Gümrük Birliği: Entegrasyonun Ötesinde Bir Egemenlik Meselesi
Bu makale, Türkiye–AB Gümrük Birliği’nin artık yalnızca teknik bir ticaret düzenlemesi olmadığını ve aksine Türkiye’nin dış ekonomik yönelimini, üçüncü ülkelerle müzakere kapasitesini ve stratejik manevra alanını sınırlayan yapısal bir jeoekonomik çerçeveye nasıl dönüştüğünü ele almaktadır. Başlangıçta tam üyeliğe geçişin ara aşaması olarak tasarlanan bu model, bugün karar üretme yetkisi ile yükümlülükler arasındaki dengenin Türkiye aleyhine bozulduğu bir “asimetri” üretmektedir. Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle kurduğu serbest ticaret ağına dolaylı biçimde eklemlenirken, bu anlaşmaların müzakere süreçlerinde yer alamamaktadır. Böylece Türkiye, bulunmadığı masalarda alınan kararların ekonomik sonuçlarını üstlenmek durumunda kalmaktadır. Bu durum, teknik olarak sistemin kurallarına uygun işlese de Türkiye açısından stratejik gecikme, pazar kaybı ve yön tayin kapasitesinde aşınma gibi uzun vadeli jeoekonomik maliyetler doğurmaktadır.
Makale ayrıca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi tartışmalarının temsil olmaksızın düzenleyici alanın genişletilmesi riskini taşıdığına dikkat çekmektedir. Hizmetler, tarım ve kamu alımları gibi alanlarda derinleşmenin karar alma mekanizmalarına katılım sağlamadan gerçekleşmesi, entegrasyonu güçlendirmekten ziyade düzenleyici egemenlik alanını daraltma potansiyeli taşımaktadır. Küresel ticaret dengelerinin Asya’ya kaydığı ve yeni ekonomik blokların şekillendiği çok kutuplu bir ortamda, tek eksenli bağlılığın stratejik esneklik üretmediği vurgulanmaktadır. Sonuç olarak bu çalışmada, Türkiye’nin meselesinin daha fazla entegrasyondan ziyade daha fazla yön tayin kapasitesi olması gerektiğini öne sürmekte ve ticaret politikalarında eşzamanlı müzakere hakkı ve karar üretme gücünün yeniden kazanılmasını jeoekonomik istiklal açısından temel bir gereklilik olarak değerlendirmektedir
ID: 69b19e0cbc17666a0e50ad46
Slug: gumruk-birligi-entegrasyonun-otesinde-bir-egemenlik-meselesi
İçerik: 10773 karakter