Kamu Politikaları
Yönetim Tasarımı / Reformu
Küresel Politika ve Uluslararası İlişkiler
Ekonomi ve Kalkınma
Teknoloji ve İnovasyon
Göç
Savunma ve Güvenlik
Kültür ve Sanat
Kitap İncelemeleri
Görüş Yazıları
Röportajlar
Ana Kadro
Ekibimizi Tanıyın
Yazarlar
Hakkımızda
Biz Kimiz?
İletişim
Bize Ulaşın
Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Bu makale Çin’in Sincan bölgesinde yaşayan Uygur milletinin tarihsel arka planını ve özellikle 1990’lar sonrası giderek artan Uygur kimliğine yönelik baskılar üzerinedir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1949’da kurulmasının ardından, Komünist Parti Uygurlara ve diğer etnik ve dini gruplara yönelik, belli dönemlerde görece esnekliği de içeren, farklı siyasetler takip etmiştir. Ancak özellikle 11 Eylül sonrası dönemde, Uygurlara yönelik baskılar onların kendine özgü dini ve kültürel kimliğini ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Türkiye, tarihsel olarak, Çin’deki ihlalleri vurgulamak için önemli ulusötesi kampanyalar düzenleyen, küresel olarak dağılmış Uygur diasporası için önemli bir sığınak görevi görmüştür. Ancak, 1980’lerden bu yana, Türkiye ile Çin arasındaki diplomatik ve ekonomik bağlar önemli ölçüde güçlenmiştir ve bu da Ankara’nın konumunu karmaşıklaştırmıştır. Türk hükümeti, bir yandan Pekin ile hayati ekonomik ilişkilerini sürdürürken, diğer yandan Uygurların içinde bulunduğu zor duruma ilişkin yoğun iç kamuoyu baskısı ve medyanın tepkisine de yanıt vermek zorunda kalmaktadır.