık. Dil, bizim kullandığımız Türkmence’den daha farklı. Zaman içerisinde alıştım ama. Şimdi Türkçe’yi çok daha iyi kullanıyorum. Urfa’da konuşulan Türkçe’ye benzer bizim Türkmence normalde.

 

Burada hangi işlerde çalıştınız? Çalışmış olduğunuz işlerde kayıtlı bir şekilde mi çalıştınız? Çalışma izniniz var mıydı? Sigortanız yapıldı mı?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Ben bir ara sigortalı işte çalıştım. Sosyal hizmetlerde çalıştım. Sosyal hizmetler merkezinde çalıştım. Aile Bakanlığı’na bağlı olarak çalıştım. Şirket yazımı yazıncaya kadar sigortalı değildim. Yani altı ay sigortasız çalıştım. Sonra tekrar sigortalı çalışmaya başladım. Sigortalı çalıştığım yıl 2016 idi. Şimdi ise çalışma iznim yok ve sigortasız çalışmak zorundayım.

 

Türkmen-1 (42 yaş, kadın): Ben hiç çalışmadım. Hep evdeydim.

 

“Iraklı Türkmenler olarak Türkiye’de Suriyelilerden hiçbir farkımız yok. Hatta Suriyelilerin avantajları var. İstisnai vatandaşlık bile alabiliyorlar. Ama bize asla verilmiyor”

 

Türkiye’de şu an vatandaşlık mı edindiniz? İkamet izni ile mi kalıyorsunuz?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Bizim kaydımız var burada. Yabancı olarak kaydımızı yaptırdık. Ama Türkiye’de henüz bir vatandaşlık edinemedik. Burada yaşayan yabancılar olarak mesela Suriyeliler ile bizim aramızda devletin nezdinde hiçbir fark yok. Suriyeliler arasında vatandaşlık için istisnailer var (KAPDEM Notu: Katılımcı, istisnai vatandaşlık başvurusunda bulunan Suriyelilerden bahsetmektedir). Suriyelileri istisnai vatandaşlıktan faydalandırıyorlar. Mesela bizim çevremizden 2014’ten sonra gelip istisnai vatandaşlıktan faydalanan kimseyi duymadım ben. Vatandaş olan Irak Türkmenleri var. Ama uzun yoldan oluyorlar. Mesela gelmiş buraya. Bir şekilde sigortalı işe girebilmiş ve 5 yıllık (uzun süreli) ikamet izni almış. O şekilde tanıdıklarımız vatandaş olabildiler. Ama istisnai vatandaşlıktan faydalanan hiç kimseyi tanımam. Yani hiçbir Irak Türkmeni’ni tanımam. 

 

“Irak’a dönme niyetimiz yok. Tek isteğimiz Türkiye’den vatandaşlık almak ve burada kalmak”

 

Türkiye dışında gitmek istediğiniz bir ülke var mı? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Türkiye dışında gitmek istediğim bir ülke yok. Ben Türkiye’de kalmak istiyorum. 

 

Irak’a dönmek gibi bir isteğiniz var mı? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Türkiye’de kalmak istiyorum. Irak’a dönmek gibi bir niyetim yok.

 

Şimdi yetkililerden bir talebiniz var mıdır? 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Benim tek isteğim vatandaşlık. Ben zaten vatandaşlık istediğimizi birçok yere yazdım. Cumhurbaşkanlığı’na da yazdım. Cumhurbaşkanlığı’na mail attım.

 

Peki size cevap geldi mi Cumhurbaşkanlığı’ndan?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Geldi. Talebimizin İçişleri Bakanlığı’na iletildiği yazılmış. İçişleri Bakanlığı’ndan bir cevap geldi. 5 yılı doldurmadığınız müddetçe vatandaşlık hakkınız yok denmiş. Ama biz buraya geleli dokuz sene olmuş. Ondan sonra ben bir daha yazmadım zaten. Burada yirmi sene kalsan da Türkmen’e vatandaşlık yok.

 

“Türkiye’de kamu kurumlarından bize Türkmen olduğumuz için değil yabancı olduğumuz için yardımlar yapıldı. Oturduğumuz apartmanda ise yabancı muamelesi gördüğümüz için sorunlar yaşadık”

 

Türkiye de bulunan Irak Türkmenlerine ilişkin bir sivil toplum kuruluşu bulunuyor mu? Eğer bulunuyorsa be gibi faaliyetleri var?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Valla Türkiye’de özel olarak Türkmenlerle ilgilenen bir dernek duymadım ben.

 

Belediyeden ya da başka bir kamu kurumundan yardım geldi mi?

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Türkmen olduğumuz için gelmedi. Ama yabancı olduğumuz için bize yardım ettiler. Bize yardım eden çok dernek oldu. İlk geldiğimiz zaman, yani 8-9 sene evvel, bizimle simgesi bozkurt olan bir dernek ilgilendi. Ama hangisi ilgilendi bilmiyorum. Çünkü simgesi bozkurt olan iki dernek varmış. Ülkü Ocağı ya da Türk Ocağı olsa gerek.

Türkmen-2 (42 yaş, kadın): İlk geldiğimiz vakit bize belediye ve diğer vakıflar yardım etti. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı bize iki kere yardım etti.

 

Türk halkından ve devletten gerekli desteği gördüğünüzü düşünüyor musunuz? Size yönelik bir ön yargıyla karşılaştınız mı? 

 

Türkmen-2 (42 yaş, kadın): Bizim Ankara’da ilk taşındığımız evde komşular bize iyi davranmıyordu. Bizi Türkmen olarak değil de yabancı olarak gördüler. Orada birçok sorun yaşadık. Biz bu apartmana geleli daha bir yıl oldu. Çok gelen gidenimiz olmuyor. Ama bu apartmanda Allah’a şükür bir sorun yaşamadık komşularımızdan yana.

 

Son olarak Türk kamuoyundan ne beklediğinizi bize söyler misiniz?

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Bizim kimseden bir beklentimiz yok. Keşke Türk vatandaşı    olabilsek. Başka bir dileğimiz yoktur.

 

Bu özel sohbet için teşekkür ederiz. Bundan sonraki hayatınızda sağlık, huzur, başarı ve kolaylıklar diliyoruz. 

 

Türkmen-1 (42 yaş, erkek): Siz sağ olun. Sesimiz oldunuz. Bize moral oldunuz. Allah razı olsun. 

Türkmen-2 (42 yaş, kadın): İyi ki geldiniz. Bize destek oldunuz. Yine bekleriz. Sağ olun.  

 

NOT: Ankara’da yaşayan Türkmen aileler ile röportajlarımız, röportaj serisinin üçüncü bölümünde bir başka Türkmen aile ile devam edecektir. 

 

Paylaş ve İndir

KAPDEM

Yayınlarımız, etkinliklerimiz ve duyurularımızdan haberdar olmak için abone olun

Yazarın En Son Yazıları

Siyasi Partilerin Dış Politika Yönetimi Nasıl Olmalı?: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seçim Öncesi ABD Ziyaretlerinin İçerikleri Üzerine Bir İnceleme

Siyasi Partilerin Dış Politika Yönetimi Nasıl Olmalı?: Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun Seçim Öncesi ABD Ziyaretlerinin İçerikleri Üzerine Bir İnceleme

Bu anı yazısı, Türkiye’de iktidar olma iddiası taşıyan siyasi partilerin dış politika üretme kapasitesini, yazarın bizzat tanıklık ettiği iki farklı dönem üzerinden karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. 2002 genel seçimleri öncesinde Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) heyetinin ve 2023 seçimleri öncesinde Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) heyetinin Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirdiği temaslardan hareketle, siyasi aktörlerin uluslararası muhataplarla nasıl bir dil kurduğu, hangi konuları önceliklendirdiği ve ne ölçüde hazırlıklı olduğu incelenmektedir. Yazı, AK Parti’nin iktidar öncesi dönemde ABD temaslarına somut senaryolar, teknik analizler ve öngörülebilir bir dış politika çerçevesiyle yaklaştığını; CHP’nin ise 2023 sürecinde daha çok iç siyasi sorunlar, demokrasi ve normatif söylemler etrafında şekillenen bir anlatı sunduğunu ileri sürmektedir. Bu farkın kişisel tercihlerden ziyade, dış politika yapımına bakış ve kurumsal kapasiteyle ilgili yapısal bir meseleye işaret ettiği savunulmaktadır. Çalışma, iktidar hedefi olan siyasi aktörler açısından dış politikanın iyi niyet beyanlarıyla değil, somut hazırlık, stratejik öngörü ve teknik kapasiteyle inşa edilmesi gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.[1]

Detay
6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası

6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası

6 Şubat 2023 Depremi’nden Üç Yıl Sonra: Devletin Yaşam Hakkı Karşısındaki Sorumluluğu ve Dinmeyen Vicdan Yarası 6 Şubat 2023’te, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük deprem felaketlerinden birisini yaşadığımız günün üzerinden tam üç yıl geçti. Aradan geçen 3 yıla rağmen, bu felaketin yarattığı yıkım ve kayıplar, hafızalarımızda bütün ağırlığıyla varlığını sürdürmektedir. Başta Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman ve Malatya olmak üzere pek çok kentte yitirilen on binlerce canımız, yalnızca bir afetin değil, uzun yıllara yayılan ihmal ve yönetimsel sorunların da acı bir sonucudur. Deprem sonrası hala kayıp olan ve bulunamayan insanlar, çocuklar ise yüreğimizi en acı şekilde kanatmaya devam etmektedir. Hem depremde hayatını kaybeden insanların toplam sayısına hem kimliksiz defnedilen kişi sayısına ve gerçek kimliklerin tespit edilememesine hem kimin nerede, nasıl defnedildiği ya da bulunduğuna dair muğlak resmi/gayri resmi ifadelerin çokluğuna hem de daha sonra kayıp olduğu bildirilen ya da yakınlarının/tanıdıklarının kayıp olduğuna dair ihbarda bulunmaya devam ettikleri insanlara dair belirsizlik ve şüpheler kamuoyu vicdanını yaralamaya devam etmektedir. Kamuoyu ile paylaşılan resmi bilgilere dair süregelen güvensizlik toplumun büyük bir kesiminde deprem sonrası travmayı daha da arttırmaktadır. Daha geçen günlerde depremde hayatını kaybeden bir insanımız naaşına üç yıl sonra ulaşılmış olması bu yaranın büyüklüğü ve travmasının kolay geçmeyeceğini tekrar tekrar herkese hatırlatmaya devam etmektedir. 6 Şubat 2023 depreminin 3.yıl dönümünde, yalnızca kaybettiklerimizi anmakla yetinemeyiz. Sormamız gereken daha hayati sorular var: Sorumlular ortaya çıkarıldı mı? Türk halkında adalet duygusu onarıldı mı? Hem kamu hem özel kurumlardaki sorumlular yeterince soruşturuldu ve adil bir yargılamaya dahil edildi mi? Türkiye’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC’ye) ve daha pek çok yabancı ülkeye kadar büyük ve onulmaz kayıpların olduğu deprem sonrası ailelerin, tanıdıkların ve toplumsal grupların hayata yeniden tutunması, sosyal ve psikolojik olarak yeniden toparlanması için yeterince destek programı uygulamaya kondu mu? Benzer bir felaketin yeniden yaşanmaması için gerçekten adımlar atıldı mı? Bu topraklarda deprem, kaçınılmaz bir doğa olayı olabilir ancak bu ölçekte bir felakete dönüşmesi, denetimsizlikten, ihmallerden ve kamusal sorumluluğun fiilen askıya alınmasından bağımsız düşünülemez. Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) olarak daha önce yayımladığımız çalışmalarda, yapı üretimi ve denetim düzeninin sadece kuralların varlığı ile açıklanamayacağını, asıl meselenin uygulama, görev ahlakı, sorumluluk bilinci ve yaptırımların caydırıcılığı olduğunu vurgulamıştık. Bir yazarımızın iki bölüm halinde kaleme aldığı değerlendirmelerde de görüleceği üzere sistemin kâğıt üstünde kurulmuş görünmesine rağmen sahada neden işlemediği sorusu, insan unsurunun ve işleyen bir sorumluluk zincirinin yokluğuyla ilişkilendirilmişti.[1][2] Bugün deprem bölgesinin yeniden inşası sürerken, mesele sadece kaç konut tamamlandı veya teslim edildi değildir. Asıl sorulması gereken soru, bu yapıların hangi denetim ve sorumluluk bilinci altında yapıldığı, risklerin hangi mekanizmalarla engellendiği ve kamu gücünün hangi ölçüde şeffaf ve denetlenebilir hale geldiğidir. Bir bölgenin yeniden inşası beton blokların yükselmesi kadar, güven duygusunun ve adalet beklentisinin de onarılmasıdır. Toplum vicdanını ve devlete olan güven ve adalet duygusunu sadece fiziki olarak o şehri yeniden inşa etmek toparlayamaz. Bu güven yeniden tesis edilmeden, yapılan fiziki yatırımlar eksik kalacaktır. Bu noktada, kamuoyunda sıkça tartışılan bir başlığın altını özellikle çizmek gerekir: İmar affı ya da imar barışı uygulamaları. Bir yazarımızın KAPDEM’de yayımlanan çalışmasında, deprem sonrası yeniden alevlenen -imar barışı- tartışmalarının, çoğu zaman her yıkımı tek bir sebebe bağlayan kolaycı bir algı ürettiği; oysa meselenin hem hukuki hem idari yönleriyle daha kapsamlı ele alınması gerektiği belirtilmişti.[3] Yine aynı çalışmada, imar affı/imar barışı düzenlemelerinin kural ihlalini ödüllendiren, kurala uyanlarda adalet duygusunu zedeleyen ve kamu yönetiminde zehirleyici bir etki üreten yönleri vurgulanmıştır. Özellikle 2018’de yapılan düzenlemenin teknik denetim bakımından belirsizliği ve sorumluluğu fiilen çıkar sahibi vatandaşa yıkan yaklaşımı eleştirilmişti. Ayrıca aynı çalışmada görülecektir ki yazarımız yıkımın tek sebebinin imar afları gibi gösterilmesinin de başka sorumluluk alanlarını görünmez kılabileceğini hatırlatarak, gerçekçi bir soruşturmanın tüm sistemi kapsaması gerektiğini ifade etmişti.[4] Üç yılın ardından, sorumluluğun dar bir alana sıkıştırıldığı ve karar–onay süreçlerinin bütünüyle aydınlatılmadığı kanaati güçleniyorsa, bu yalnızca bir adalet sorunu değil, doğrudan bir kamu güvenliği sorunudur. Etkili ve hızlı işleyen yargı süreçleri, şeffaf delil yönetimi, kamu görevlileri dahil olmak üzere sorumluluk zincirinin tamamına uzanabilen hesap verebilirlik ve gerçek caydırıcılık sağlanmadan, topluma böyle bir felaketi bu ülke bir daha yaşamayacak duygusu ve güveni verilemez. Bu sebeple, yalnız cezai süreçler değil, aynı zamanda tazminat düzeni, mesleki yaptırımlar ve kamu görevinin doğurduğu sonuçlara dair somut bedel mekanizmaları da işletilmelidir. Bir yazarımızın KAPDEM’de yayımlanan çözüm önerilerinde de caydırıcılığın yalnız uzun süren ceza yargılamalarına bırakılamayacağı, hızlı ve etkili mali/mesleki sonuçlar doğuran sistemlerle desteklenmesi gerektiği savunulmuştu.[5] Bugün, depremde kaybettiğimiz vatandaşlarımızı anarken bir temenniden fazlasını söylüyoruz: Şeffaf, doğru, hesap verebilir ve adil yönetim, bir tercih değil; anayasadaki yaşam hakkının asgari şartıdır. Kamu görevi yalnız yetki kullanmak değil, o yetkinin doğurduğu sonuçların hukuki ve vicdani hesabını da verebilmektir. Bu vesileyle, 6 Şubat 2023 depremlerinde hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet; ailelerine, yakınlarına ve tüm Türk milletine sabırlar diliyoruz. Dileğimiz, adaletin gecikmediği, denetimin işlediği, yeniden inşanın güven verdiği ve insan hayatının her şeyin üstünde tutulduğu bir yönetim anlayışının hâkim olmasıdır.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                    6 Şubat 2026                                                                                                                                                                       Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) [1] https://kapdem.org/depremden-sonra-yine-mi-ayni-seyleri-soylemek-lazim-islemeyen-sistemin-bas-aktorleri-muteahhitler-yapi-denetim-sirketleri-ve-ruhsat-makamlari-bolum-1/ [2] https://kapdem.org/depremden-sonra-yasal-sistemin-uygulamada-islemesi-icin-cozum-onerileri-bolum-2/ [3] https://kapdem.org/bir-felaketin-ardindan-imar-affi-imar-barisi-nedir-ne-degildir-ve-buyuk-yikimdaki-etkileri/ [4] https://kapdem.org/imar-hakki-aktarimi-kamulastirma-parasi-odemekten-kurtulmanin-yontemi-mi/ [5] https://kapdem.org/depremden-sonra-yasal-sistemin-uygulamada-islemesi-icin-cozum-onerileri-bolum-2/

Detay