Yazı Gönder
Ozan Önel

Ozan Önel

Araştırmacı-Yazar, KAPDEM Proje Koordinatörü

Yazılar (10)

İnsani Yardım ve Hak Temelli Çalışan Sivil Toplum Kuruluşlarında Sürdürülebilirlik: Kurumsal Dayanıklılık, Etki Sürekliliği ve Yapısal Dönüşüm

İnsani Yardım ve Hak Temelli Çalışan Sivil Toplum Kuruluşlarında Sürdürülebilirlik: Kurumsal Dayanıklılık, Etki Sürekliliği ve Yapısal Dönüşüm

Bu çalışma, insani yardım ve hak temelli alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında (STK’larda) sürdürülebilirlik kavramını ele almaktadır. Özellikle 2025 yılı, literatürde giderek daha fazla ‘küresel fon daralması’ olarak tanımlanan sürecin somut etkilerinin şiddetli hissedildiği bir döneme işaret etmektedir. 2023 yılından itibaren insani yardım finansal kaynaklarında yaşanan azalma, bağışçı önceliklerinin değişmesi, çoklu krizlerin (çatışmalar, ekonomik daralma, iklim kaynaklı afetler) aynı anda derinleşmesi ve kaynakların daha sınırlı alanlara yönlendirilmesi gibi dinamiklerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu durum, özellikle hak temelli ve kırılgan gruplarla çalışan STK’ların yalnızca programlarını değil, aynı zamanda kurumsal varlıklarını sürdürebilmek için yeni ve yenilikçi stratejiler geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Bu tartışmanın/yazının ortaya çıkması, bu satırların yazarının da bir sivil toplum profesyoneli olarak hak temelli çalışmalar yürüten bir kuruluş bünyesinde görev yaparken, özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Trump dönemi uluslararası fon kesintilerinin yarattığı kurumsal kırılganlığı doğrudan deneyimlemesi ve bu süreçte sahadaki sürdürülebilirlik sorunlarıyla birebir karşılaşması sonucunda şekillenmiştir. İnsani yardım alanında on yıllık bir deneyime sahip olan Ozan Önel'in Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme aldığı bu analiz, yazarın on yıllık mesleki birikiminden oluşan deneyimleri temel almaktadır. Sahada edinilen deneyimler, yararlanıcıların değişen ihtiyaçlarının, mevcut sistemlerin esneklik kapasitesinin ve müdahale mekanizmalarının sürdürülebilirlik üzerindeki doğrudan etkisini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle çalışma, yalnızca bir değerlendirme sunmakla kalmayıp, aynı zamanda uygulamaya dönük çıkarımlar ve politika önerileri geliştirmeyi hedeflemektedir. Çalışmada sürdürülebilirlik, yalnızca finansal devamlılık değil, aynı zamanda kurumsal kapasite, etki sürekliliği, etik ilkelere bağlılık ve toplumsal dönüşüm yaratma kapasitesi üzerinden incelenmektedir. Özellikle işçi hakları, insan hakları ve göçmen/mülteci alanlarında çalışan STK’ların karşılaştığı yapısal zorluklar analiz edilmekte bu zorluklara karşı geliştirilebilecek stratejik yaklaşımlar tartışılmaktadır. Aynı zamanda, uluslararası fonlara bağımlı yapıların yarattığı kırılganlıkları tartışarak, yerelleşme ve çeşitlendirilmiş kaynak geliştirme modellerinin önemine dikkat çekmektedir.

26 Mayıs 2026 00:00
İki Ateş Arasında İran Halkı: Dış Müdahale ve İç Baskı

İki Ateş Arasında İran Halkı: Dış Müdahale ve İç Baskı

Bu makale, Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için hazırlanmış olup, ABD ve İsrail’in başlattığı askeri operasyonların İran üzerindeki etkilerini ve operasyonların sosyo-politik sonuçlarını değerlendirmektedir. Makalede, dış askeri müdahalelerin sivil yaşamda yol açtığı ağır hak ihlalleri ile rejimin kendi halkına yönelik uyguladığı sistematik şiddet pratiklerini eşzamanlı ve eleştirel bir perspektifle değerlendirmeyi hedefliyorum. Makalenin temel tezlerinden birisi, dış müdahale ve iç baskının farklı gerekçelerle uygulanmasına rağmen sonuçları bakımından ortak bir insani yıkım ürettiği ve sivillerin yaşam, güvenlik ve toplumsal dokusunun ciddi şekilde etkilediğidir. Bu makalenin içeriğinde, uluslararası hukuk açısından ABD ve İsrail’in güç kullanımının meşruiyeti sorgulanmakta, mevcut askeri eylemlerin ne ‘önleyici meşru müdafaa’ kriterlerini ne de BM yetkilerini karşılamadığı ifade edilmektedir. Buradan hareketle yazar, dış müdahalelerin kısa vadede rejim değişikliğini sağlamayacağını, esas belirleyici faktörün ekonomik sürdürülebilirliğin erozyonu ve iç siyasal meşruiyet krizinin derinliği olduğunu savunmaktadır. Bu bağlamda, İran’daki gelişmeler geçici bir askeri gerilimden ziyade, uzun erimli ve çok katmanlı bir toplumsal ve siyasal dönüşüm ihtiyacının güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Savaşın olası devamı ve şiddetlenmesi, bölgesel krizlerin daha derinleşmesine, sivillerin güvenliğinin tehlikeye girmesine ve diplomatik çözüm arayışlarının zorlaşmasına yol açmaktadır. Bu durum, yalnızca askeri ve diplomatik alanlarda değil, aynı zamanda bölgesel istikrar ve uluslararası hukuk normlarının uygulanabilirliği açısından da ciddi bir test niteliği taşımaktadır. Bu son sıcak çatışma, yalnızca askeri bir müdahale olarak okunabilecek dar bir güvenlik meselesi değildir. Aksine stratejik, ekonomik ve jeopolitik çıkarların aynı anda devreye alındığı çok katmanlı bir güç mücadelesini yansıtmaktadır. Süreç incelendiğinde, ABD’nin Orta Doğu’daki askeri ve siyasi etkinliğini koruma ve bölgesel dengelerde belirleyici aktör olma iradesini sürdürdüğü görülmektedir. İsrail cephesinde ise İran’ın nükleer kapasitesi doğrudan ulusal güvenlik sorunu olarak değerlendirilmekte ve potansiyel bir varoluşsal tehdit olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Tel Aviv yönetimi, İran’ın nükleer ve füze kapasitesini sınırlandırmayı ya da tamamen ortadan kaldırmayı temel güvenlik önceliği haline getirmiştir. Yine İsrail’in İran’da kendine dost ya da en azından düşmanlık gütmeyecek bir rejim inşa etmek istediği de açıktır. Çin açısından bakıldığında, Orta Doğu kaynaklı enerji akışının güvenliği ön plana çıkmaktadır. Çin’in bölgeden sağladığı petrol ve doğal gaz tedarikinin sekteye uğraması, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda stratejik sonuçlar doğurabilecektir. Bu nedenle İran üzerindeki baskının artması, Çin’in enerji güvenliği ve ticaret hatları açısından riskli bir tablo ortaya çıkarmaktadır. Rusya ise gelişmeleri, ABD’nin bölgesel etkisini sınırlandırmak ve küresel güç rekabetinde kendi konumunu tahkim etmek için bir fırsat alanı olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede söz konusu savaş, yalnızca iki ya da üç aktör arasında yaşanan bir askeri gerilim değildir. Küresel güç dengelerinin yeniden tanımlandığı bir jeopolitik rekabet alanı olarak değerlendirilmelidir.

5 Mart 2026 00:00
İran’da Kriz Yönetimi Değil, Yönetim Krizi

İran’da Kriz Yönetimi Değil, Yönetim Krizi

Bu yazı, İran’da 2025–2026 döneminde derinleşen protesto dalgasını, yüzeyde ekonomik krizle ilişkilendirilen gelişmelerin ötesinde, yapısal bir yönetim ve siyasal meşruiyet krizi bağlamında ele almaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, İran’da yükselen enflasyon, temel ihtiyaç maddelerine erişimde yaşanan güçlükler ve artan işsizlik oranlarının, toplumsal hoşnutsuzluğu nasıl tetiklediği değerlendirilmektedir. Bununla birlikte, protestoların kısa sürede farklı toplumsal kesimleri kapsayacak biçimde yayılması, mevcut krizin yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanamayacağını, devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisinde yaşanan derin aşınmaya işaret ettiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede yazı, ‘krizin nasıl yönetileceğinden ziyade, ‘krizin neden artık yönetilemez hâle geldiği’ sorusunu merkeze almaktadır. İkinci bölümde, protestolar sırasında kullanılan sloganlar üzerinden İran’daki toplumsal öfkenin siyasal dile nasıl dönüştüğü analiz edilmektedir. ‘Ne Gazze ne Lübnan, canım feda İran’ sloganı başta olmak üzere, rejimin bölgesel önceliklerine yönelik eleştiriler ile doğrudan liderlik yapısını hedef alan söylemler, ekonomik taleplerin siyasal meşruiyet ve dönüşüm arayışlarıyla iç içe geçtiğini göstermektedir. Yazı, mevcut protesto hareketinin henüz rejimi doğrudan yıkacak örgütlü bir kapasiteye sahip olmadığını, ancak reform beklentilerinin giderek zayıfladığı bir toplumsal zeminin oluştuğunu vurgulamaktadır. Bu bağlamda, güvenlik güçlerinin müdahaleleri, yaygın gözaltılar, ölümler ve raporlanan insan hakları ihlalleri, rejimin krize verdiği yanıtın güvenlikçi bir çerçevede şekillendiğini ortaya koymaktadır. Çalışma ayrıca, 8 Ocak 2026 itibarıyla uygulanan kapsamlı internet kesintisini, protestolara yönelik baskı stratejisinin en somut unsurlarından biri olarak ele almaktadır. Dijital karartmanın yalnızca bilgi akışını sınırlamakla kalmadığı, aynı zamanda bireylerin yakınlarına ulaşamaması üzerinden toplumsal güvensizlik ve psikolojik baskıyı derinleştirdiği ifade edilmektedir. Bu durum, Türkiye, Mısır ve Rusya örnekleriyle karşılaştırmalı biçimde ele alınarak, internet ve iletişim kısıtlamalarının farklı siyasal sistemlerde kriz yönetiminin yapısal bir aracı hâline geldiği ortaya konulmaktadır. Son bölümde ise, Batılı aktörlerin ‘İran halkının yanındayız’ söylemi ile uzun yıllardır uygulanan yaptırım politikaları arasındaki çelişki tartışılmaktadır. Yazı, bu ikili yaklaşımın İran’daki krizi çözmekten ziyade yönetilebilir bir istikrarsızlık hâline dönüştürdüğünü savunmaktadır. Araştırmacı-yazar ve KAPDEM Proje Koordinatörü Ozan Önel, İran halkının kendi kaderini tayin etme hakkının altını çizerek, kalıcı ve meşru bir siyasal dönüşümün ancak dış müdahalelerden bağımsız, toplumun kendi talepleri doğrultusunda şekillenen bir süreçle mümkün olabileceğini ileri sürmektedir. Bu bağlamda İran’daki protestolar, geçici bir kriz anından ziyade, uzun erimli ve çok katmanlı bir siyasal dönüşüm ihtiyacının güçlü bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

18 Ocak 2026 00:00
İran’daki Protesto Gösterileri: Ateş Kimin Elinde?

İran’daki Protesto Gösterileri: Ateş Kimin Elinde?

Bu yazı, Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınmış olup, 2025 yılının sonuna doğru İran’da derinleşen ekonomik kriz ile bu krizin tetiklediği toplumsal ve siyasal huzursuzluğu değerlendirmektedir. İlk bölümde, İran Riyali’nin ABD doları karşısında tarihî seviyelerde değer kaybetmesi, artan hayat pahalılığı ve yükselen işsizlik oranlarının, özellikle büyük şehirlerde esnaf öncülüğünde başlayan protestoları nasıl tetiklediği ele alınmaktadır. Ekonomik taleplerle ortaya çıkan bu gösterilerin, kısa süre içerisinde esnaflar, öğrenciler, kadınlar ve işsizlerin katılımıyla daha geniş bir toplumsal tabana yayıldığı ve giderek siyasal içerikli taleplere evrildiği vurgulanmaktadır. İkinci bölümde ise, İran’daki ekonomik krizin yalnızca piyasa seyriyle açıklanamayacağı, uzun süredir devam eden yapısal ekonomik sorunlar, uluslararası yaptırımlar ve bölgesel güvenlik ortamındaki sertleşmenin krizi derinleştiren temel unsurlar olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, İsrail ve İran arasında 12 gün süren savaş savunma harcamalarını arttırmış; İran’da kamu kaynaklarının sosyal ve ekonomik alanlardan güvenlik önceliklerine kaydırılmıştır. Artan güvenlik harcamalarının, refah politikalarının daralmasına ve ekonomik belirsizliğin kronikleşmesine zemin hazırladığını ifade etmek yanlış olmayacaktır. Bu yazı ayrıca, zorunlu başörtüsü uygulaması ve kadınların gündelik yaşamına yönelik kısıtlamaların, Mahsa Amini’nin 2022 yılında polis nezaretinde hayatını kaybetmesinden bu yana toplumsal hafızada kalıcı bir kırılma yarattığını ortaya koymaktadır. Ekonomik krizle eş zamanlı olarak bu tür sembolik ve gündelik yaşamı doğrudan etkileyen uygulamaların, devlet ile toplum arasındaki gerilimi daha da artırdığı değerlendirilmektedir. Bu çerçevede başörtüsü meselesinin, yalnızca kültürel veya ahlaki bir tartışma alanı olmaktan çıkarak ekonomik adalet, özgürlük ve eşitlik talepleriyle iç içe geçen siyasal bir sembole dönüştüğü vurgulanmaktadır. Araştırmacı-yazar ve KAPDEM Proje Koordinatörü Ozan Önel, bu çalışmada İran’da yaşanan gelişmelerin geçici bir ekonomik dalgalanmanın ötesinde, siyasal meşruiyet krizi, genç nüfusun artan talepleri ve toplumsal hareketlerin çok katmanlı yapısıyla ilişkili uzun erimli bir dönüşüm sürecine işaret ettiğini savunmaktadır. Kısa vadeli güvenlikçi önlemlerin, orta ve uzun vadede devlet ile toplum arasındaki güven krizini derinleştirme potansiyeline sahip olduğu değerlendirilmektedir.

4 Ocak 2026 00:00
İran – Türkiye Demiryolu Projesi: Başlangıç Hedefleri ve Stratejik Önemi

İran – Türkiye Demiryolu Projesi: Başlangıç Hedefleri ve Stratejik Önemi

Bu yazı, Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınmış olup, İran ile Türkiye arasında 2025 yılında görüşülen demiryolu iş birliği anlaşmasının kısa bir değerlendirmesini yapmaktadır. İlk bölümde, iki ülke arasındaki ulaşım ve ticaret ilişkilerinin Osmanlı–Kaçar döneminden Soğuk Savaş sonrasına uzanan gelişimi aktarılmış, modern hatların güncel lojistik ve jeopolitik önemi değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise, Marand–Cheshmeh Soraya–Aralık hattı üzerinden kurulması planlanan yeni demiryolu bağlantısının stratejik önemi ve sonuçlarını incelenmektedir. Söz konusu proje, Doğu-Batı ticaretinde kesintisiz bir koridor oluşturma hedefiyle hem İran’ın hem de Türkiye’nin Avrasya lojistik mimarisindeki konumunu güçlendirmeyi amaçlamaktadır. İran’ın ekonomik çeşitlenme ihtiyacı, Türkiye’nin Avrupa-Asya taşımacılığındaki merkez ülke rolünü derinleştirme arayışı ve Çin–Avrupa tedarik zincirlerinde risk azaltma dinamikleri bu hattı bölgesel ölçekte kritik bir girişim hâline getirmektedir. Araştırmacı-yazar ve KAPDEM Proje Koordinatörü Ozan Önel, bu çalışmada demiryolu anlaşmasının yalnızca teknik bir ulaştırma yatırımı olarak görülmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Proje, Rusya’nın bölgesel koridorlardaki etkisini sınırlayabilecek yeni güzergâh seçeneklerinin ortaya çıkması, Güney Kafkasya’da bağlantısallığın çeşitlenmesi ve Türkiye–İran ilişkilerinde çok boyutlu stratejik iş birliğinin güçlenmesi gibi önemli sonuçlara işaret etmektedir. Metin, tarihsel bağlamdan güncel jeopolitik etkilerine uzanan kısa bir analiz sunarak, iki ülkenin Avrasya’nın yeniden şekillenen ticaret ve güvenlik mimarisindeki rolünü değerlendirmektedir.

27 Aralık 2025 00:00
İran-İsrail Geriliminin Sonuçları: Yapısal Dinamiklere Etkileri

İran-İsrail Geriliminin Sonuçları: Yapısal Dinamiklere Etkileri

Bu yazı, Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınmış “İran-İsrail Çatışmaları ve Tarihsel Seyir”[1] başlıklı yazının devamı niteliğinde olup, 2023 sonrası İran–İsrail ilişkilerinde yaşanan gelişmelere ve tarihsel gerilimin arka planına odaklanan ilk yazının ardından ikinci bölüm olarak kaleme alınmıştır. Serinin ilk bölümünde, İran–İsrail hattında 2023 sonrasında yeniden şekillenen siyasi ve askeri dinamiklere değinilmiştir. Söz konusu sürecin bölgesel güvenlik mimarisi, uluslararası hukuk ve diplomasi açısından taşıdığı önem ortaya konmuştur. Bu ikinci yazıda ise, 2024–2025 döneminde İran ile İsrail arasında ilk kez doğrudan ve açık bir askeri çatışmaya dönüşen süreç ele alınmaktadır. Gerilim, artık sadece vekil aktörler aracılığıyla yürütülen dolaylı çatışmalarla sınırlı kalmamıştır. Orta Doğu’nun kırılgan dengelerini derinden etkileyen ve küresel ölçekte sonuçlar doğuran bir krize dönüşmüştür. İran’daki iç siyasal dengeler, toplumsal tepkiler ve ekonomik kırılganlıklar bu çatışmanın doğrudan yansımaları arasında öne çıkarken Türkiye, Irak, Suriye ve Lübnan gibi bölge ülkeleri de söz konusu krizden güvenlik ve diplomasi başta olmak üzere çok boyutlu biçimlerde etkilenmiştir. Araştırmacı-yazar ve KAPDEM Proje Koordinatörü Ozan Önel, bu makalesinde 12 gün süren İran–İsrail çatışmasının yalnızca iki ülke arasındaki askeri bir hesaplaşma olarak görülmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Sürecin bölgesel istikrar, enerji güvenliği ve uluslararası ilişkiler bağlamında bir dönüm noktası teşkil ettiğini ortaya koymaktadır. Bu yazı, ilk makalede sunulan tarihsel çerçeveyi derinleştirerek, çatışmanın iç ve dış boyutlarıyla güncel etkilerini ele almaktadır.

13 Ağustos 2025 00:00
Araştırma Projesi: Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yerini Nasıl Değerlendirmeli: Bölüm 2 Bölüm 2: Türkiye'de Yabancıların İstihdamı: Yoğunlaştıkları Sektörler ve Çalışma Koşulları

Araştırma Projesi: Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yerini Nasıl Değerlendirmeli: Bölüm 2 Bölüm 2: Türkiye'de Yabancıların İstihdamı: Yoğunlaştıkları Sektörler ve Çalışma Koşulları

Bu makale, Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) tarafından hazırlanan; ‘Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yeri’ konulu bir araştırma projesinin ikinci bölümündeki araştırma soruları, bulgular ve sonuçların genel bir değerlendirmesini içermektedir. Bu özel araştırma kapsamında yabancıların kayıtlı ya da kayıt dışı yollarla Türk emek piyasalarına katılımı, yoğunlaştıkları sektörler, çalışma koşulları ve iş dinamikleri incelenmektedir. Araştırmanın temel amacı; yabancıların kayıtlı ya da kayıt dışı yollarla Türk emek piyasalarına katılımının genel bir tablosunu çizebilmektedir. KAPDEM tarafından bir proje kapsamında yapılan bu araştırmanın ilgili kısımları kamuoyu ile bir seri yazı dizisi ile paylaşılmaktadır. 2025 Mart ayında yayınlanan serinin birinci bölümünde KAPDEM tarafından yabacıların Türk emek piyasalarındaki görünümünün genel bir tespiti yapılmış ve neden böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulduğu detaylı bir şekilde açıklanmıştır.[1] Araştırma kapsamında yayınlanan özel yazı serisinin bu ikinci bölümünde ise yabancıların emek piyasalarına katılımına ilişkin genel çerçeve ve sahadaki görünüm ortaya konmuştur. Türkiye’deki yabancıların, mültecilerin yoğunlaştığı istihdam sektörleri ve çalışma koşulları analiz edilmiştir. Türkiye’nin bazı sektörlerde yabancı emeğine ihtiyaç duyması ve hatta sektörlerin yabancı işgücüne bağımlı hale gelmesinin derin iktisadi ve toplumsal sebepleri bulunmaktadır. Tartışmaların bir ucunda artan yabancı emeğinin Türk işçilerini işveren tarafından dayatılan çalışma koşullarına boyun eğmeye de mecbur bırakmasına dair eleştiriler bulunmaktadır. Diğer uçta ise yabancı emek istihdamının getirdiği avantajlar, ekonominin sürdürülebilirliği için olmqzsa olmaz olduğu savları sıralanmaktadır. Elbette farklı sektörlerin ihtiyaç duyduğu vasıflı ya da vasıfsız iş gücünün bir kısmı yabancılardan temin edilebilir. Ancak, devletin istihdam, eğitim ve üretim alanlarında etkili ve verimli kamu politikaları üretebilmesi için öncellikle yabancı istihdamına yönelik sağlıklı veri setlerinin derlenmesi ve güncel çalışmaların yapılması gerekmektedir. Bu sayede sürdürülebilir zeminde bir kalkınma politikasının şekillenmesine de zemin hazırlanacaktır. Bu makale bu şekilde kamu politikalarına katkı vermeyi amaçlamaktadır.

26 Temmuz 2025 00:00
İran-İsrail Çatışmaları ve Tarihsel Seyir

İran-İsrail Çatışmaları ve Tarihsel Seyir

Ortadoğu coğrafyası, tarih boyunca çatışmalar, ittifaklar ve dönüşen dengelerle şekillenmiştir. Bu dinamik yapının en dikkat çekici örneklerinden biri ise İran ile İsrail arasındaki uzun soluklu ve çok boyutlu gerilimdir. Soğuk Savaş sonrası uluslararası düzende kendine özgü bir yer edinen bu ilişki, yalnızca iki ülke arasındaki siyasi ve askeri stratejilerle değil, aynı zamanda bölgesel aktörlerin tutumları ve küresel güçlerin müdahaleleriyle de şekillenmektedir. 2023 sonrası dönemde yaşanan gelişmeler, İran-İsrail hattındaki karşılıklı mesajların daha açık ve zaman zaman daha sert biçimlerde verildiği yeni bir dönemin habercisi olmuştur. Bu süreç, bölgedeki güvenlik mimarisini yeniden tartışmaya açarken, uluslararası hukuk, diplomasi ve insan hakları açısından da önemli soruları beraberinde getirmiştir. Bu makalede, İran-İsrail ilişkilerinin tarihsel arka planı, 2023 sonrası meydana gelen siyasi ve askeri gelişmeler ile birlikte ele alınmaktadır. Araştırmacı-yazar, aynı zamanda Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi’nde (KAPDEM’de) Proje Koordinatörü olarak görev yapan Ozan Önel, İran ve İsrail arasında gerilimin yine yükseldiği bugün KAPDEM okurları ve takipçileri için kaleme aldığı bu makalede, bu gerilimin arka planını tarihsel bağlam ve güncel gelişmelerle birlikte değerlendirmektedir. Önel, bu makalede söz konusu süreci ideolojik yaklaşımlardan bağımsız, objektif ve diplomatik bir perspektifle değerlendirmeyi; karar alıcılar, akademisyenler ve politika üreticiler için anlamlı çıkarımlar sunmayı amaçlamaktadır.

13 Haziran 2025 00:00
Saha İnceleme Raporu: Suriye’de İç Savaşın ve Depremin Sosyal Etkileri ve Sosyal Hizmet İhtiyaçları

Saha İnceleme Raporu: Suriye’de İç Savaşın ve Depremin Sosyal Etkileri ve Sosyal Hizmet İhtiyaçları

Bir araştırma raporu olarak hazırlanan bu saha incelemesi yazısı, savaşın Suriye toplumu üzerindeki uzun süreli etkilerini ve Suriye halkının karşılaştığı zorlukları anlatmayı amaçlamaktadır. Suriye, iç savaş sürecinde büyük bir yıkım yaşamış ve ülkenin toplumsal yapısı derinden etkilenmiştir. Altyapı sorunları, psikososyal travmalar, yoksulluk, işsizlik ve göç gibi bir dizi olumsuz gelişme, halkın yaşamı üzerinde doğrudan yıkıcı etkiler yaratmıştır. Bizzat sahada yapılan gözlemlere dayanan bu rapor, aynı zamanda bölgede sunulması gereken sosyal hizmet müdahalelerinin belirlenmesine yönelik bir çerçeve çizme amacıyla da kaleme alınmıştır. Suriye’deki saha incelemesinin detaylarına gelince Şam (3 gün) ve Halep’te (2 gün) olmak üzere toplamda beş günlük bir seyahate dair gözlemler okurla paylaşılmıştır. Bu saha incelemesi hem sosyal hizmet uzmanı olan hem de Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) ana takımının bir parçası olan araştırmacı yazar Ozan Önel’in sahadaki ayırt edici çalışmaları, gözlemleri ve bizzat fotoğrafladığı anlar ile harmanlanarak kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Ayrıca Ozan Önel, bu araştırma yazısında Suriye’de ziyaret ettiği diğer şehirlere dair genel izlenimlerini de okurla buluşturmuştur. Suriye’deki sorunlara, Aralık 2024 sonrası yeni yönetimin oluşma sürecinde gerçekleşen kamu politikalarındaki çelişki ve eksiklere de detaylı şekilde değinen yazar, aynı zamanda yeni Suriye’de yapılması gerekenlere dair sahadan notlar ile politika reçeteleri ve önerilere de yer vermiştir.

22 Nisan 2025 00:00
Araştırma Projesi: Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yerini Nasıl Değerlendirmeli: Bölüm 1                                                                                                                                                                                   Bölüm 1: Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yerinin Doğru ve Kapsamlı bir İncelemesi Neden Önemli?

Araştırma Projesi: Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yerini Nasıl Değerlendirmeli: Bölüm 1 Bölüm 1: Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yerinin Doğru ve Kapsamlı bir İncelemesi Neden Önemli?

Bu makalenin amacı, yabancıların kayıtlı ya da kayıt dışı yollarla Türk emek piyasalarına katılımı üzerine Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için kaleme alınacak özel bir araştırma yazı serisine neden ihtiyaç duyulduğunu açıklayabilmektir. KAPDEM tarafından yürütülen “Yabancıların Türk Emek Piyasalarındaki Yeri” konulu araştırma projesi kapsamında elde edilen çeşitli bulgular ve sonuçlar aynı zamanda bu araştırma yazı serisi ile bölümler halinde kamuoyu ile paylaşılacaktır. Yabancıların emek piyasalarına katılımı, uzun zamandır toplumsal ve iktisadi yaşamı derinden etkilemektedir. Öncelikle, Türkiye’deki yabancıların bir kısmının geri dönmeyeceği göz önüne alınacak olursa, emek piyasasındaki dalgalanmanın devam edeceği muhakkaktır. Yabancıların ve Türk emekçilerin karşılaştığı/karşılaşması muhtemel problemlerin çözülmesi, Türkiye’nin kalkınma stratejileriyle uyumlu bir şekilde istihdam politikalarının geliştirilmesi, toplumsal tepkinin önüne geçilmesi, uyum sorunlarının aşılması vb. ihtilaflı konular, ancak sorunların net bir şekilde ortaya konulmasıyla aşılabilir. Ancak tüm bu sorunların sistematik bir şekilde dile getirilmesi, kamu politikalarının da doğru şekillenmesi bakımından mühimdir. Bu araştırmanın bir diğer amacı, Türkiye’nin gerekli kamu politikalarını şekillendirilmesi amacıyla, açık kaynaklar ve uluslararası raporlar aracılığıyla, sağlıklı veriler üzerinden durumun değerlendirilebilmesidir.

3 Mart 2025 00:00