Yazı Gönder
İlker Oğuz

İlker Oğuz

ilkeroguz@kapdem.org
@ilkeroguz
3
Yazı
0
Yorum

Yazılar (3)

Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu (Bölüm 3): Irak Türkmenlerinin Geleceğine Dair Kamu Politikası Önerileri
FREE

Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu (Bölüm 3): Irak Türkmenlerinin Geleceğine Dair Kamu Politikası Önerileri

Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’nin Türkmenlerin geleceğine yönelik alması gereken tedbirleri ve uygulaması gereken politikaları ana hatlarıyla ifade edebilmektedir. Bu yazı çerçevesinde, Türkiye’nin Irak politikası ve Türkmenlere yönelik tespit edeceği stratejiler iki ana başlık etrafında toplanmış ve iki seçenek çerçevesinde farklı değerlendirmelere yer verilmiştir. İlk seçenekte, Türkiye rotayı Türkmeneli’nde Irak Türkmenlerinin nüfusu korumak, Türkmenlerin Irak’a dönüşünü sağlamak ve Türkiye’nin tarihi nüfuz iddialarından vazgeçmemek istikametine kırmaktadır. Bu zamana kadar Türkiye Cumhuriyeti devletinin tarihi devlet politikasının da devamı olarak görülen bu seçenek çerçevesinde bazı stratejilere ve yöntemlere yer verilmiştir. Bu yazının yazarı, Türkiye’nin Irak’taki tarihi nüfuz iddialarının korunması ve Türkmenlerin Türkmeneli’ne dönmesinden yanadır. Özellikle ilk seçenek çerçevesinde atılması gereken adımlar, kapsamlı bir şekilde ele alınmıştır. Türkiye’nin Irak’taki tarihi nüfuz iddialarında, zımnen bile olsa, vazgeçmesi de olasılık dahilindedir ve bu yazıda ikinci seçenek ihtimali olarak ele alınacaktır. Son dönemde uygulanan politikalara bakınca artık bir ihtimal, seçenek olarak değerlendirmek durumunda olduğumuz bu durum ise Türkiye’ye yerleşen Türkmenlerin bir daha Irak’a geri dönememesi sonucunu da beraberinde getirebilir. Yaşanan onca acı, yıkım ve katliamdan sonra bazı Türkmenler de kesinlikle dönmek istememektedir. İkinci ihtimal seçeneği dahilinde ise, Türkiye’nin Irak Türkmenleri’ne “Türk soylu” statüsü vermesi gerektiği düşünülmektedir. Bu ihtimal çerçevesinde alınması gereken tedbirler ayrıca değerlendirilmiştir. Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu (Bölüm 3): Irak Türkmenlerinin Geleceğine Dair Kamu Politikası Önerileri I. Giriş: Türkiye “Türk Soylu Statüsü Verilmeyen” Irak Türkmenleri ile İlgili Neler Yapabilir? Türkiye, öncelikle Irak’ta kendi çıkarlarını önceleyen uzun süreli bir politika üretmelidir. Bu politikanın temelinde, Türkiye’nin tarihi nüfuzunu korumak ve söz konusu ülkelerdeki siyasi, iktisadi ve idari bütünlüğü sağlamak olmalıdır. Zaten Irak’taki Türkmen varlığının devam etmesi, Türkiye’nin nüfuzunu korumasından bağımsız bir şekilde değerlendirilemez. Türkmen nüfusu, yeri geldiği vakit Türkiye’nin nüfuzu demektir. Ancak, Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasına da aynı derecede özen gösterilmelidir. Türkiye, bugüne değin Irak’ın toprak bütünlüğüne azami derecede saygı duyduğunu ifade etmiştir. Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olacağına dair Irak hükümetini ikna etmesi gerekmektedir. Ancak Irak hükümeti ise kendi topraklarındaki özellikle PKK varlığına ses çıkarmadığı müddetçe Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarına devam edeceği bir gerçektir. Üstelik Türkiye’nin kendi milli güvenliğine yönelen tehditleri bertaraf etmek adına sınır ötesi operasyonlar düzenlemesi, uluslararası hukuka uygun bir çerçevede devam etmektedir. Irak Türkmenlerinin insani ikamet izni ile Türkiye’de daha ne kadar yaşayabileceği şüphelidir. Birçok temel hizmetlere erişemeyen, sigortalı çalışma hakkından faydalanamayan Türkmenlerin önünde, Türkiye’nin gelecekte tercih edeceği politikalara göre, iki yol bulunmaktadır: Türkmeneli’ne ve Irak’a güvenli bir dönüş veya Türkiye’de kalmak. Tarihi, siyasi ve kültürel bağlar nedeniyle Türkmenler gündemimizdeki yerini korumaya devam edecektir. Peki Türkiye Irak Türkmenleri hakkında neler yapabilir? İlk ihtimal çerçevesinde Türkiye, Türkmenlerin geri dönüşünü destekler ve Türkmeneli’ndeki nüfuz iddialarından vazgeçmeyeceğini dile getirir. İkinci ihtimal ise Türkiye’nin, zımnen bile olsa, Irak’taki nüfuz iddialarından ve Türkmenlerin varlığını korumaktan vazgeçtiği anlamına gelmektedir. İkinci ihtimal dahilinde Türkiye’ye sığınmış bulunan Türkmenlerin topluma entegrasyonu öncelikli meselelerden biri haline gelir. Her iki ihtimalin getirdiği seçenekler çerçevesinde üretilmesi ve yürütülmesi gereken kamu politikaları farklılaşmaktadır. Bu nedenle her iki ihtimalin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak bu yazının yazarı, Türkiye ve Türkmenlerin ikbali açısında, Irak Türkmenlerinin aşamalı bir şekilde Türkmeneli’ne dönüşlerinin ve Irak’taki siyasi/kültürel haklarının garanti altına alınmasının çok daha sağlıklı olduğunu düşünmektedir. II. Birinci Seçenek: Türkmeneli’nde Irak Türklerinin Nüfusu Korunmalı ve Türkmenlerin Irak’a Dönüşü Desteklenmelidir Birinci seçenek çerçevesinde Türkiye’nin Irak Türkmenlerine yönelik atması gereken somut adımlar şu şekilde sıralanabilir: Türkiye, gerekirse Irak’taki hukuki ve siyasi süreçleri etkileme gücüne sahip tüm taraflarla masaya oturarak Türkmenlerin hemen her alanda daha çok temsil edilebilmesi için elinden gelen çabayı göstermelidir. Türkmenler, Irak toplumunun yaklaşık yüzde 10’unu teşkil etmelerine rağmen 2005 Anayasası hazırlanırken diğer azınlıklar ile yani Irak toplumunun yalnızca yüzde 1’ini oluşturan gruplar ile eşit tutulmuştur. [1] Türkmenlerin, tıpkı Kürtler ve Araplar gibi, Irak’ı şekillendiren esas unsurlar arasında sayılabilmesi için Türkiye’nin elinden gelen çabayı harcaması gerektiği düşünülmektedir. Irak Anayasası’nın maddesi, Türkmen nüfusunun yoğun olduğu idari birimlerde resmi dilin Türkmence olduğuna hükmetmektedir. [2] Ancak bu hükmün nasıl uygulanacağına veya Türkçe’nin kullanım alanlarına dair bir muğlaklık söz konusudur. Irak Anayasası’ndan ve kanunlardan kaynaklanan belirsizliklerin giderilmesi, Türkmenlerin anayasal ve yasal haklarını kullanabilmeleri açısından son derece mühimdir. Türkiye, Türkmenlerin anayasal ve yasal haklarını kullanabilmesi için elinden gelen çabayı göstermelidir. Türkiye, Irak’taki tüm Türkmenlerin ortak hareket edebileceği veya en azından kültürel ve siyasi haklarını beraber savunabileceği bir hareketin kurulabilmesi için elinden geleni yapmalıdır. Türkmenler sadece Irak Türkmen Cephesi (ITC) çatısı altında değil, farklı partilerinin listelerinden de seçime girmiş ve vekillik kazanmışlardır. Söz konusu Türkmen gruplarını birbirinden uzak tutan birçok sebep bulunmaktadır. Mezhepçilik, hizip çatışmaları, “Türkmen” kimliği adına hareket eden tek grup olma iddiası, yılları içerisinde farklı gruplar arasında büyüyen nefret vs. söz konusu sebepler arasında sayılabilir. Ancak Türkiye’nin yapması gereken bu noktada herhangi bir grubu kayırmaktansa, gerektiğinde bir ağabey rolünü üstlenerek, aradaki kırgınlıkların bertaraf edilmesine yardımcı olmaktır. Türkmenler kendilerini yalnız hissetmektedir. Türkiye’nin asli görevi ise Türkmenlere yalnız olmadığı hissettirmek ve her daim destekleyeceğini anlatmaktır. Ancak bu sadece hamasete veya kuru söylemlere dayanan bir destek olmamalıdır. Türkiye, tüm Türkmenleri ve taleplerini ciddiye almalıdır. Türkiye, Irak’taki Türkmenlerin kültürel ve siyasi haklarının korunması hususunda oldukça pasif davranmaktadır. Daha üç ay önce Irak Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği’nce alınan bir karar üzerine, Türkmence’nin resmi kullanımına kısıtlama getirilmiş ve Kerkük’te resmi yazışmalarda sadece Arapça ve Kürtçe’nin kullanılmasına dair bir yazı Kerkük Valiliği’ne gönderilmiştir. [3] Türkiye bu karar karşısında ne yapmıştır? Dışişleri Bakanlığı’nın 1 Mart 2023 tarihli açıklaması ile Irak makamları, söz konusu kararın gözden geçirmeye davet edilmiştir. [4] Gerçi Irak Başbakanı Sudani, Kerkük’teki resmi yazışmalarda Arapça ve Kürtçenin yanı sıra Türkmenlerin ana dili olan Türkmencenin de yeniden kullanılmasına dair direktifi 2 Mart 2023 tarihinde Kerkük Valiliği’ne göndermiştir. [5] Böyle bir olayın Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklamayla geçiştirilmesi oldukça düşündürücüdür. Irak Türkmenlerinin can güvenliğinin sağlanması ve kimliklerinin korunması için Türkiye’nin sadece yumuşak güç unsurlarını değil, gerektiğinde sert güç unsurlarını da kullanılabileceğini, dile getirmesi de Türkmenlere önemli bir destek olacaktır. [6] Harita-1: Mavi ile taranmış alan, Irak’taki tarihi Türkmenli bölgesini temsil etmektedir. Kaynak: https://www.turkmenelivakfi.org/irak-turkmenleri/ (Erişim Tarihi: 02/07/2023). Erşat Salihi tarafından 2019 yılında yapılan bir açıklamada, Türkmenlerin Irak’taki Araplara ve Kürtlere nispeten, nüfus oranlarında önemli bir düşüşün gözlemlendiği dile getirilmiştir. [7] Tarihi Türkmeneli’nde ne kadar Türkmen’in kaldığı, 2011-2016 arasındaki çatışmalardan sonra ne kadar sayıda Türkmen’in başta IKYB yönetimindeki bölgeler olmak üzere Irak’ın geri kalanına ve Türkiye’ye göç ettiğinin tespit edilmesi gerekmektedir. 2011-2016 döneminde Irak’ta yaşanan çatışmalar esnasında birçok resmi evrakın yakıldığı ve Türkmenlere ait mülklere el konulduğu bilinmektedir. Ancak tüm bu olumsuzluklara karşın, ciddi bir envanter çalışması yürütülerek 2011 itibariyle Irak’taki toplam Türkmen sayısı, Türkmenlerin nerelere göç ettiği ve Irak dışında yaşayan Türkmenlerin nerelerde yoğunlaştığına yönelik sağlıklı verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Erşat Salihi’nin belirttiği gibi, Türkmenlerin nüfusunda yaşanılan düşüş, sadece doğurganlık oranının azalmasıyla açıklanamaz. Türkiye’de yaşayan Irak Türkmenlerinin neredeyse tamamı çok çocuklu ailelerden oluşmaktadır. Bu nedenle, Irak’taki Türkmen sayısının neden azaldığını sağlıklı bir şekilde tespit etmeye yönelik çalışmaların yapılması zorunludur. Türkiye’nin Irak’a dönmek isteyen Türkmenleri maddi ve manevi yönden desteklemesi gerekmektedir. Hatta söz konusu maddi ve manevi desteklerin koordine edilebilmesi amacıyla Cumhurbaşkanı Yardımcısı veya Cumhurbaşkanı başdanışmanlarından biri görevlendirilmelidir. Cumhurbaşkanlığı’nın rehberliğinde Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Dışişleri Bakanlığı vb. çeşitli kamu kurumlarının desteğiyle, sistematik bir yöntem tespit edilerek Türkiye’ye sığınmış Türkmenlerin geri dönüş süreci hızlanmalıdır. Türkiye’nin bu konuda hakkında, özel bütçeli bir proje yürütmesi gerektiği düşünülmektedir. ITC Türkiye Temsilciği, Musul ve Kerkük’e dönecek olan Türkmenlere yardım etmekte ve bilgi vermektedir. [8] Ancak Türkmeneli’ne Gönüllü Geriş Dönüş Projesi’ne dair ITC’nin internet sitesi dışında hiçbir yerden bilgi temin edilmemiştir. Kısacası söz konusu projede herhangi bir kamu kurumunun rehberliği ya da desteği bulunmamaktadır. Irak Türkmenleri’nin kendi anavatanlarına dönüşü veya dönmek istemesi yeni bir olay değildir. Anadolu Ajansı’nın 2019 tarihli bir haberine göre, Türkiye’de 4 yıl yaşayan Türkmenler, Telafer’e tekrar dönebilmek amacıyla Irak’ta bulunan Yahyava Kampı’na yerleşmişlerdir. [9] Ayrıca DEAŞ’ teröründen kaçan ve Irak’ın başka bölgelerindeki kamplarda yaşamaya zorlanan Telafer Türkmenler, 2018’den itibaren Telafer’e dönmek için ellerinden gelen çabayı göstermektedir. [10] Türkiye hem ülkemize sığınan hem de Irak’ın farklı köşelerine kaçmak zorunda kalan tüm Türkmenlerin başta Telafer olmak üzere Musul ve Kerkük’e dönmesi için elinden gelen çabayı göstermelidir. Türkiye’nin başta ITC olmak üzere bütün Türkmen sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte bu süreci hızlandıracak adımlar atması gerekmektedir. Fotoğraf-1: 2019 senesinde Yahyava Kampı’na geri dönen Türkmenler. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/-telaferli-turkmenler-iraka-donmeye-devam-ediyor/1440664 Çoğu Türkmen’in belki de Musul ve Telafer’e gitmesini engelleyen en önemli unsur, şu anda orada başlarını sokabilecek bir çatılarının bile bulunmuyor olmasıdır. Anadolu Ajansı’na 2019’da konuşan bir Türkmen, Musul‘u kurtarma operasyonu sırasında terör örgütü DEAŞile güvenlik güçleri arasındaki çatışmadan dolayı Telafer’de çok sayıda evin tahrip edildiğini ve evleri tahrip edilenlerin de yurtlarına geri dönemediklerini belirtmiştir. [11] Türkiye özellikle Telafer’in ve tarihi Türkmenli’nin yeniden ayağa kalkabilmesi için yeniden imar faaliyetlerine öncelik vermesi ve Irak ile birlikte çalışması gerekmektedir. ITC Musul Milletvekili Lilyen Muhammed, AA’ya yaptığı bir açıklamada Telafer ilçesi ve ilçeye bağlı nahiye ile köylerin imarı için defalarca yardım paketi talebinde bulunduklarını ancak yanıt alamadıklarını belirtmiştir. [12] Gerçi Türkiye, özellikle Telafer’deki durumun uzun zamandır farkındadır. Geçtiğimiz dönemde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olan İbrahim Kalın 2017 yılında yaptığı bir açıklamada “… Özellikle Telafer’in yeniden inşa ve imar edilmesi ve Telafer’den kaçan Türkmen kardeşlerimizin evlerine-yurtlarına geri dönmesi konusu bizim için büyük önem arz ediyor…Şimdi orada yeniden asayiş sağlandıktan sonra hem bizim katkılarımızla hem de Merkezi Irak Hükümeti’nin çabalarıyla bir yeniden imar ve inşa faaliyetine başlanacak” minvalinde bir ifadeye yer vermiştir. [13] Bu noktada akıllara şöyle bir ihtimal gelmektedir. Türkiye, belki de Telafer’deki yeniden inşa ve imara destek vermesine rağmen, bazı sebeplerden ötürü kamuoyu ile bu durumu paylaşmak uygun görülmemiş olabilir. Son zamanlarda ülkenin içerisinde bulunduğu iktisadi dar boğaz, bölgesel operasyonlardan kaynaklanan gelişmeler ve 6 Şubat Depremi’nin getirdiği enkaz düşünüldüğü takdirde Türkiye’nin Telafer’e maddi kaynak ayırması, kimileri tarafından eleştirilecek bir durummuş gibi düşünülebilir. Ancak unutulmaması gereken bir durum var ki Telafer’deki Türkmen nüfusu, Türkiye’nin bölge üzerindeki nüfuz iddialarının ayrılmaz bir parçasıdır. Zamanında 400 bin Türkmen’in yaşadığı bir kentin yeniden ihya edilmesi, Türkiye’nin diğer askeri ve siyasi hedefleri kadar önemlidir. Türkiye’nin gerekirse yapılan imar ve inşa faaliyetlerinin niteliğini belirtmeden, Telafer’de yapılan çalışmaları kamuoyuyla paylaşması faydalı olabilir. Çünkü Türkiye’nin Türkmenleri yalnız bıraktığına dair güçlü bir kamuoyu algısı oluşmuş vaziyettedir. Bu nedenle, Türkiye’nin, eğer bölgede yürütülen çalışmalar varsa, kamuoyu ile paylaşması, özellikle milliyetçi cenahta olumlu bir intiba uyandıracaktır. Zira bir Türkmen yukarıda özetlenen durumu çok güzel bir şekilde dile getirmiştir:” …Orada tarlarımız var evlerimiz var, gidelim, evlerimizi görelim. Evlerimiz gitmiş, yeter ki savaş bitsin, durum düzelsin, gider çadır kurarız. Memleketim güzel, yabancılık nereye gitsen zor… [14] ” Irak Anayasası’nın tartışmalı 140’ıncı maddesine yönelik yeni bir düzenleme yapılmasının önü açılmalıdır. Irak’ta özellikle son elli yıldır demografik yapısı değiştirilen veya değiştirilmesi istenilen bölgeler bir zamanlar Türkmenlerin çoğunluk olduğu şehirler veya bölgelerdir. Irak Anayasası’nın 140. Maddesi ile Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerde (Diyala, Musul ve Salahaddin) eski Devlet Başkanı Saddam Hüseyin dönemi ve 2003 sonrası yaşanan demografik değişiklik durumu normalleştirilerek, nüfus sayımı yapılması ve daha sonra bu bölgelerin statüsü için referanduma gidilmesi ön görülmüştür. Bu sürecin 2007 yılına değin tamamlanması gerekiyordu. IKBY yöneticileri Kerkük’ün statüsünün belirlenmesi için 140. Maddenin uygulanması gerektiğini savunurken, Türkmen ve Araplar bu talebe karşı çıkmaktadır. Bölgede son yıllarda yaşanan demografik değişim göz önüne alındığında Türkmenlerin bu konuda haklı olduğu söylenebilir. Türkiye’nin Irak’taki Türkmen varlığına dair tarihi kazıları ve araştırmaları kesinlikle desteklemesi gerekmektedir. Irak’taki Türkmen varlığının neredeyse 1000 yıllık bir geçmişe sahip olduğu unutulmamalıdır. Türkmenlerin Irak’taki varlığını inkâr etmek veya önemsizleştirmek için bazı çevreler, Türkmenlerin Osmanlı yönetimiyle birlikte geldiğini ima etmektedir. Oysa Irak’taki Türkmenler, Çağrı ve Tuğrul Beyler döneminde Türkmeneli’ne yerleşmeye başlamış Türk topluluklarının bakiyeleridir. Geçen yıl Telafer’i ziyaret eden bir İtalyan kazı ekibini bile bölgede yaşayan Türkmenler sevinçle karşılamışlardır. [15] Oysa bu tür çabaların Türk kamu kurumları ve üniversiteleri tarafından yürütülmesi, Türkmenleri çok daha fazla mutlu edecektir. IŞİD tarafından tahrip edilen Telafer Kalesi’nin Türkmenler için sembolik bir anlamı bulunmaktadır. Telafer Kalesi ve çevresindeki arkeolojik alanların Türkiye tarafından restore edilmesi, Türkmenler tarafından sevinçle karşılanacaktır. Fotoğraf-2: Türkmenli bayrağı. Kaynak: https://www.orsam.org.tr/tr/irakta-hukumet-kurma-sureci-ve-turkmenlerin-durumu/ (Erişim Tarihi: 02/07/2023). Türkmenlerin Türkmeneli’ne dönmesi tek başına yeterli değildir. Türkiye’nin, geri dönüş sonrasında da Türkmenleri iktisadi ve politik düzlemde desteklemeye devam etmesi gerekmektedir. TİKA ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı öncülüğünde eğitim, spor ve kültür alanlarında birçok projenin geliştirilmesi, geri dönen Türkmenlerin ise Irak’taki yaşama yeniden uyum sağlayabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması zaruridir. Mesela geri dönen Türkmenlerin Türkiye’deki çocukları Arapça bilmemektedir. Ancak Irak’ın resmi dili Arapça olduğu için Türkmen çocuklarının uyum sorunu yaşaması son derece olası bir durumdur. Çünkü çoğu kamu hizmetlerine erişebilmeleri için Arapça öğrenmeleri olmazsa olmaz bir koşuldur. Türkiye, belki kısa vadede olmasa bile, uzun vadede hem Türkmenleri ve tarihi iddialarını koruyabilmek hem de PKK saldırılarını engelleyebilmek için Telafer’de bir askeri üs kurabilir. Türkiye’nin son yıllarda geliştirdiği insansız hava araçları (İHA) ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) eskiden PKK’nın kontrol ettiği alanların büyük bölümünü temizlediği ve Irak’ın 40 kilometre güneyine inerek denetimi ele geçirdiği ifade edilmektedir. [16] Bu nedenle, PKK’nın daha da güneye inerek Telafer’e yakın bölgelere yerleştiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından da dile getirilmiştir. [17] Türkiye’nin uzun süreli stratejik amaçlarından bir diğeri, Telafer’de askeri üs kurmak olmalıdır. Türkiye ile Irak arasındaki tüm ilişkilerin Habur Sınır Kapısı’ndan sürdürülmesi, Türkiye’nin özellikle Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne (IKBY’e) bağımlılığını arttırmıştır. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Fatih Yıldız tarafından 2018 yılında verilen bir demeçte “Kuzeydeki (IKBY) gelişmeler (referandum) bize şunu gösterdi; Türkiye ve Irak tek kapıyla yetinmemeli” ifadesine yer verilmiştir. [18] Bu çok önemliydi, ancak maalesef dikkate alınmadı. ITC, neredeyse yirmi yıldır Türkiye’nin Irak ile ticari faaliyetlerini daha sağlıklı bir şekilde yürütebilmesi için Türkmen nüfusunun yoğun yaşadığı Telafer yakınlarında bir sınır kapısı açması gerektiğini savunmaktadır. [19] Türkiye’nin Irak Hükümeti ile anlaşarak, IKBY’nin de Türkiye’nin Irak ile ilişkilerindeki tekelini kırmak adına Telafer yakınlarında bir sınır kapısı açması gerektiği düşünülmektedir. Böylesine bir sınır kapısı ticari faaliyetleri pekiştireceği için bölgeye bir canlılık getirerek Türkmenlerin geri dönüş sürecini de hızlandıracaktır. Türkiye, Irak’taki Türkmen varlığını ve tarihi nüfuz iddialarını korumak üzere daha önce defalarca ikaz edilmiştir. Mesela Ümit Özdağ ve Nevin Yazıcı tarafından 2014 yılında kaleme alınan bir bildirgede Türkiye tarafından atılması gereken adımlar şu şekilde sıralanmıştır: Türkmenlerin üçüncü millet olarak kabul ettirilmesi, Türkmen bölgelerine özel bir bütçe tahsis edilmesi, Devlet kademelerinde Türkmenlere eşit haklar tanınması, Türkmen yerleşim yerlerinin etnik yapısının değiştirmeye yönelik eylemlere karşı gerekli önlemlerin alınması, İhtilaflı konuların Arap, Kürt, Türkmenlerden oluşacak ortak heyetlerle çözülmesi ve gasp edilen malların iadesi, 2013‟te çıkarılan Resmî Diller Yasası’nın geliştirilmesi ve alfabe seçme hakkı tanınması, Yine 2013 yılında Irak Merkezî Hükümeti Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ve Tuzhurmatu ile Telafer’in vilâyet olmasıyla ilgili kanunun uygulanması, Sünni Tükmenlerle Şiî Türkmenlerin barışmasının sağlanması, Telafer’den göç edenlerin geri dönüşünün mümkün kılınması, Telafer’e ekonomik ve sosyal yardımların arttırılması, Telafer’in sürekli ülke ve dünya kamuoyu gündeminde tutulması, TİKA’nın alt yapıdan üst yapıya kadar Telafer’e el atması. [20] Bu yazının yazarı tarafından dile getirilen bazı öneriler ile Ümit Özdağ ve Nevin Yazıcı tarafından dile getirilen hususların benzerlik taşıması son derece normaldir. Çünkü, Türkiye’nin en başından beri atması gereken bazı adımlar mevcuttu. Maalesef Türkiye bu noktada sessiz kalmayı ve pasif bir tutum takınmayı tercih etti. Ümit Özdağ’ın siyasi kişiliği ya da tercih ettiği yöntemler bir tarafa bırakılacak olursa, yukarıda sıralanan strateji ve yöntemler, gerçekten de Türkiye’nin elini oldukça kolaylaştırabilirdi. Ancak özellikle 2014-2016 arasında yaşanan kanlı savaş ve Türkmenlerin Türkmenli’ni terk etmek zorunda kakması, Türkiye’yi çok daha güç bir durumda bırakmıştır. Ümit Özdağ ve Nevin Yazıcı tarafından dile getirilen önerilerin bazıları bugün için bile geçerlidir. Mesela Türkmen bölgelerine özel bütçe ayrılması ve TİKA’nın Türkmenli’ndeki pozisyonun güçlendirilmesi, Türkiye tarafından acilen hayata geçirilmelidir. Belki hataların kabul edilmesi, daha isabetli politikaların yürütülmesi ve yeni stratejilerin geliştirilmesi bakımından ilk adım olabilir. Fotoğraf-3: Irak Türkmen Cephesi’nde başkanlığı tartışmalara neden olan Hasan Turan. Kaynak: https://www.trthaber.com/haber/dunya/hasan-turan-yeniden-irak-turkmen-cephesi-baskani-oldu-682231.html (Erişim Tarihi: 02/07/2023). III. İkinci Seçenek: Türkiye’nin Irak’taki Nüfuz İddialarından ve Türkmenlerin Varlığını Korumaktan Vazgeçmesi İkinci seçenek maalesef Türkiye’nin özellikle 2011 sonrası uyguladığı ve eleştirilmesi gereken politikalar nedeniyle görmezden gelinemeyecek bir ihtimal daha mı var sorusunun ciddiyetle tartışılması gerekmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Bir ihtimal çerçevesinde değerlendirmek durumunda kaldığımız bu seçenek çerçevesinde Türkiye eğer Türkmenlerin geri dönüşünü sağlamayacak, özellikle Irak Bölgesel Kürt Yönetimi (IKBY) ile yakın ilişkilerini Türkmenleri feda ederek ilerletecek ve Irak’ta Türkmen nüfuzunu koruma politikasından çıkmayı planlıyorsa en azından Türkiye’ye gelmek durumunda kalan Türkmenleri korumak amacıyla bu yazıda tartışılacaktır. Yazının yazarı başta da belirttiğim gibi Türkiye’nin birinci seçeneği izlemesini desteklemekte ve buna yönelik stratejik öneriler yapmaktadır. Ancak, ikinci seçenek bir politika haline geliyorsa, o zaman da Türkmenlerin korunması adına bazı öneriler yapma gereği hasıl oluştur. Bu çerçevede, Türkiye’nin Irak Türkmenlerine yönelik atması gereken somut adımlar şu şekilde sıralanabilir: Géraldine Chatelard Türkiye’nin göç politikasının ortak etnisite temeline dayandığını söylemekte ve Türkiye’nin Avrupa dışındaki ülkelerden gelen sığınma taleplerini kabul etmemekle birlikte soydaş olarak gördüğü Türkmenlere vatandaşlık veya en azından ikamet haklarına erişim tanıdığına dikkat çekmiştir. [21] Ancak Irak’tan Türkiye’ye son göç dalgasıyla gelen Iraklı Türkmenlere aynı dönemde Türkiye sınırından geçiş yapan diğer tüm Iraklı mültecilere verilen “insani ikamet izni” verilmiş, etnisite temelli bir ayrıcalık sağlanmamıştır. [22] Türkiye’nin öncelikle bu konuda bir öz eleştiri yapması gerektiği düşünülmektedir. Özellikle son yirmi yıl içerisinde Avrupa Birliği’ne uyum süreci esnasında kabul edilen ve uygulanmaya başlanan göç müktesebatı, Türkiye’nin kendi gerçekleriyle uyum değildir. Türkiye’nin yeniden Türk soylulara yönelik bazı avantajlar ve kolaylıklar sağlayan bir mevzuat benimsemesi gerektiği düşünülmektedir. Türk topluluklarının yaşadığı siyasi ve kültürel baskılar göz önüne alındığı vakit, en azından Türk toplumları açısından Türkiye’nin “güvenli bir liman” işlevini de üstlenmesi gerekmektedir. Elbette Türkiye’nin bu noktada da belirlemesi gereken bazı kriterler olmalıdır. Ancak ortak kimlik temeline dayanan bir göç politikası AB’ye de yabancı değildir. Mesela Almanya, Yunanistan ve Finlandiya’daki bazı uygulamalar, bu yönden Türkiye’ye de örnek olabilir. Türkiye’nin de başta Irak Türkmenleri olmak üzere, hassas durumdaki kimi Türk toplulukları için ayrı bir mevzuat oluşturması ve uygulaması gerektiği düşünülmektedir. Böyle bir uygulama AB’ye uyumlu göç mevzuatı değiştirilmeden de yapılabilir. Her türlü maddi ve manevi olanak sağlandıktan sonra Türkmeneli’ne dönmek istemeyen Türkmenlere “Türk Soylu” statüsü verilebilir. Mesela bir Türkmen “Ben Irak’a dönmek istemiyorum. Orada hep savaş ve gözü yaşı var. Burada huzur bulduk. Ondan dolayı Türkiye’de kalmak istiyorum. Vatandaşlık verilirse vatandaş olmak istiyorum. Savaş bitse de oraya gitmem. Gelecekte çocuklarımın işleri güçleri yerinde olsun başka bir şey istemiyorum.” ifadelerini kullanmıştır. [23] Yunanistan, Almanya ve Finlandiya gibi bazı devletler, kendi vatandaşları ile aynı soydan olan yabancılardan ikamet ve çalışma izni aramayarak vatandaşları ile eşit şartlarda çalışmalarını sağlamaktadır. [24] Mesela Finlandiya Yabancılar Kanunu’nda Sovyetler Birliği’nden gelen Fin kökenlilere süreli ikamet izni verilmesi özel olarak düzenlenmiştir. [25] Benzer şekilde Türkmenlerin de Osmanlı İmparatorluğu’nun bakiyesi olduğu göz önünde bulundurularak özel bir düzenleme yapılabilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bakiyesi Türkçe konuşan topluluklara veya Türk toplumlarına yönelik özel bir düzenleme yapılmalıdır. Üstelik bir Türkmen ailenin KAPDEM’e verdiği bir röportajda, Türkmenlerin en öncelikli talebinin sigorta işlerinin kolaylaştırılması olduğu görülmektedir. [26] Başka bir Türkmen ise ““Burada daha düşük ücretle ve kaçak çalışıyorlar, o yüzden sıkıntı oluyor. Birçoğunun paraları ödenmiyor” diyerek işgücü piyasasının aleyhlerine olduğunu ifade etmiştir. [27] Irak Türkmenleri, Türkiye’de kayıtlı ekonomi içerisindeki yerlerini almak istemektedir. Irak Türkmenleri ’ne Türk vatandaşlığını seçme hakkı da sunulabilir. Nitekim Irak Anayasası ve 2006 tarihli Irak Vatandaşlık Kanunu çifte vatandaşlığa olanak sağlamaktadır. Yani Türkmenlerin vatandaşlık yönünden herhangi bir hak kaybı yaşamayacağı ortadadır. Irak’taki neredeyse tüm akrabaları katledilen, milisler veya peşmergeler tarafından ölümle tehdit edilen, her türlü zulme uğrayan kimi Türkmenler ne pahasına olursa olsun Türkiye’de kalmak istemektedir. Belki de yumuşak bir geçiş için ya da aşamalı bir dönüş için farklı ihtimaller de değerlendirilebilir. Lakin Türkiye’de yaşayan Irak Türkmenlerini görmezden gelmek veya sağlıklı bir hukuki statüye sokamamak, Türkmenlerin temel hizmetlere erişimini güçleştirmektedir. Birçok Türkmen, insani ikamet izni çerçevesinde Türkiye’de bulunduğu için sadece bu izin çerçevesinde, mevzuat ile belirlenmiş sınırlar doğrultusunda ve sadece en temel hizmetlere erişebilmektedir. Eğer iktidara göre Türkmenlerin geri dönmesine yönelik esaslı ve sistemli bir strateji, Türkiye’nin hem ulusal çıkarları ile hem de uzun soluklu politikaları ile çelişmekte ise, o zaman bu insanların Türkiye’deki yaşamlarını zorlaştırmak doğru değildir. Türkiye’de yaşayan kalabalık Iraklı Türkmenlere yönelik sistematik bir yardımdan söz edebilmek oldukça zordur. Iraklı Türkmenlere yardım eden kuruluşların başında Ülkü Ocakları ve Irak Türkmenleri Derneği gelmektedir. [28] Ancak bu yardımların daha fazla sivil toplum örgütlerinin eliyle yürütülemeyeceği açıktır. Dini eğilimleri bilinen bazı vakıflar ve dernekler de Türkmenlere yardım etmektedir. Ancak bu tarz vakıflar, özellikle Türkmenleri kendilerine bağımlı kılmakta ve Türkmenler bu vakıfların isteği doğrultusunda hareket etmeye zorlanmaktadır. Devletin bu konuda ciddi tedbirler alması gerektiği düşünülmektedir. Mesela Demetevler/Ankara’da bulunan Sami Efendi Vakfı’nın özellikle Demetevler’de ikamet eden Türkmenler üzerinde çok ciddi bir etkisi olduğu iddia edilmektedir. Vakıfların ve derneklerin “mahalle baskısı” kurma konusunda ne kadar tecrübeli yapılar olduğu hepimizin malumudur. Türkiye’ye yerleşmek zorunda kalan ve hassas dönemlerden geçmiş Türkmenlerin dini hassasiyetlerinin ya da milliyetçi hislerinin herhangi bir şekilde istismar edilmemesi gerekmektedir. İlçe belediyeleri, büyükşehir belediye başkanlıkları, il özel idareleri, ilçe özel idareleri, Kızılay vb. kamu kuruluşları ve vakıflar aracılığıyla yerel düzlemde Türkmenlere yapılan yardımlar devletin kontrolü altında devam ettirilmelidir. Türkmenlere yönelik ulusal düzeyde yapılması gereken yardım faaliyetleri ise İçişleri Bakanlığı ya da Cumhurbaşkanlığı’nın uygun göreceği ve taşra teşkilatı bulunan bir başka kamu kurumu tarafından yürütülmelidir. Devletin Türk vatandaşlara da sağladığı sağlıkla alakalı durumlarda yapılan yardımlar Telaferli Türkmenlere de yapılmaktadır. [29] Fotoğraf-4: 2021 yılında Türkiye’yi kasıp kavuran orman yangınlarını söndürebilmek için gönüllü olmuş Türkmenler Kaynak: https://www.haberturk.com/eskisehir-haberleri/89569939-irak-turkmenleri-yangin-bolgelerine-destek-icin-hazirirak-turkleri-kultur-ve-yardimlasma (Erişim Tarihi: 02/07/2023). Iraklı Türkmenlerin kabulünde “Türk soylu olmak” önemli bir rol oynamış olsa da geçici olduğu düşünülen bu kişilerin kalış süresi uzadıkça, mülteciler yerel halk tarafından “kaynaklara haksız bir şekilde ortak olan”, “mahallede huzursuzluk yaratan”, “çalışmayı sevmeyen”, “tembel” kişiler olarak etiketlenmeye başlanmıştır. [30] Kısacası Iraklı Türkmenler, Türkiye’de bile yaşıyor olsalar, yabancı düşmanlığına maruz kalabilmektedir. Bu noktada toplumun kesinlikle bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Gerekirse Iraklı Türkmenlerin yoğun şekilde yaşadığı mahallelerde, çeşitli kamu kurumlarının, Türkmen derneklerinin, Türk Ocağı’nın, sivil toplum örgütlerinin ve belediyelerin öncülüğünde Iraklı Türkmenleri ve yerli mahalle sakinlerini yakınlaştıracak projeler ve etkinlikler düzenlenmelidir. Iraklı Türkmenler savaş koşullarından kaçtıkları için yerel halk onlara “merhamet” ve “konukseverlik” göstermekte, “ülkelerindeki savaş bitinceye dek” Türkiye’de kalmalarında herhangi bir sakınca olmadığını düşünmektedir. [31] Aslında Türk toplumu, Iraklı Türkmenlerin tam olarak nasıl bir cehennemden kaçtığını bilmemektedir. Türk toplumunu bilinçlendirmek adına Iraklı Türkmenlerin son yıllarda nasıl sistematik bir zulme maruz bırakıldığı iyice anlatılmalıdır. Türkmeneli’nin demografik yapısının neden ve kimler tarafından değiştirilmek istendiğini bilmeden Irak Türkmenlerini “ülkeleri için savaşmaktan kaçan” kitleler şeklinde tahayyül etmek çok kolaydır. Oysa kimi Türklerin Irak’ta yaşayan Türkmenlerden ve Türkmeneli’nden bihaber oldukları anlaşılmaktadır. Mesela bir araştırmadaki Türkmen katılıcılardan biri “Çok tanımıyorlar. Neresi diyorlar 6 senedir. Komşularımıza anlatıyoruz. Suriyeliler daha çok biliniyor. Biz Irak’lıyız, Türkmeniz, bunlardan haberleri yok gibi. Biz onlara yaklaşmaya çalışıyoruz, bazen yemek götürüyorum ama onlar yaklaşmıyorlar. Bu da bizi üzüyor. Yabancı gözüyle görüyorlar.” diyerek duygularını ifade etmiştir. [32] Arapça ve Türkçe arasındaki tercüme faaliyetlerinde özellikle Irak Türkmenlerinden istifade edilmelidir. Iraklı Türkmenlerin çalışma izni alması kolaylaştırılmalıdır. Yukarıda da ifade edildiği gibi Fin veya Alman mevzuatı bu konuda Türkiye’ye örnek teşkil edebilir. Türkiye, söz konusu ülkelerdeki uygulamaların olumlu ve olumsuz yönlerini analiz ederek, Türkmenlerin ve Türkiye’nin istifade edebileceği bir biçimde kullanabilir. Türkmen istihdam eden firmalara yönelik ek teşvikler veya vergi muafiyetleri sağlanabilir. Mesela Irak’ta faaliyet gösteren Türk firmalarının hem merkez ofislerinde hem de Irak’ta Türkmen istihdam etmelerine yönelik farklı stratejiler de geliştirilebilir. Türkmenlerin en mustarip olduğu konulardan birisi de Türkiye’de Türkmenlerin diploma denkliğinin tanınmamasıdır. Türkmenler arasındaki eğitimli bireyleri kazanmak ve uyum sürecinin hızlanabilmesi için diploma denkliği tanınmalıdır. Ayrıca üniversiteden mezun olamadan Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmış Türkmenlerin lisans diplomasına kavuşmaları teşvik edilmelidir. Bir Türkmen “Üniversite konusunda sıkıntı oluyor. Burada üniversiteye girmek için kontenjan kazanmak lazım. Yabancı için belli kontenjan var. Suriyeli daha çok alıyorlar. Telaferli için bir kontenjan yok.” [33] ifadesinde belirttiği gibi Telaferli Türkmenlerin Türkiye’deki üniversitelerde eğitim almalarına ilişkin prosedürlerden kaynaklı sorunlar yaşadığı görülmektedir. Irak Türkmenleri Türkiye’de kalsalar bile Türkmeneli ve Irak ile olan bağlarının sürdürülmesi kesinlikle desteklenmelidir. Irak’taki şartlar düzelse dahi Türkmeneli’ne dönmek istemeyen, savaşlardan ve çatışmalardan çok ciddi şekilde etkilenmiş, bilfiil işkence görmüş birçok Türkmen bulunmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’nin özellikle savaştan çok ciddi bir şekilde etkilenmiş kadınlara, gençlere ve çocuklara yönelik psikolojik yardım projelerini hayata geçirmesi veya desteklemesi gerektiği düşünülmektedir. Türk toplumu ile Türkmenler arasında uyum arttırıcı çeşitli projeler yürütülmelidir. Türkler ile Türkmenler arasındaki kültürel alışverişin geliştirilmesi, komşuluk ilişkilerinin iyileştirilmesi, Türkçe okur-yazarlığın yaygınlaştırılması, Türkmen kadınlarının meslek edinmesi vb. konularla ilgili birçok projenin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca özellikle kadınlara yönelik meslek edindirme kurslarının Türkmenlerin yoğun olarak ikamet ettiği her mahallede açılması gerektiği düşünülmektedir. Özellikle Türkmen kadınların Türk toplumu ile entegrasyonunu hızlandıracak çalışmalar yürütülmelidir. Fotoğraf-5: Eskişehir’de ikamet eden ve depremzedelere yardıma giden Türkmenler. Kaynak: https://www.karamanhabercisi.com/eskisehirde-yasayan-irak-turkmenleri-yardim-icin-gittikleri-afet-bolgesinde-dondu-64413h.htm (Erişim Tarihi: 02/07/2023). IV. Sonuç Bu yazının yazarı, Türkmenlerin öncelikli olarak Türkmeneli’ne dönmesini ileri sürmekte ve Türkiye’nin bu konuda elinden gelen çabayı sarf etmesi gerektiğine inanmaktadır. Yanlış diplomatik tutum (özellikle Ahmet Davutoğlu etkisi) ile 2011 sonrası sebep olduğu mezhepçi kamplaşma, ümmetçilik ile nüfuz yaratabileceği inancı, IŞİD’i kullanma hevesi, İhvancılık gibi tutumlar nedeniyle Türkiye 2014-2016 arasında IŞİD’den Türkmenleri koruyamamıştır. Türkiye, bu konudaki yanlışlığı sonucu aciz kalmış ve buna müteakiben Türkmenleri koruyabilmek için yapılabilecek tek şeyi yapmış ve sınırları açmak durumunda kalmıştır. Türkmenleri mağdur etmemek adına sınırları açan Türkiye, özellikle 2017’den itibaren Irak’taki konjonktürel dönüşümün hem Türkiye hem de Irak Türkmenleri için ne kadar tehlikeli olduğunun farkındadır. Keza Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2016 senesinin sonuna doğru yapılan bir konuşmada “…Musul, Musul’un kuzeyinde Telafer ve Sincar. PKK şimdi Kandil’in yanında yeni bir adım daha atıyor. Nedir bu adım? Sincar’ı da kendisi için aynen Kandil gibi bir terör bölgesi yapmak istiyor. Sincar Dağlarından bize saldırı gibi bir havası var. Telafer de bizim için sıkıntılı bir yer ve orada aslında 400 bin Türkmen var. Yarısı Şia, yarısı Sünnî, ayrı bir mesele… Ama şu anda öyle bir tehdit sebebiyle boşalma var ki 60 bine düştü. Buraları bizim kontrol altına alıp yeniden buraların sahiplerini tekrar buralara da döndürüp iskân etmemiz lazım” [34] Türkiye’nin güvenliği için Telafer’in ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Her ne kadar Türkmenlerin mezheplerine yönelik yapılan atıf, dil sürçmesi değilse bile, büyük bir talihsizliktir. Türkmenlerin Irak’taki varlığı Türkiye’nin sadece nüfuzu tarihi iddiaları bakımından değil aynı zamanda ülkemizin güvenliği açısından da oldukça mühim bir mahiyet arz etmektedir. 2019 yılında ITC’nin Türkiye temsilcisi tarafından yapılan bir açıklamaya göre, Telafer’den ayrılan Türkmenlerin sadece %35’inin kente geri dönebildiği söylenmiştir. [35] Telafer ve Türkmenli, hem Türkiye’nin tarihi nüfuz iddialarının korunabilmesi hem Türkmen varlığının sürdürülmesi hem de Türkiye’nin güvenliği açısından son derece önemli bir bölgedir. Eğer Türkiye’nin Irak politikasında Türkmenler öncelikli yerlerini kaybettilerse, Türkiye’nin özellikle IKBY ile Barzani ailesi ile sürdürdüğü ilişkilerin ulusal çıkarlar açısından daha öncelikli olduğu düşünülüyorsa, en azından Türkiye’de kalan/kalacak Türkmenlerin topluma uyum sağlaması, birçok kamu hizmetine rahatça erişebilmesi, “kaçak” durumundan çıkabilmesi için bazı tedbirlerin alınması gerektiği düşünülmektedir. Ancak her hâlükârda, Türkmenler Türkiye’de kalacak bile olsalar, Türkmenlerin Irak ve Türkmeneli’nde kalan akrabaları ile bağlarının kopmaması çok önemlidir. Türkiye’nin şimdiye kadar attığı bazı adımlar, Türkiye’deki Irak Türkmenleri’nin kendi anayurtlarına döndürülmesinden, zımnen bile olsa, vazgeçildiğini göstermektedir. Bu noktada, Türkiye’nin en azından Türkmenlere yönelik bir vicdan borcu olduğu düşünülmektedir. Yakın zamanda anavatanlarına dönme ihtimali bulunmayan Ahıska, Doğu Türkistan ve Kırım Türkleri’ne tanınmış bulunan “Türk soylu” statüsü, muhakkak Irak Türkmenleri’ne de sağlanmalıdır. Birçok Türkmen, çok ağır koşullar altında çalışmakta ve geleceğe dair hiçbir plan kuramamaktadır. Türkmenler, Türkiye’ye minnettardır. Yaşam ile ölüm arasındaki ince bir çizgide hayatta kalma mücadelesi verirlerken, Türkiye’nin sınır kapılarını onlara açması bile cennetin kapılarının açılması gibi tahayyül edilmiştir. KAPDEM’de yayınlanan bir röportajdan da belirtildiği üzere Türkmenlerin ne Türkiye’den ne de Türk milletinden, genel anlamıyla, bir talep veya istekleri bulunmamaktadır. [36] Eğer Türkiye Irak’taki tarihi nüfuz iddialarını sürdürmekten ve Irak Türkmenlerinin nüfusunu korumaktan vazgeçtiyse, bu kanaatkâr insanların hayatlarını biraz olsun kolaylaştırmak vicdani bir sorumluluktur. Irak Türkmenleri, bölgesel yardımlardan tutun ülkemizin yaşadığı deprem felaketlerine değin her türlü doğal afette, sergiledikleri tutum ve gösterdikleri özveriyle Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olduklarını göstermişlerdir. Bu yazıda ifade edilen görüşler yalnızca yazara aittir; KAPDEM’in kurumsal duruşunu, editoryal görüşünü ve/veya politik tutumunu yansıtmayabilir. KAPDEM, yayınladığı içerikler aracılığıyla farklı perspektiflerin ifade edilmesini teşvik eder, ancak bu içeriklerde kullanılan bilgi ve üretilerin fikirlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. The views expressed in this article are solely those of the author and may not reflect the institutional stance, editorial perspective, and/or policy orientation of KAPDEM. While KAPDEM encourages the articulation of diverse perspectives through its published content, it bears no responsibility for the information and intellectual output presented therein; all responsibility lies with the respective authors. DİPNOTLAR: [1] Adil Sakran Zine El Abidin, Birleşik Devlet Modeli Olarak Irak Uygulaması, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ocak-Şubat 2017, S. 18, s. 160. [2] ORSAM, “Irak Anayasası ve Türkmenler”, 17 Mart 2009, https://www.orsam.org.tr/tr/irak-anayasasi-ve-turkmenler/ (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [3] Haydar Karaalap, “Irak Yönetiminden, Kerkük’te Türkmenceyi Kısıtlama Kararı”, Anadolu Ajansı, 1 Mart 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/irak-yonetiminden-kerkuk-te-turkmenceyi-kisitlama-karari/2834610 (Erişim Tarihi: 25/06/2023). [4] Dışişleri Bakanlığı, “No: 63, 1 Mart 2023, Irak Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği’nce Alınan Karar Hk.”, 1 Mart 2023, https://www.mfa.gov.tr/no_-63_-irak-bakanlar-kurulu-genel-sekreterligi-nce-alinan-karar-hk.tr.mfa#:~:text=Irak%20Bakanlar%20Kurulu%20Genel%20Sekreterli%C4%9Fi’nce%20al%C4%B1nan%20bir%20kararla%2C%20Kerk%C3%BCk,temel%20haklar%C4%B1n%C4%B1n%20ihlalini%20te%C5%9Fkil%20etmektedir (Erişim Tarihi: 25/06/2023). [5] Haydar Karalap, “Irak Hükümeti Kerkük’teki Resmi Dillere Türkmence’yi Yeniden Ekledi”, Anadolu Ajansı, 2 Mart 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/irak-hukumeti-kerkukteki-resmi-dillere-turkmenceyi-yeniden-ekledi/2834789 (Erişim Tarihi: 25/06/2023). [6] Mohammad Tahsin Gökkaya, “Irak Türkmenleri Ne Durumda?”, Fikir Turu, 03 Nisan 2023, https://fikirturu.com/insan/irak-turkmenleri-ne-durumda (Erişim Tarihi: 24/06/2023). [7] Independent Türkçe, “Irak Türkmenleri gözden kayboluyor: Doğum oranının düşüşünden pişmanlar mı?, 19 Mayıs 2019, https://www.indyturk.com/node/33096/d%C3%BCnya/irak-t%C3%BCrkmenleri-g%C3%B6zden-kayboluyor-do%C4%9Fum-oran%C4%B1n%C4%B1n-d%C3%BC%C5%9F%C3%BC%C5%9F%C3%BCnden-pi%C5%9Fmanlar-m%C4%B1 (Erişim Tarihi: 25/06/2023). [8] Irak Türkmen Cephesi, Türkmeneli’ne Gönüllü Geri Dönüş Projesi, 31 Mayıs 2023, http://itcturkiye.org/itc-turkiye-temsilciligi-organizasyonu-ile-yurutulen-turkmeneline-gonullu-geri-donus-projesi-kapsaminda-musul-ve-telafere-donecek-turkmen-aileler-ile-bir-araya-gelindi (Erişim Tarihi: 25/06/2023). [9] Ali Mukarrem Garip, “Telaferli Türkmenler Irak’a Dönmeye Devam Ediyor”, Anadolu Ajansı, 2 Nisan 2019, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/-telaferli-turkmenler-iraka-donmeye-devam-ediyor/1440664 (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [10] Anadolu Ajansı, “Telafer’e Dönüş Başladı”, 13 Şubat 2018, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/telafere-donusler-basladi/1062103 (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [11] Ali Mukarrem Garip, “Telaferli Türkmenler Irak’a Dönmeye Devam Ediyor”, Anadolu Ajansı, 2 Nisan 2019, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/-telaferli-turkmenler-iraka-donmeye-devam-ediyor/1440664 (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [12] Ali Makram Ghareeb, “Telafer’de DEAŞ’ın Tahrip Ettiği Yüzlerce Ev Onarılmayı Bekliyor”, Anadolu Ajansı, 28 Ocak 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/telaferde-deasin-tahrip-ettigi-yuzlerce-ev-onarilmayi-bekliyor/2125817 (Erişim Tarihi: 2/06/2023). [13] Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “Bölgemizin Bütün Terör Örgütlerinden Arındırılmasını Hedefliyoruz”, 1 Kasım 2017, https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/86184/cumhurbaskanligi-sozcusu-kalin-bolgemizin-butun-teror-orgutlerinden-arindirilmasini-hedefliyoruz (28/06/2023). [14] Necmettin Beyaz, Türkiye’ye Sığınan Irak Türkmenlerinin Sosyal Hayata Uyumlarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep, 2019, s. 78-79. [15] KirkukNow, “İtalyan kazı heyeti Telafer’de, Türkmenler umutlu!”, 26 Haziran 2022, https://kirkuknow.com/tr/news/68399 (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [16] Şarkul Avsat, “Türkiye, Irak’a Büyük Darbe Vurmak İçin Gözünü Irak’ın Daha Güneyine Dikti: Telafer’de Askeri Üs Kurmak Mümkün müdür?”, 24 Şubat 2021, https://turkish.aawsat.com/home/article/2825596/t%C3%BCrkiye-pkkya-b%C3%BCy%C3%BCk-darbe-vurmak-i%C3%A7in-g%C3%B6z%C3%BCn%C3%BC-irak%C4%B1n-daha-g%C3%BCneyine-dikti (Erişim Tarihi: 01/07/2023). [17] Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, “Türkiye’nin Yeni Güvenlik Konsepti” Konferansında Yaptıkları Konuşma, 22 Kasım 2016, https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/61114/turkiyenin-yeni-guvenlik-konsepti-konferansinda-yaptiklari-konusma.html (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [18] Haydar Hadi, “Irak-Türkiye Arasında Yeni Sınır Kapısı İçin Heyet Ziyaretleri Yakında Başlayacak”, Haberler.com, 2 Nisan 2018, https://www.haberler.com/guncel/irak-turkiye-arasinda-yeni-sinir-kapisi-icin-heyet-10715886-haberi (Erişim Tarihi: 02/07/2023). Röportajın aslı için bknz: https://www.dailymotion.com/video/x6h7hi3 [19] Nevin Yazıcı Ümit Özdağ, “Irak’ta Direnen Bir Türkmen Kenti: Telafer”, Irak Coğrafyasında Türk Varlığı ve Kültürü Sempozyumu, BEÜ Yayınları, Bilecik 2014, s. 220. [20] Nevin Yazıcı Ümit Özdağ, “Irak’ta Direnen Bir Türkmen Kenti: Telafer”, Irak Coğrafyasında Türk Varlığı ve Kültürü Sempozyumu, BEÜ Yayınları, Bilecik 2014, s. 224-227. [21] Çiğdem Manap Kırmızıgül, Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel Halkın Gözünden Türkiye’de Mülteciler, Nüfus Bilim Dergisi, S. 41, 2019, s. 86. [22] Çiğdem Manap Kırmızıgül, Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel Halkın Gözünden Türkiye’de Mülteciler, Nüfus Bilim Dergisi, S. 41, 2019, s. 86. [23] Necmettin Beyaz, Türkiye’ye Sığınan Irak Türkmenlerinin Sosyal Hayata Uyumlarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep, 2019, s. 80. [24] Salimya Ganiyeva, “Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Çalışma Hakkı ve Uygulamada Karşılaştıkları Sorunlar”, TBB Dergisi, 2018, S. 139, s. 268. [25] Mustafa Cin, “Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Çalışma Özgürlüğü”, Mevzuat Dergisi, 2005, S. 88, https://www.mevzuatdergisi.com/2005/04a/06.htm (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [26] KAPDEM, Ankara’daki Türkmen Aileler ile Röportaj Serisi (Seri 1: Birinci Aile) [27] Betül Ok Şehitoğlu Murat Şahin, “Türkiye’ye Göç Eden Telafer Türkmenlerinin Gündelik Hayat Pratikleri ve Mekân Algısı: Ankara Örneği”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2022, S. 22/1, s. 111. [28] Çiğdem Manap Kırmızıgül, Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel Halkın Gözünden Türkiye’de Mülteciler, Nüfus Bilim Dergisi, S. 41, 2019, s. 93. [29] Betül Ok Şehitoğlu Murat Şahin, “Türkiye’ye Göç Eden Telafer Türkmenlerinin Gündelik Hayat Pratikleri ve Mekân Algısı: Ankara Örneği”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2022, S. 22/1, s. 111. [30] Çiğdem Manap Kırmızıgül, Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel Halkın Gözünden Türkiye’de Mülteciler, Nüfus Bilim Dergisi, S. 41, 2019, s. 89. [31] Çiğdem Manap Kırmızıgül, Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel Halkın Gözünden Türkiye’de Mülteciler, Nüfus Bilim Dergisi, S. 41, 2019, s. 90. [32] Betül Ok Şehitoğlu Murat Şahin, “Türkiye’ye Göç Eden Telafer Türkmenlerinin Gündelik Hayat Pratikleri ve Mekân Algısı: Ankara Örneği”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2022, S. 22/1, s. 103. [33] Betül Ok Şehitoğlu Murat Şahin, “Türkiye’ye Göç Eden Telafer Türkmenlerinin Gündelik Hayat Pratikleri ve Mekân Algısı: Ankara Örneği”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2022, S. 22/1, s. 104. [34] Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, “Türkiye’nin Yeni Güvenlik Konsepti” Konferansında Yaptıkları Konuşma, 22 Kasım 2016, https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/61114/turkiyenin-yeni-guvenlik-konsepti-konferansinda-yaptiklari-konusma.html (Erişim Tarihi: 28/06/2023). [35] Mehmet Alaca, “Telafer’den Ayrılan Türkmenlerin Yüzde 30’i Bölgeye Dönebildi”, Anadolu Ajansı, 22 Şubat 2019, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/telaferden-ayrilan-turkmenlerin-yuzde-35i-bolgeye-donebildi/1398913 (Erişim Tarihi: 02/07/2023). [36] KAPDEM, Ankara’daki Türkmen Aileler İle Röportaj Serisi (Seri 1: Birinci Aile) KAYNAKÇA: Adil Sakran Zine El Abidin, Birleşik Devlet Modeli Olarak Irak Uygulaması, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ocak-Şubat 2017, S. 18, s. 159-168. Ali Makram Ghareeb, “Irak’ta ekim ayında yapılacak seçimlere Türkmen partiler tek listeyle katılacak”, Anadolu Ajansı, 8 Nisan, 2021, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/irakta-ekim-ayinda-yapilacak-secimlere-turkmen-partiler-tek-listeyle-katilacak/2202370. Ali Makram Ghareeb, “Telafer’de DEAŞ’ın Tahrip Ettiği Yüzlerce Ev Onarılmayı Bekliyor”, Anadolu Ajansı, 28 Ocak 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/telaferde-deasin-tahrip-ettigi-yuzlerce-ev-onarilmayi-bekliyor/2125817 Ali Mukarrem Garip, “Telaferli Türkmenler Irak’a Dönmeye Devam Ediyor”, Anadolu Ajansı, 2 Nisan 2019, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/-telaferli-turkmenler-iraka-donmeye-devam-ediyor/1440664. Anadolu Ajansı, “Telafer’e Dönüş Başladı”, 13 Şubat 2018, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/telafere-donusler-basladi/1062103. Aposto, “Türkiye’ye Kuzey Irak Petrolü Cezası”, 28 Mart 2023, https://aposto.com/s/turkiyeye-kuzey-irak-petrolu-cezasi. Bekir Aydoğan, “ IKBY Meclis Sekreteri Kahveci, Türkmenlerin Temsiliyetinin Arttırılması Gerektiği Söyledi”, Anadolu Ajansı, 09 Mart 2022, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ikby-meclis-sekreteri-kahveci-turkmenlerin-temsiliyetinin-arttirilmasi-gerektigini-soyledi/2528630. Betül Ok Şehitoğlu Murat Şahin, “Türkiye’ye Göç Eden Telafer Türkmenlerinin Gündelik Hayat Pratikleri ve Mekân Algısı: Ankara Örneği”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 2022, S. 22/1, s. 85-118. Can Acun, Kutluhan Görücü, Suriye Krizinde Göz Ardı Edilen Aktör: Türkmenler, SETA Perspektif, S. 224, 2018, https://setav.org/assets/uploads/2019/01/224.Perspektif-Suriye-Tu%CC%88rkmenleri.pdf. Çiğdem Manap Kırmızıgül, Komşudan Yabancıya, Misafirden Mülteciye: Yerel Halkın Gözünden Türkiye’de Mülteciler, Nüfus Bilim Dergisi, S. 41, 2019, s. 84-102. Dışişleri Bakanlığı, “No: 63, 1 Mart 2023, Irak Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği’nce Alınan Karar Hk.”, 1 Mart 2023, https://www.mfa.gov.tr/no_-63_-irak-bakanlar-kurulu-genel-sekreterligi-nce-alinan-karar-hk.tr.mfa#:~:text=Irak%20Bakanlar%20Kurulu%20Genel%20Sekreterli%C4%9Fi’nce%20al%C4%B1nan%20bir%20kararla%2C%20Kerk%C3%BCk,temel%20haklar%C4%B1n%C4%B1n%20ihlalini%20te%C5%9Fkil%20etmektedir. Duygu Şerife Yıldırım, Suriye’den Türkiye’ye Göç Etmiş Türkmenler Üzerine Bir Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Anabilim, Ankara, 2017. Evrensel, “Neçirvan Barzani’den Erdoğan’a Yaptırım Yanıtı”, 27 Eylül 2017, https://www.evrensel.net/haber/333529/necirvan-barzaniden-erdogana-yaptirim-yaniti. Fehmi Taştekin, Türkiye’nin yeni açmazı: ‘İyi’ Türkmen, ‘kötü’ Türkmen, Al Monitor, 29 Mayıs 2019, https://www.al-monitor.com/tr/contents/articles/originals/2019/05/turkey-iraq-new-conundrum-turkmens.html. Gazete Duvar, “Kürdistan referandumunu destekleyen Türkmen vekile Türkiye’ye giriş yasağı”, 24 Mayıs 2019, https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/05/24/698041. Göç ve Uyum Raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Mülteci Hakları Alt Komisyonu, Ankara, 2018, s. 152, https://asylumineurope.org/wp-content/uploads/2018/04/resources_goc_ve_uyum_raporu.pdf. Gülbahar Altaş, “Irak Parlamento seçiminde Türkmenler ikiye bölündü: ITC dışındaki Türkmenler KDP’yi neden destekliyor?”, Independent Türkçe, 7 Ekim 2021, https://www.indyturk.com/node/420666/d%C3%BCnya/irak-parlamento-se%C3%A7iminde-t%C3%BCrkmenler-ikiye-b%C3%B6l%C3%BCnd%C3%BC-itc-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1ndaki-t%C3%BCrkmenler-kdpyi. Haydar Hadi, “Irak-Türkiye Arasında Yeni Sınır Kapısı İçin Heyet Ziyaretleri Yakında Başlayacak”, Haberler.com, 2 Nisan 2018, https://www.haberler.com/guncel/irak-turkiye-arasinda-yeni-sinir-kapisi-icin-heyet-10715886-haberi/ Haydar Karalap, “Irak Hükümeti Kerkük’teki Resmi Dillere Türkmence’yi Yeniden Ekledi”, Anadolu Ajansı, 2 Mart 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/irak-hukumeti-kerkukteki-resmi-dillere-turkmenceyi-yeniden-ekledi/2834789. Haydar Karaalap, “Irak Yönetiminden, Kerkük’te Türkmenceyi Kısıtlama Kararı”, Anadolu Ajansı, 1 Mart 2023, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/irak-yonetiminden-kerkuk-te-turkmenceyi-kisitlama-karari/2834610. Independent Türkçe, “Irak Türkmenleri gözden kayboluyor: Doğum oranının düşüşünden pişmanlar mı?, 19 Mayıs 2019, https://www.indyturk.com/node/33096/d%C3%BCnya/irak-t%C3%BCrkmenleri-g%C3%B6zden-kayboluyor-do%C4%9Fum-oran%C4%B1n%C4%B1n-d%C3%BC%C5%9F%C3%BC%C5%9F%C3%BCnden-pi%C5%9Fmanlar-m%C4%B1. Irak Türkmen Cephesi, Türkmeneli’ne Gönüllü Geri Dönüş Projesi, 31 Mayıs 2023, http://itcturkiye.org/itc-turkiye-temsilciligi-organizasyonu-ile-yurutulen-turkmeneline-gonullu-geri-donus-projesi-kapsaminda-musul-ve-telafere-donecek-turkmen-aileler-ile-bir-araya-gelindi/. İlker Oğuz, Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu: Bölüm-2, KAPDEM, 12 Ekim 2023 KirkukNow, “İtalyan kazı heyeti Telafer’de, Türkmenler umutlu!”, 26 Haziran 2022, https://kirkuknow.com/tr/news/68399. Mehmet Alaca, “Telafer’den Ayrılan Türkmenlerin Yüzde 30’i Bölgeye Dönebildi”, Anadolu Ajansı, 22 Şubat 2019, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/telaferden-ayrilan-turkmenlerin-yuzde-35i-bolgeye-donebildi/1398913 Mohammad Tahsin Gökkaya, “Irak Türkmenleri Ne Durumda?”, Fikir Turu, 03 Nisan 2023, https://fikirturu.com/insan/irak-turkmenleri-ne-durumda/. Mustafa Cin, “Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Çalışma Özgürlüğü”, Mevzuat Dergisi, 2005, S. 88, https://www.mevzuatdergisi.com/2005/04a/06.htm . Necmettin Beyaz, Türkiye’ye Sığınan Irak Türkmenlerinin Sosyal Hayata Uyumlarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep, 2019. Nevin Yazıcı Ümit Özdağ, “Irak’ta Direnen Bir Türkmen Kenti: Telafer”, Irak Coğrafyasında Türk Varlığı ve Kültürü Sempozyumu, BEÜ Yayınları, Bilecik 2014, s. 203-230. ORSAM, “Irak Anayasası ve Türkmenler”, 17 Mart 2009, https://www.orsam.org.tr/tr/irak-anayasasi-ve-turkmenler/. KAPDEM, Ankara’daki Türkmen Aileler ile Röportaj Serisi (Seri 1: Birinci Aile), Salimya Ganiyeva, “Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Çalışma Hakkı ve Uygulamada Karşılaştıkları Sorunlar”, TBB Dergisi, 2018, S. 139, s. 257-285. Şarkul Avsat, “Türkiye, Irak’a Büyük Darbe Vurmak İçin Gözünü Irak’ın Daha Güneyine Dikti: Telafer’de Askeri Üs Kurmak Mümkün müdür?”, 24 Şubat 2021, https://turkish.aawsat.com/home/article/2825596/t%C3%BCrkiye-pkkya-b%C3%BCy%C3%BCk-darbe-vurmak-i%C3%A7in-g%C3%B6z%C3%BCn%C3%BC-irak%C4%B1n-daha-g%C3%BCneyine-dikti Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “Bölgemizin Bütün Terör Örgütlerinden Arındırılmasını Hedefliyoruz”, 1 Kasım 2017, https://www.tccb.gov.tr/haberler/410/86184/cumhurbaskanligi-sozcusu-kalin-bolgemizin-butun-teror-orgutlerinden-arindirilmasini-hedefliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı, “Türkiye’nin Yeni Güvenlik Konsepti” Konferansında Yaptıkları Konuşma, 22 Kasım 2016, https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/61114/turkiyenin-yeni-guvenlik-konsepti-konferansinda-yaptiklari-konusma.html

ID: 68a31027f66ab77e808ad24a
Slug: turk-soylular-ve-turkiyenin-politik-tutumu-bolum-3-irak-turkmenlerinin-gelecegine-dair-kamu-politikasi-onerileri
İçerik: 50403 karakter
19 Ekim 2023 00:00
Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu: Bölüm 2
FREE

Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu: Bölüm 2

Bu çalışmanın temel amacı; “Türk soylu” topluluklar arasında kabul edilmeyen Irak ve Suriye Türkmenlerinin hukuki statülerini ortaya koyabilmektedir. Son dönemlerde Türkiye’de yaşayan Irak Türkmenleri, birçok kamu hizmetine erişim konusunda oldukça müşkül durumda kalmışlardır. Bu yazının bir diğer amacı ise Suriye ve Irak Türkmenleri ile Türkiye arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Türkiye, her ne kadar milliyetçi çizgide hareket ettiğini iddia etse de uygulamada 2010 sonrasında en yakın müttefikleri ya İhvancı çizgide yer alan milis grupları ya da Barzani Ailesi gibi bölgesel güçler olarak gözlemlenmiştir. Bu nedenle, Türkiye’nin Irak ve Suriye bölgelerindeki nüfuzunu Türkmenler yerine gelecekte nasıl davranabileceği belli olmayan gruplara dayandırması özellikle bir endişe kaynağı olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Afgan ve Pakilerin kol gezdiği, kendi sınırlarını bile korumaktan aciz bir memleket görüntüsü verirken Irak ve Suriye’deki nüfuzunu koruyabildiğinden nasıl söz edilebilir? Türkiye’nin son yıllarda sürekli değişen ve sadece günü kurtarmaya odaklı olduğu izlenen dış politika çizgisi çerçevesinde Türkmenlerin durumu hem Irak hem de Suriye ekseninde ayrı ayrı ele alınmıştır. I. Giriş Yazı serisinin ilk bölümünde, Türk soylu statüsü ele alınmış; hangi Türk toplumlarına Türk soylu statüsü verildiğine, Türkiye’nin değişen politikalarının Türk soylu toplumları nasıl etkilediğine ve Türk soyluların yaşadığı sorunlara değinilmiştir. Yazı serisinin ikinci bölümünde ise, Irak ve Suriye Türkmenlerinin genel olarak yaşadığı sorunlar, Türkiye’nin dış politika söylemleri çerçevesinde ele alınmıştır. Ayrıca Irak Türkmenlerinin, Suriye Türkmenlerine nazaran, çeşitli kamu hizmetlerine neden erişemediği açıklanmıştır. Irak ve Suriye Türkmenleri, Türkiye tarafından verilmiş farklı hukuki statülere sahiptir ve Türk soylu topluluklar arasında kabul edilmemektedir. Bu nedenle, özellikle Irak Türkmenlerinin eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerine erişimi son derece sıkıntılıdır. Ulusal ve uluslararası projelerin ise daha çok Suriyelilerin üzerinde yoğunlaşması, Türkiye’de yaşayan Irak Türkmenlerinin göz ardı edildiğini göstermektedir. II. Türk Soylu Sayılmayan Topluluklar Bu bölümde, hukuki olarak Türk soylu statüsü verilmeyen iki topluluk ele alınmıştır: Irak Türkmenleri ve Suriye Türkmenleri. Ayrıca bu topluluklar nezdinde, Türkiye’nin Irak ve Suriye’de takip ettiği politikanın bazı çelişkilere sahip olduğuna da değinilmiştir. Söz konusu çelişkiler, hem Türkiye’nin uzun soluklu stratejik hedeflerine ulaşmasını hem de Türkmenlerin kendi ülkelerindeki siyasi konumlarını zayıflatmaktadır. i. Irak Türkmenleri Türk soyluluk, yukarıda da dile getirildiği gibi mevzuatlar ve idari işlemler çerçevesinde tanımlanmış bir statüye işaret etmektedir. Ancak Irak ve Suriye Türkmenlerinin hala Türk soylu olarak kabul edilmemesi birtakım sorunları beraberinde getirmektedir. 2011-2022 arasında yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında, Suriye ve Irak’tan Türkiye’ye sığınan/göç eden insanların arasında kesif bir Türkmen kitlesinin varlığından söz edilebilir. Özellikle Irak Türkmenlerine Türk soylu diğer gruplara tanınan hakların verilmemesi, Türkmenlerin Türkiye’deki yaşamlarını zorlaştıran bir etkendir. Öncelikle Türkiye’nin Irak Türkmenlerine neden Türk soylu gruplara tanınan hakları vermediğinin sorgulanması gerekmektedir. Irak’tan Türkiye’ye gelen Türkmenler, genel itibariyle Merkezi Irak Hükümeti’nin korumasından da yoksun kalmış kimselerdir. Uzun bir dönem boyunca Irak’ta birlikte hareket eden Şii ve Sünni Türkmenler, en son 2014 seçimlerinde, Irak Meclisi Türkmen Grup Başkanı ve Irak Türkmen Cephesi (ITC) Kerkük Milletvekili Erşat Salihi’nin gayretleriyle, ortak bir liste oluşturabilmişlerdir. Ancak daha sonra yaşanan siyasi, askeri ve iktisadi gelişmeler Irak’taki Türkmen birliğinin parçalanmasına yol açmıştır. Bu süreçte, özellikle Irak’taki Türk nüfuzunun giderek örselenmesi ve Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin bağımsızlık teşebbüsü bir soruyu akıllara getirmektedir: Türkiye, Irak’taki nüfuzundan ve Türkmen varlığından vazgeçmiş midir? Bu yazı çerçevesinde, şimdilik, Irak Türkmenlerine yönelik bazı genel geçer yorumlara yer verilecektir. Çeşitli kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen projelere bakıldığı zaman, Türkiye’nin aslında Irak’ta yaşamaya devam eden Türklerin hayatlarını kolaylaştırabilmek adına bazı girişimlerde bulunduğu da gözlemlenmektedir. Mesela Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA), tarafından yürütülen bir projede Erbil , Altınköprü’de yaşayan terör mağduru Telafer ve Hawice’den gelen Türkmen kadınlara dikiş makinesi, dikiş setleri ve kumaş gibi temel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik yardımlarda bulunulmuştur. Yine TİKA tarafından yürütülen “Kifri Goncagül Anaokulu Yapımı Eğitim Destek Projesi” çerçevesinde, Kifri’de yaşayan Türkmen çocukların eğitim göreceği modern bir anaokulu inşa edildiği ve 2022’de söz konusu okulu faaliyetlerine başladığı anlaşılmaktadır. TİKA’nın veri tabanında yapılacak bir arama neticesinde, aslında Irak’ta yaşamlarını sürdürmeye devam eden Türkmenlere yönelik birçok projenin hayata geçirildiği görülmektedir. Başka kamu kurumları tarafından da çeşitli projeler sürdürülmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ile işbirliği içerisinde, Irak’ta Türkçe eğitim veren Türkmen okullarında görev yapan öğretmenlerin formasyonlarının geliştirilmesi ve eğitim kalitesinin arttırılması amacıyla 01 Temmuz 2021 tarihinden itibaren “ Irak Türkçe Eğitim ve Öğretmen Gelişim Programı ” başlıklı eğitim projesi gerçekleştirilmiştir. Tüm bu projeler birlikte değerlendirildiği vakit, Türkiye’nin Irak’ta yaşamaya devam eden Türkmenlerden tamamen vazgeçtiğini iddia etmek, eksik bir değerlendirme olur. Ancak Türkiye’nin Irak Türkmenlerine ve Irak’taki nüfuz alanına dair belirgin bir politikası bulunmamaktadır. Üstelik Türkiye, Irak’taki Türkmenler söz konusu olduğunda yapıcı bir tutum sergilemekten de uzaktır. Irak Türkmenleri, 2010’lu yılların ortasına kadar mezhep kavgalarından uzak bir şekilde, sadece Türklük etrafından kenetlenmeyi başarmış bir topluluktu. Ancak Irak’ta özellikle Şiilerin dini lideri Ayetullah Ali Sistani’nin ve İran’ın artan etkisi, IŞİD ve Haşdi Şabi gibi yapıların toplumları kutuplaştırması, toplumsal vaatlerin farklı bir mahiyet alması vs. Türkmenlerin bölünmesine yol açmıştır. Mesela IŞİD’e destek veren ve hatta komuta kademelerinde yükselen Iraklı Sünni Türkmenler, Türkmen topluluğunun bölünmesine zemin hazırlayan sebepler arasında yer almaktadır. Ancak Iraklı Şii Türkmenler, IŞİD’den zarar görenler arasında Sünni Türkmenlerin de bulunduğunu oldukça iyi bilmektedir. Ancak bazı Türkmenler, IŞİD’in özellikle Kerkük’e bağlı Taze Hurmati, Beşir Köyü, Dakuk gibi Şii Türkmenlerin yoğun yaşadığı bölgelere saldırdığını dile getirmiştir. Üstelik bu suçları işleyen veya ortak olan birçok kimse ya Suriye’ye ya da Türkiye’ye kaçmış vaziyettedir. Türkiye, düzensiz göç ile ülkeye gelen birçok teröristi en basit deyimiyle görmezden gelmiştir. Hatta birçok IŞİD militanına Türkiye tarafından oturum izni, kimlik veya pasaport verildiği uzun zamandır iddia edilmektedir. Mesela IŞİD tarafından kaçırılan Türkmenleri arayan bir kişi “ Mesela, Telafer’de bir aile var. Ailenin oğlu 5 yaşlarındayken IŞİD tarafından kaçırılıyor. Kaçıran kişinin adı belli, Irak Dışişleri tarafından Türkiye’ye bildirildi. Çocuğu kaçıran kişi IŞİD’in üst düzey isimlerinden ve çocukla birlikte Türkiye’de. Aile çocuğunu istiyor ama geri alamıyor çünkü kaçıran kişi benim çocuğum diyor. ” sözlerini aktarmıştır. Türkiye, bu noktada, Iraklı Türkmenlere sahip çıkmaktansa olayın üzerini kapatmayı tercih etmektedir. Tıpkı düzensiz göçmen ve yasadışı sığınmacı mevzularında olduğu gibi, bir olayın görmezden gelindiği vakit çözülebileceğine yönelik inanç, Türkiye’yi çok daha ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. Ancak madalyonun bir de öteki yüzü bulunmaktadır. Iraklı Şii Türkmenlerin Haşdi Şabi içerisinde yer alması, Sünni Türkmenleri oldukça rahatsız etmektedir. Sünni Türkmenler arasında Şii Türkmenlerin özellikle Haşdi Şabi’yi desteklediği yönünde bir görüş yayılmış vaziyettedir. Üstelik 2016 yılında dolaşıma sokulan bazı haberler, Sünni Türkmenlerin Haşdi Şabi’yi ve Şii Türkmenleri daha çok suçlamaya başlamasına da zemin hazırlamıştır. Telafer’in Haşdi Şabi milisleri tarafından kuşatıldığına yönelik iddialar, Türkmenler arasında paniğe sebep olmuştur. Haşdi Şabi içerisinde Türkmenler’den oluşan iki tümen kurulmuş durumdadır. Haşdi Şabi’ye katılan Milliyetçi Türkmen Hak Partisi’nin bünyesindeki Türkmenlerin çoğunun Sünni olduğu ifade edilmiştir. Ancak Irak Türkmenlerinin özellikle IŞİD saldırıları esnasında Türkmenleri yeterince desteklemeyen Türkiye’ye yönelik sitemleri de mevcuttur. Kerkük bölgesinde konuşlanmış olan 16. Türkmen Tugayı komutan yardımcısı Ebu Mustafa İmâmî 16 Ekim 2016 tarihli bir röportajında şöyle diyor: “ Türk Milleti şerefli bir millettir, güzel bir millettir. Biz de Türk Milletinin bir parçasıyız. Biz bununla (Türk Olmakla) iftihar ediyoruz. Ama Hükümet ile (Türkiye Hükümeti) sorunlarımız var. IŞİD 500 bin Türkmen nüfuslu Telafer’e girdiğinde, nice Türkmen köylerini ele geçirdiklerinde bu hükümet (Türkiye Hükümeti) tek bir kınama dahi yayınlamamıştı. Telafer’de katledilenler Türkmen değil miydi? Şimdi biz Kerkük Türkmenleri bir birlik (Haşdi Şabi) kurmuşuz, gelip buna (bize) yardım etmeleri mi gerekir, yoksa karşısında olup Musul’u mu bahane etmeleri gerekir? Artık Türkmen’in bir silahlı gücü var. Bu (kendini korumak) bizim en doğal hakkımız. Biz o dönem (IŞİD tarafından Telafer’de katliam yapılmaya başlandığı dönem) bütün komşularımızdan yardım istedik. Biz kurduğumuz birliğin adını Türkmen koymuşsak, isterdik ki bize ilk sahip çıkan Türkiye olsun, çünkü Türkmenlerin hiçbir gücü yoktu. (Adil, 2016)” Fotoğraf-1: El Kaim Alayı'nın Tazehurmatu'daki birliği. Kaynak: Mahmut Hamsici, “Haşdi Şabi'deki Türkmenler”, BBC Türkçe, 6 Ekim 2017, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41514522 (Erişim Tarihi: 05/05/2023). Erşat Salihi’nin Anadolu Ajansı’na verdiği bir demeç son derece ilgi çekicidir. Salihi, Türkmen köylerinde uygulanan Araplaştırma ve Kürtleştirme politikaları sebebiyle değişen nüfus dağılımına işaret etmiştir. Nüfus yapısının değiştirilmesini müteakiben uygulanmaya başlanan daraltılmış bölge sistemi, Salihi’ye göre Kerkük Türkmenlerinin Meclis’te sandalye kaybetmesinin sorumlusudur. Aynı zamanda Şii ve Sünni Türkmenler arasında bir türlü iş birliğinin tesis edilememesi, Irak’taki Türkmen varlığını tehdit eder bir boyuta gelmiştir. Ayrıca Kuzey Irak Kürt Yönetimi, Haşdi Sabi, IŞİD, İran ve Irak gibi bölgesel aktörler arasında yaşanan çatışmalar, Musul, Kerkük ve Telafer’deki nüfus yapısını önemli ölçüde değiştirmiştir. Özellikle Telafer ve Musul’da yaşayan Sünni Türkmenlerin oldukça önemli bir kısmı Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Türkiye, sessizce bu sürece göz yummaktadır. Türkiye her ne kadar Irak Türkmenleri’nin sorunlarını yakından takip etmeye çalışsa da hem Irak’taki otorite boşluğundan dolayı devlet mekanizmalarının işlememesinden hem de Türkiye’nin kapsamlı bir Türkmen politikası ortaya koyamamasından ötürü somut bir sonuç alınamamaktadır. Irak’ta yaşanan gelişmelere müdahil olmayan Türkiye, özellikle Sünni Türkmenlerin uluslararası koruma statüsü ile Türkiye’de yaşamaya devam etmesini zımnen destekler gibi görünmektedir. İskân Kanunu, Türk soylu olan gruplara Türk vatandaşlığının kapıları açarken, yabancı addedilen gruplara ise vatandaşlığın kapılarını kati olarak kapatmıştır. Bu noktada, Türkiye’nin Irak Türkmenlerini Türk soylu olarak kabul etmemesi, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmış Irak Türkmenlerine vatandaşlık yolunu kapatmış gibi gözükmektedir. Irak Türkmenlerinin çok büyük bir çoğunluğu, Türkiye’den vatandaşlık alamadığı gibi uluslararası geçici koruma statüsü sağlanan ya da insani ikamet iznine sahip yabancılar olarak kabul edilmektedir. İnsani ikamet iznine sahip Türkmenlerin Türkiye’de sadece barınma hakları söz konusudur. Zaten Irak Türkmenlerinin önemli bir kısmının insani ikamet iznine sahip olmaları, onları, Suriyelilerden ayıran en önemli farklardan biridir. Sadece barınma hakkına sahip oldukları için birçok kamu hizmetinin yanı sıra çalışma izninden de istifade edememektedirler. Irak’taki çatışmaların giderek derinleşmesinden dolayı Türkiye’ye sığınan Türkmenlerin geri dönmeleri zorlaşmış ve bundan dolayı Türkiye, Irak Türkmenlerine yönelik göç politikasında değişiklik yaparak 2016 yılının ikinci yarısından itibaren “insani ikamet izni” uygulamasından vazgeçerek YUKK’ün 62. Maddesinde belirtilen “şartlı mülteci” veya 63. Maddesinde belirtilen “ikincil koruma” statülerinden birinin verilmesi için Türkiye’ye sığınan Türkmenlerine “Uluslararası Koruma Başvuru” sahibi statüsünü vermeye başlamıştır. Türkiye’de bulunan Irak Türkmenleri uluslararası koruma başvurusu yapmış kişi statüsündedirler. Bu durumda, bu statüye sahip olup Irak’a giden bir Türkmen’in Türkiye’ye 5 yıl boyunca girmesi mümkün olmamaktadır. Türkiye’nin bu konuda bazı önemler alması gerektiği düşünülmektedir. Irak Türkmenleri, çalışma hayatında da bir önceliğe sahip değillerdir. Çünkü 2527 sayılı kanun ile çalışma hakkının kullanılmasında Türk soylulara önemli bir istisna sağlanmıştır. Velhasıl Irak Türkmenlerinin hem Türk soylu sayılmaması hem de Türk soylu grupların bile Türkiye’ye girdikten sonra soylarının ispatında ciddi engellerle karşılaşmaları, çalışma iznine yönelik herhangi bir muafiyetlerinin bulunmadığı anlamına gelmektedir. Genel itibariyle Irak Türkmenlerinin sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişebilmesi de son derece zordur. Irak Türkmenlerinden çalışma izni ile çalışma iznine katılanlar bile Türk işverenler tarafından istihdam edilmemektedir. Yapılan bir araştırmada çalışma izniyle istihdam edilen Türkmenlerin UNICEF’e bağlı olarak Suriyeli öğrencilerin eğitim gördüğü geçici eğitim merkezinde çalıştıkları tespit edilmiştir. Bu durum, Türk işverenlerinin Türkmenleri ucuz ve sömürülecek bir iş gücü şeklinde değerlendirdiklerini de göstermektedir. 2015 tarihinde TRT tarafından yapılan bir haberde, Ankara’da yaşamaya başlayan çoğu Türkmen’in çalışma izni talebinde bulunduğu belirtilmiştir. Irak Türkmenlerinin Türkiye’deki sığınmacılara yönelik projelerden ne kadar yararlandığını tespit edebilecek bir mekanizma maalesef bulunmamaktadır. Ancak Irak Türkmenlerini Suriyeliler kadar kamuoyunun ve AB’ni ilgisini çekmediği aşikardır. Literatür taramasında Adıyaman civarında oturan bazı Irak Türkmenlerinin Sosyal Yardım Uyum Programı kapsamında kira yardımı aldığı tespit edilmiştir. Ancak özellikle büyükşehirlere yerleşen Irak Türkmenleri söz konusu olduğunda Sosyal Yardım Uyum Programı’ndan ziyade Irak Türkmenleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin yardımlarıyla kira giderlerini karşıladıkları görülmektedir. Birçok ulusal ve uluslararası proje, Suriyelilere yönelik düzenlenmiştir. Suriyelilerin farklı bir hukuki statüye sahip olmaları (geçici koruma statüsü) kamu hizmetlerinden faydalanmalarını ve yardım almalarını kolaylaştırmaktadır. Irak Türkmenlerine dair çeşitli vakıf ve derneklerde yapılan bir tarama neticesinde sadece 2021’de Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından Türkmenlere yapılan yardımlar bahsedildiği görülmektedir. Yani Türkiye’nin Irak’tan gelen Türkmenlere yönelik sistematik bir yardım politikası yoktur ve sorunların çözümü konusunda herhangi bir adım atılmamaktadır. Irak Türkmenlerinin çok büyük bir çoğunluğu Türkiye’de kalmak isteyen, Türkiye’yi anavatanları olarak gören, Türk milletini seven insanlardır. Irak Türkmenleri arasında yapılan bir araştırmada katılımcıların büyük bir kısmı Avrupa’ya gitmektense Türkiye’de kalmak istediklerini belirterek katılımcıların Türkiye’ye yönelik kişisel düşünceleri aşağıda sıralanmaktadır: “…Hayır düşünmüyorum. Burada bizim dilimiz var. Halk iyi bize, devlet iyi bize o yüzden düşünmüyorum…” “…Kardeş vatanım varken, kıyamette kopsa Avrupa’ya gitmem…” “…Biz Müslümanız, Müslüman Müslümanla yaraşır. Türkmen, Türkmen’le yaraşır. Avrupa, Müslüman ve Türk olmadığı için gitmem…” Bir başka Iraklı Türkmen kadın ise Türkiye’ye neden geldiklerini aşağıdaki sözlerle ifade etmiştir:” Ortak kültürümüz var. Kendimizi burada yabancı hissetmedik, dilimiz filan ortak. Hem de bütün Türkmenler buraya geldi diye. Buraya gelmeden önce canımızı kurtarmak için geldik, Türkiye bizi kabul eder dedik. Türk devleti bütün Türkmen cemaati gelsin buraya, kapı açık hepsine demişti. Biz de onun için geldik (Kadın Katılımcı 13, 36 Yaş, İlkokul Mezunu).” ….. Türkiye’deki Türkmenlere 2014-2016 arasında verilen insani ikamet izninin yerini 2017’den itibaren uluslararası koruma statüsüne bırakması, aslında Türkiye’nin de Iraklı Türkmenlerin Irak’a geri dönemeyeceklerini zımnen kabullendiğini göstermektedir. Ayrıca Irak Türkmenleri arasında Türkiye’nin Irak Türkmenlerine bütün kapıları açtığına dair birtakım rivayetler dolaşmaktadır. Eğer Türkiye, Iraklı Türkmenlerin dönemeyeceğini zımnen kabullendiyse bu kabullenme bazı sorumlulukları beraberinde getirmektedir. İnsani İkamet İzni statüsünde bulunanların, halen uluslararası koruma başvuru sahibi statüsüne geçmemesinin nedeni, bu statüye geçmeleri halinde başka bir ile sevk edileceklerine dair besledikleri korkudur. Öncelikle insani ikamet izni verilen Türkmenlerin Türkiye’deki bazı hizmetlere erişebilmeleri için uluslararası koruma statüsü verilmelidir. Daha sonrasında ise Türkiye’nin hızlı bir şekilde Türkmenlere Türk soylu statüsünün verilmesi elzemdir. Türkiye’nin genel itibariyle Irak üzerindeki nüfuzu, Irak’taki ve Türkiye’deki Türkmenlere yönelik hangi adımları atması gerektiği, Musul ve Kerkük hakkındaki tarihi iddialarına dair genel bir politika değerlendirmesi/önerisi ise yazı serisinin üçüncü bölümünde yapılacaktır. Türkiye’nin Irak Türkmenleri ile ilgili bir başka ihtimal akla getirilebilir mi? Türkiye’nin, belki de Irak’taki Türk nüfuzunun zedelenmesini veya azalmasını istemediği için Türkmenlere “Türk soylu” statüsünü vermediği veya Türkiye’deki ikametlerinin temelli bir hale gelmesini engellemek adına böyle bir tutum benimsediği düşünülebilir. Eğer Türkiye’nin gerçek isteği Irak’taki Türkmen varlığını veya Türk nüfuzunu korumaksa, öncelikle belirtmek istediğimiz husus Türkiye’nin Irak’taki müttefiklerini seçerken çok daha dikkatli hareket etmesi gerektiğidir. Hem Barzani aşireti ile işbirliği yapıp hem Barzanileri yeri geldiğinde Türkiye’nin iç işlerine angaje edip hem de Irak’taki Türkmen varlığının korunduğu konusunda ısrar etmek hiç mantıklı değildir. Türkmenler arasında dile getirilen bir başka rivayet, Bölgesel Kürt Yönetimi’nin tarihi Türkmen yerleşimleri üzerinde yoğun bir tahakküm kurduğunu göstermektedir. Türkiye’nin asıl niyeti Irak’taki Türkmen varlığını ve Türk nüfuzunu korumaksa, bu öncelik ısrarlı bir şekilde dile getirilmelidir. Kısa, orta ve uzun vadede alınacak her tedbir Türk ve Irak kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Ancak Türkiye’nin özellikle Barzani ailesi ve tarihi Türkmen bölgelerindeki demografik yapının değişmesi karşısında sessiz kalması, birçok kişinin aklında soru işaretlerinin belirmesine zemin hazırlamıştır. 2014-2016 döneminde, Türkiye’nin Türkmenlerin Irak’taki varlığını muhafaza etmektense kapıları sessiz sedasız Türkmenlere açması, akıllardaki şüpheleri güçlendirmiştir. Üstelik başta Ankara olmak üzere birçok ilde yaşayan Irak Türkmenlerinin ülkelerine dönebilmeleri adına herhangi bir çabanın gösterilmediğini de ilave etmek gerekir. ii. Suriye Türkmenleri Suriye Türkmenleri söz konusu olduğu vakit, Türkiye’nin belirgin bir politikasının bulunduğundan bahsetmek pek mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin Suriye’de çatışmaların patlak verdiği 2011 yılından itibaren konjonktüre göre sürekli değişen politikaları Suriye Türkmenlerini de derinden etkilemiştir. Türkiye, genel itibariyle Suriye Türkmenlerine yönelik maddi destekten söz etse de Türkiye’nin Suriye’deki özellikle ihvancı muhalifleri daha yoğun bir şekilde desteklemesi soru işaretlerini beraberinde getirmektedir. Nitekim Suriyeli Türkmenlerin liderlerinden Yusuf Baldır ile yapılan bir röportajda Baldır şu cümleleri sarf etmiştir: “Rejime karşı savaşan direnişçilerin arasına esas fitneyi sokan İhvan. Suriye’nin yarısı gitse, Türkmenlerin hepsi ölse umurlarında değil, yeter ki onlar başta olsunlar. Silahlar hep onlara yakın olan Ahrar Aş Şam’a gidiyor. Dört aydan beri bize bir tek mermi verilmedi.” Suriye Türkmenleri, ise Irak’taki soydaşlarına göre, biraz daha farklı bir görünüm arz etmektedir. Öncelikle, Suriye Türkmenleri tıpkı diğer Suriyeliler gibi “geçici koruma statüsü altındaki” bireylerdir. Geçici koruma altında bulunmaları ise Suriyeli Türkmenlerin en azından eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlere erişebilmelerini bir nebze kolaylaştırmaktadır. Irak Türkmenlerinin aksine, Suriye Türkmenlerini önemli bir kısmı Araplaşmıştır. Suriye Türkmenlerinin önemli bir kısmının anadili Arapça’dır. Bu durum, Irak Türkmenlerine kıyasla, Türkiye’deki uyum süreçlerinin zorlaşmasına neden olmaktadır. Ayrıca Suriye Türkmenlerinin Türkçe okuma-yazma konusunda oldukça zayıf olduğu da söylenebilir. Son olarak Türkiye’nin Suriye Türkmenleri hususunda tutarlı bir politikası bulunmamaktadır. Türkiye’nin Suriye Türkmenlerine sağlayabildiği imkanlar ya da Türkiye’de yaşayan Suriye Türkmenlerinin durumu, yaşadıkları zorluklar vs. birbirleriyle oldukça bağlantılı konulardır. Suriye Türkmenleri, Suriye’deki karışıklıkların arttığı dönemden beri Türkiye’nin onları yalnız bıraktığını düşünmektedir. 2014 yılında Suriyeli bir Türkmen Oda TV’ye şunları söylemiştir: “… Koskoca Türk devleti. Biz dedik; sırtımızı dağa dayadık, güvendiğimiz dağa kar yağdı. Bizi şimdi kesiyorlar, asıyorlar. Rızkımız gidiyor. Namusumuz gidiyor. Namusumuzu Türkiye’ye kaçırdık; kaçıramadığımızı el altında sakladık. Türk devleti de yalnızca dinleyip seyirci oluyor. Bize yazık; ilkin Müslüman’ız, sonra kardeşiz. Önce bağlayıp salla, sonra ipi kes; insanlık mı bu?” Biz de Türk’üz. Türkmenliği bıraktık, itseler de kaksalar da bundan vazgeçmeyeceğiz. Yeter artık hayatımız cehennem oldu. Beşar’a da diyeceğiz “biz Türk’üz” dünyaya da diyeceğiz “biz Türk’üz”. Kestiklerini kessinler, kalanlar biraz hava alsın… Nedir bu; ne yapsak kurtulamıyoruz. Recep Bey merhametli adam, Gazze’ye neler yaptı. Yardım gönderdi. Bize de vaatler verdi. Şimdi gelip halimizi görmeli. Öldük bittik biz …” Eylül 2013’te Türkmen subaylardan biri durumu “ Bize yardım eden ülkelere ve başta Türkiye’ye teşekkür ediyoruz. Ancak yardımlar yeterli değil. Birçok devlet yardım sözü verdi. Özellikle ağır silahlar vereceklerini söylüyorlar ama vermediler. Verilen hiçbir söz tutulmadı. Uluslararası toplum bizi öksüz bıraktı. Artık yeter, bir an önce yardım etsinler! ” şeklinde yakınarak özetlemişti. Ankara’ya yerleşen Suriye Türkmenleri arasında bir araştırmaya göre, Suriyeli Türkmenler genel olarak çok zor durumda kaldıkları için göç ettiklerini vurgulamıştır. Savaşın içinde uzun süre dayanmaya çalışan fakat göç etmek zorunda bırakıldıklarını ifade eden katılımcılar zorunluluklarını şu şekilde aktarmışlardır; “ Ben Halep’te tam 2 sene bu savaşın içinde kaldım. İŞİD gelene kadar. İŞİD gelince yaşadığımız bölgeden Halep’e girdi ama oradaki halk Halep’ten çabuk çıkardı. Sonra insanların evlerini yıkmaya başladılar, kızlarını kaçırmaya başladılar. Senin elinde iki kızın varsa bu kızını niye evlendirmiyorsun diye baskı yapmaya başladılar. İŞİD’lilerle evlendirmeye zorluyorlar. Alıyorlar evleniyorlar sonra kızın kocası ölünce başka İŞID’liyle nikahlıyorlar. Biz aynı zamanda muhaliflere yardım ediyorduk bizim idam kararımız çıktı ve kaçmak zorunda kaldık. Gece yarısı köyümüze kaçtık fakat oradan da Esad güçleri bizim peşimizden gelip öldürmeye kalkınca bir gece hiçbir şeyimiz almadan kaçtık. Yoksa bizim hiç aklımızda yoktu göç etmek .” Araştırma boyunca Suriyeli Türkmenlerin kullandıkları ifadelerden ortaya çıkan genel bir sonuç bulunmaktadır: Genel itibariyle insanlar, yaşamlarını tehdit eden durumların ortaya çıkmasıyla son ana kadar mücadele etseler bile bir süre sonra evlerinden çıkartılmaları, sürülmeleri, ihtiyaçlarını karşılayamamaları gibi birden fazla nedenden dolayı göç etmişlerdir. Suriye Türkmenleri, Türkiye’den vatandaşlık bekleyenler kervanına katılmıştır. Suriye Türkmenlerine Türk soylu statüsü verilmeden vatandaşlık vaatleri verilmeye başlanmıştır. Dışişleri Eski Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Lübnan’da yaşanan patlama nedeniyle Beyrut’ta Türk vatandaşlarının bulunduğu bir mahalleyi 2020’de ziyaret etmiş, burada bir açıklama yaparak, " Cumhurbaşkanımızın bizlere talimatıdır. Ben Türkmen'im diyen kardeşlerimize de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını vereceğiz " ifadelerini kullanmıştır. Çavuşoğlu’nun yukarıdaki sözlerine istinaden Türkiye’ye sığınan birçok Suriyeli Türkmen, haklı olarak, vatandaşlık için ümitlenmiştir. Gaziantep’teki bazı Türkmen dernekleri, Türkiye’deki yaklaşık bir milyon civarındaki Suriyeli Türkmen’in vatandaşlık için beklediğini dile getirmiştir. İçişleri Bakan Yardımcısı İsmail Çataklı tarafından 2022’de verilen bir demeçte ise, yaklaşık olarak 50 bin Suriye Türkmen’ine vatandaşlık verildiği ifade edilmiştir. Peki bu durum Türkiye’nin Suriye politikaları bakımından ne anlama gelmektedir? Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlarının altında yatan sebeplerden birisi PKK/PYD’nin özerk bir idari yapılanmasını engellemek ise diğeri Türkmenler için Suriye’de güvenli bir bölge oluşturabilmekti. Eğer Türkiye Suriye Türkmenlerine yoğun bir şekilde vatandaşlık vermeye başlarsa veya Türk soylu statüsü verirse Suriye’deki operasyonlarının meşru olduğu iddiaları arasında yer alan unsurlardan birisini kaybedecek demektir. Keza Fırat Kalkanı Harekâtı, TSK ile birlikte Sultan Murad, Fatih Sultan Mehmet, Muntasır Billah Tümeni gibi Suriye Türkmenlerinin yoğun bir şekilde yer aldığı ÖSO gruplarının da katılımıyla 24 Ağustos 2016’da başlamış ve gerçekleştirilmiştir. Türkiye’nin özellikle Suriye üzerinde söz sahibi olmasının en kısa yolu Türkmenlerin yoğunlaşacağı ve özerk bir şekilde yaşayabileceği bir bölge oluşturulmasıdır. Fırat Kalkanı Harekâtı ile oluşturulan bölgenin ise bu konuda müthiş bir fırsat sağladığı çeşitli tezlerde ileri sürülmektedir. Şayet Türkiye’nin bu operasyonları düzenlemesinin ardında yatan sebeplerden birisi Türkmenlerin özgürce yaşayabileceği bir bölgenin temin edilebilmesiyse, hızlıca harekete geçilmesi gerektiği düşünülmektedir. Keza Suriye’deki gelişmelerin yakın zamanda hızlanacağına dair bazı emareler ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin Suriye’deki Türkmenleri tek bir çatı altında birleştirmesi gerekmektedir. Suriye’de halk ayaklanmasının başlangıcına kadar herhangi bir siyasi, sosyal ya da kültürel örgütlenmeye sahip olmayan Türkmenler, yeni sürece hazırlıksız ve dağınık yakalanmıştır. Suriye’deki Türkmen hareketi oldukça parçalı bir yapıya sahiptir. Günümüz itibarıyla Türkmenlerin çoğunluk teşkil ettiği ya da liderlik yaptığı askeri muhalif gruplar şunlardır: Sultan Murat Tümeni, El Hamza Tümeni, Muntasır Billah Tümeni, Fatih Sultan Mehmet Tümeni, Abdülhamit Han Tugayı, 2. Sahil Tümeni ve Diriliş Osmanlı Tugayı. Türkmenlerin siyasi örgütlenmelerinde de aynı parçalı yapı görülmektedir. Suriye Türkmenleri tarafından kurulan başlıca siyasi örgütler şu şekilde sıralanabilir: Suriye Türkmen Kitle Partisi, Suriye Demokratik Türkmen Hareketi, Suriye Türkmen Nahda Partisi, Suriye Türkmen Milli Hareket Partisi ve Suriye Türkmen Milli Vefa Partisi. Harita-1: Suriye Türkmenleri’nin Halep İli’nin kuzeyinde çoğunlukta oldukları bölgeler. Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgedeki ulusal ve güvenlik çıkarlarını gözeterek 24 Ağustos 2016’da kuzey Halep’teki Türkmenlerin kaderini etkileyebilecek şekilde Fırat Kalkanı Operasyonu’nu başlatmıştır. (Kaynak: https://stratejikortak.com/2017/01/suriye-turkmenleri.html) Türkmenler, özellikle Esad Rejimi, IŞİD ve YPG/PYD/PKK tarafından hedef alınırken, yukarıda Türkmenler tarafından da dile getirildiği gibi, Türkiye’den bekledikleri yardımı alamamışlardır. 2011-2023 dönemi arasında Türkmenlere yönelen belli başlı saldırılar şu şekilde özetlenebilir: - Humus kırsalında 25 Haziran 2012 tarihinde işlenen Houla katliamı ile 30’u çocuk olmak üzere 92 sivil Türkmen katledilmiştir. - Banyas kırsalı Mitras köyünde, hükümet birlikleri tarafından desteklenen Şebbihalar (Şii milisler) 34’ü çocuk 40’ı kadın olmak üzere 145 sivil Türkmeni 05 Ekim 2013 tarihinde infaz edilmiştir. - Şam kırsalında hükümet birlikleri tarafından desteklenen Şebbihalar, 566 sivil Türkmeni 21 Nisan 2013 tarihinde katletti. - Humus kırsalı Telkelah kasabasında 8’i kadın 3’ü erkek olmak üzere, 11 sivil Türkmen rejim askerleri tarafından 31 Mart 2013 tarihinde köy meydanında öldürülmüştür. - Humus’un El-Zara kasabasında Rejim ve Hizbullah militanları çoğu çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan 150 sivil Türkmen’i 09 Mart 2014 tarihinde katletmiştir. - IŞİD, esir aldığı 23 Türkmen askeri Temmuz 2014’te halkın gözleri önünde öldürmüştür. Yukarıdaki elim vakalar, Türkmenlerin karşılaştığı katliamların küçük bir kısmını oluşturmaktadır. Suriye’deki yeni dönemde, Türkmenlerin kesinlikle söz sahibi olması gerekmektedir. Bu nedenle Suriye’deki kuvvetli bir Türkmen varlığı hem nüfus hem de nüfuz olarak oldukça önemlidir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarını gerçekleştirmesiyle terörden arındırılan bölgeler, Türkmenler adına bir fırsat sunmuş olabilir. Söz konusu bölgelerde mukim yoğun Türkmen nüfusun varlığı da Türkmen siyasetinin önünü açan bir diğer unsur oldu. Eğer Türkiye bu sebeplerle, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Suriyeli Türkmenlere Türk soylu statüsünü vermiyorsa, kamu kurumları ve kuruluşları tarafından bu durumun açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Türkiye’nin Suriye’deki Türk varlığını ve kendi nüfuzunu korumak istemesi kadar doğal bir durum olamaz. Ancak Türkiye’nin yöneticilerinin dikkat etmesi gereken bir durum daha vardır: Suriyeli Türkmenlerin Türkiye’de ikamet ettiği sürenin uzaması, özellikle de genç nesillerin ve çocukların Suriye’ye dönmek istememesini de beraberinde getirebilir. Çünkü genç Türkmenler, artık Suriye’den ziyade, Türkiye’yi vatan bilen insanlar haline gelmişlerdir. Bu nedenle, Suriye’de acilen atılması gereken adımların neler olması gerektiği bir sonraki yazıda ele alınacaktır. Eğer Türkiye, Suriye’deki Türkmen varlığını ve nüfuzunu korumaktan vazgeçtiyse, Türkmenlere Türk soylu statüsü verilmelidir. III. Irak Türkmenleri ve Suriyeliler Arasındaki Temel Farklar-Örnekler Türkiye’ye sığınan Irak Türkmenleri ile Suriyeliler/Suriye Türkmenlerine sağlanan hukuki statüler arasında bazı farklar bulunmaktadır. Hukuki statüler arasındaki bu fark, Irak Türkmenlerinin çalışma izni ile oturum izni alabilmesinin yanı sıra, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanmasını da etkilemektedir. Daha doğru bir deyişle, Türkiye’deki yabancılar arasında, düzensiz göçmenleri bir tarafa bırakacak olursak, en dezavantajlı grup Irak Türkmenleridir. Irak Türkmenlerine verilen uluslararası koruma statüsü ile Suriyelilere/Suriye Türkmenlerine verilen geçici koruma statüsü arasında bazı farklar bulunmaktadır. Ayrıca Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye tarafından düzenlenen projelerin büyük bir kısmı ise daha çok Suriyelilerin kayıtlı istihdamın bir parçası olması, sağlık hizmetlerinden faydalanabilmesi ve eğitim olanaklarına erişebilmesi hususlarına yönelmektedir. Şu gerçeğin ısrarla altı çizilmelidir: Suriyeli Türkmenler, Türkmen veya Türk soylu oldukları için değil, Suriye’deki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığındıkları için bu tarz projelerden ve “geçici sığınma” statüsünün getirdiği bazı imkanlardan faydalanabilmektedir. Ayrıca Suriyelilere yönelik özellikle AB ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından finanse edilen birçok program/proje bulunmaktadır. Irak Türkmenlerine geçici koruma statüsü verilmediği için, hastanede yatılı olarak kalan hastaların ilaç masrafları devlet tarafından karşılanırken, evinde tedavisi devam eden hastaların ilaç masrafları karşılanmamaktadır. Ancak Suriye Türkmenleri veya Suriyeliler söz konusu olduğunda böyle bir ayrım bulunmamaktadır. Suriye’den gelen ve geçici koruma statüsü altında bulunan kişilerin evde tedavi edilmesi durumunda ilaç masrafları da devlet tarafından karşılanmaktadır. Suriyelilerin sağlık hizmetlerine erişebilmeleri için birçok proje hayata geçirilmiştir. Mesela AB tarafından finanse edilen SIHHAT ve SIHHAT-2 projeleri bu minvalde değerlendirilebilir. Her ne kadar SIHHAT-2 ile Türkiye’deki geçici koruma kapsamında Suriyelilerin, göçmenlerin ve ikincil korumaya uygun kişiler de bu projenin kapsamında yer alsa da proje ile daha çok Suriyelilerin sağlık hizmetlerine daha rahat ulaşabilmesi amaçlanmıştır. Suriyelilere yönelik sağlık hizmetleri, 25 Mart 2015 tarihli “Geçici Koruma Altına Alınanlara Verilecek Sağlık Hizmetlerine Dair Esaslara Ait Yönerge” doğrultusunda yürütülmektedir. Bu yönerge çerçevesince Suriyelilere 112 acil sağlık hizmetleri, temel ve koruyucu sağlık hizmetleri ile ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri sunulmaktadır. Türkiye’de kayıt altına alınan ve geçici kimlik numarası verilmiş olan Suriyeliler geçici barınma merkezlerinde ya da geçici barınma merkezleri dışında oluşturulan göçmen sağlığı merkezlerinde acil sağlık, koruyucu ve temel sağlık hizmetleri ile tedavi edici tüm sağlık hizmetlerinden Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında ve ücretsiz olarak faydalanabilmektedir. Elbette Türkiye’deki Suriyeliler ile Irak Türkmenleri karşılaştırıldığı zaman alınması gereken temel tedbir, Iraklı Türkmenlerin de sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırabilecek benzer bir yönergenin yayınlanmasından geçmektedir. Irak Türkmenleri, özellikle sağlık hizmetlerinden faydalanamadıklarından yakınmaktadır. Üstelik Irak Türkmenlerinin sağlık giderlerinin Göç İdaresi Başkanlığı veya Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanması gerekmektedir. Irak Türkmenlerinin eğitim hizmetine ulaşım konusunda yaşadığı sorunlar ise şu şekilde özetlenmiştir: “ Irak Türkmenlerinin eğitimle ilgili sıkıntıları da bulunmaktadır. Türkiye’de okuyan Türkmen öğrenciler derslere misafir öğrenci olarak katılabilmektedirler. Derslere katılıp, sınavları geçseler dahi sınıf atlayamamakta ve en nihayetinde diploma alamamaktadırlar. Üniversite eğitimlerini yarıda bırakmış olan öğrencilerin, Türkiye’de ilgili fakülteye devam hakları bulunmamaktadır. Suriyeliler, düzensiz göçmenler, sığınmacılar ve Türk vatandaşlarını kapsayan projelere bakıldığında, özellikle Suriyelilerin kayıtlı istihdama katılımını arttıran ve topluma uyum sağlama süreçlerini hızlandıran birçok projenin yürütüldüğü görülmektedir. Bu projeler desteklenmelidir ve artarak devam etmelidir. Bu noktadaki asıl sorun, Irak Türkmenlerin isimlerinin birçok projede zikredilmemesidir. Elbette Suriyeliler ve Irak Türkmenleri arasındaki statü farkı da bu durumu pekiştirmektedir. Birçok projenin sadece “geçici koruma” statüsüne sahip toplumlar için yürütüldüğü, projelerin ana metinlerinde yer almaktadır. Türkiye, sadece Suriyelilere “geçici koruma” statüsü verdiği için bu projelerle Suriyelilere ulaşılmak istendiği aşikardır. Suriye Türkmenleri de “geçici koruma” statüsünde olduğu için, Suriye vatandaşlığından kaynaklanmaktadır, Irak Türkmenlerine göre daha avantajlı bir konumda bulunmaktadırlar. Mesela kayıtlı istihdamın Türkiye’ye gelen yabancılar arasında arttırılmasına yönelik projelere bakıldığında önemli bir kısmının sadece “geçici statü” verilmiş toplumlara, Suriyelilere, vakfedildiği görülmektedir. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHRC) ve AB tarafından yürütülen projeler genelde Suriyeler üzerine odaklanmıştır. Türkiye’nin uluslararası kuruluşlarla işbirliği yaparak, bu tarz projelerin Irak Türkmenlerini kapsayacak şekilde genişletilmesini teşvik etmesi gerekmektedir. Irak Türkmenlerine yönelik düzenlenen projelere yönelik bir arama yapıldığında, Türkmenlerin Türkiye’deki hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik projelerin daha sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Hatta yapılacak basit bir araştırma, Irak Türkmenlerinin Türkiye’deki yaşamlarını kolaylaştırmaya dair neredeyse hiçbir projenin kamu kurumları, sivil toplum örgütleri ya da Avrupa Birliği tarafından doğrudan hayat geçirilmediği görülmektedir. Mesela GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın kurumsal internet sitesinde yapılan bir araştırma neticesinde, geçici koruma altındaki Suriyelilere yönelik birçok projenin hayata geçirildiği görülmektedir. Kamu kurum ve kuruluşlarının Türkiye’de yaşamlarını sürdüren Irak Türkmenleri konusunda neden herhangi bir adım atmadıkları bir soru işaretidir. Türkiye’de yaşayan Iraklı Türkmenler, neredeyse varlıkları inkâr edilen bir topluluk haline gelmiştir. Bu noktada sorulması gereken bir soru bulunmaktadır? Türkiye, Suriye ve Irak Türkmenlerine neden Türk soylu statüsü verilmemektedir? Irak Türkmenlerinin uluslararası koruma statüsü yüzünden yaşadığı zorluklar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin komisyon raporlarına kadar girmişken ne beklenmektedir? Bu noktada belki de Türkiye’nin bazı tereddütlerinin bulunduğu söylenebilir. Türkmenlere Türk soylu statüsü verilirse, Türkmenlerin bir daha Irak veya Suriye’ye dönmeyeceği/dönemeyeceği ihtimalini de değerlendirmek gerekmektedir. Ancak bu ihtimalin değerlendirilmesi noktasında da söz dönüp dolaşıp Türkiye’nin uygulamalarındaki muğlaklığa veya belirsiz uzun süreli önceliklerine gelmektedir. Daha birkaç yıl önce “Katil Esed” diye adlandırılan bir siyasi lider ile ilişkilerin normalleştirilebilmesi adına siyasi manevralar yapılmaktadır. Türkiye’nin ihvancı tüm reflekslerini geride bırakarak, Suriye ve Irak üzerindeki nüfuzunu ve iddialarını Türklük üzerinden sürdürmesi gerekmektedir. Türkmenlere Türk soylu statüsü verilirken, aynı zamanda Irak ve Suriye’ye dönmelerini sağlayabilecek adımlar atılabilir. Türkiye’nin Irak ve Suriye hükümetleri ile birlikte atacağı adımlarla, Irak ve Suriye vatandaşları olan ve ülkelerine dönmek isteyen Türkmenlere yönelik bazı vergi muafiyetleri, üretim teşvikleri, ücretsiz konuk teslimi vb. kolaylıklar sağlanabilir. Başka bir ihtimal ise Türkmenlere en azından geçici bir süreliğine mesela 3 veya 5 yıllık sürelerle Türk soylu statüsü ya da mağduriyetlerini giderecek özel bir statü verilir ve temel hizmetlere erişmeleri kolaylaştırılır. Bölgede istikrarın sağlanması üzerine ise Türkiye’nin garantörlüğü kapsamında dönüşleri teşvik edecek önlemler alınabilir. Bu sayede hem Türkmenlerin yaşamı kolaylaşır hem de bölgedeki Türk nüfuzunun devam ettirilmesi güvence altına alınır. Ancak öncelikle yapılması gereken şey, Türkiye’nin bu konu hakkında hareket geçmesidir. IV. Sonuç Yazı serisinin ilk bölümünde de belirtildiği üzere, Türkiye 2010’lu yıllara kadar Rumeli Türkleri’nin göçünü desteklemiştir. Ancak Suriye ve Irak Türkmenleri söz konusu olduğunda Türkmenlerin söz konusu ülkelerde yaşamaya devam etmeleri, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarının ve tarihi iddialarının korunabilmesi bakımından oldukça elzemdir. Nitekim Türkmenler, Irak ve Suriye’de neredeyse 1000 yıldan uzun süredir yaşayan bir topluluktur. 1921’de yürürlüğe giren Irak Anayasası Arapça, Türkçe ve Kürtçe dillerinde kaleme alınmış bir metin idi. O günlerden bugünlere nasıl gelindiğini, Türkmenlerin Irak’ta neden yok sayıldığını tekrar tekrar düşünmek gerekmektedir. Türkiye’nin öncelikle atması gereken adım, Irak’taki Türkmen varlığını 2014 yılındaki haliyle koruyabilmekti. Ancak Türkiye IŞİD’in saldırıları karşısında, tıpkı Türkmenlerin sitem ettiği gibi, sessiz kalmayı tercih etmiştir. Irak’ta yaklaşık 15 yıldır süre giden çatışmalarda Türkiye, üç maymunu oynamayı tercih etmiştir. Irak’taki Türkmen varlığını koruyamayan Türkiye, üstelik Türkmenlerin kendi aralarında mezhepten kaynaklanan ayrılık tohumlarının ekilmesine de göz yummuştur. Bu noktada Erşat Salihi’nin de neden görevini bıraktığı da soru işaretleri uyandırmıştır. Sinan Oğan ise Salihi’nin istifasını şu sözlerle değerlendirmiştir: “ Önceki dönemlerde hükümet 'Barzani'yle beraber hareket edin' 'Barzani'nin listelerinden seçime girin' baskısı yapıyordu. Erşat Salihi bunlara hep direndi. IKBY'nin bağımsızlık referandumundan önce 'Türkmenler bağımsız hareket etmesin, Barzani'yle hareket etsin' diye çok baskı yapıldı. Erşat başkan bunlara hep direndi. Erşat Salihi'den kim rahatsız? İran'la, Barzani rahatsız... Ve oradaki diğer yerel Türkmen partileri kışkırtılarak Türkiye'ye sürekli şikâyette bulunduruldular. Yıpratma politikasına giriştiler ve Türkiye buna boyun eğdi. Ve orada Türk Milliyetçisi Erşat Salihi'nin yerine görüş olarak siyasal İslam'a daha yakın Başkan Yardımcısı Hasan Turan göreve getirilecek gördüğüm kadarıyla. Erşat Salihi'nin en önemli özelliği oradaki Türkmen- Türk varlığının simgesi olmasaydı. Yani Kırım davasında Mustafa Cemiloğlu neyse Türkmen davasında da Erşat Salihi odur. O sebeple bu karar oradaki Türkmen ve Türk varlığı için Türk milliyetçiliği için büyük bir darbe olmuştur .” Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki, Erşat Salihi ile ilgili öne sürülen birçok iddia da bulunmaktadır. Erşat Salihi’den ziyade özellikle Salihi’nin çevresinde bulunan kimselerin yaptıkları bazı açıklamalar ve takındığı tutum kamuoyu tarafından hoş karşılanmamıştır. Ancak bu iddialara karşın, Sinan Oğan’ın yukarıdaki ifadeleri hala geçerliliğini korumaktadır. Türkmen Cephesi’nin üzerindeki her türlü şüphenin kaldırılabilmesi adına hem Erşat Salihi ile ilgili hem de Sinan Oğan’ın belirttiği iddiaların üzerine gidilmesi gerektiği düşünülmektedir. Türkiye, Irak’taki siyasal İslamcı çevrelerle ve Barzani ile birlikte hareket etme kararını aldıysa, en azından Türk milliyetçiliği adına hareket edildiği izlenimi bir kenara bırakılmalıdır. Şu bir gerçektir ki Barzani ailesi, özellikle Erdoğan iktidarını en çok destekleyen bölgesel güçlerin de başında gelmektedir. Türkmenlerin Irak’taki varlığı ve Türkiye’nin nüfuz iddiaları ise Erdoğan’ın siyasi ikbalinden katbekat daha önemlidir. Türkiye’nin uzun süreli stratejik çıkarları, kurucu ilkelerden biri olan milliyetçilik etrafında şekillenmiyorsa bu durumun açıkça kabullenmesi gerekir. Birçok kamu kuruluşu tarafından Türkmenlerin Irak’taki varlığının kuvvetlendirilmesine yönelik yapılan projeler ise Türkiye’nin Türkmenleri tamamen unutmadığının bir göstergesidir. Ancak özellikle Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Irak Türkmenlerinin göz ardı edilmesi, iki sonucu beraberinde getirmektedir: İlk olarak, Türkiye’ye yerleşen Irak Türkmenleri’nin kendi ülkelerine dönemeyeceği kabul edilmiştir. Irak’ta yaşayan Türkmenlerin varlığının muhafaza edilmesi hala önemlidir. Ancak Türkiye Irak’taki Türkmenleri, milliyetçilik etrafında değil, siyasal İslamcı politikalar çerçevesinde dizayn etmek istemektedir. Ayrıca Türkiye, sadece kendisine yakın gördüğü Türkmen gruplarını desteklemekte diğer Türkmen hareketlerini görmezden gelmeye devam etmektedir. Ayrıca IŞİD gibi siyasal İslamcı terör örgütleri karşısında Türkmenleri korumayan bir anavatan olarak, Türkmenlerin de güvenini kaybetmeye başlamıştır. İkincisi, Türkiye’nin Irak üzerinde Lozan Barış Antlaşması’ndan beri süregelen nüfuzu, Türkmenlerin sayısal olarak azalması ve farklı hiziplere bölünmesiyle ortadan kalkmıştır. Artık Türkiye’nin Irak’taki en yakın müttefiki Türkmenler değil Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’dir. Suriye Türkmenleri konusuna gelince, Türkiye bu konuda da ikircikli bir tutum takınmaktadır. Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzunu ve Türkmen varlığını korumaya yönelik atması gereken adımlar, üçüncü yazıda ele alınacaktır. Ancak Türkiye’nin Suriye’de takip ettiği dış politikanın hızlıca İhvancı bir çizgiden uzaklaşarak daha gerçekçi ve milliyetçi temellere oturtulması gerektiği düşünülmektedir. Türkiye’nin yöneticilerinin dillerine pelesenk olmuş milliyetçilik, sadece hamasi söylemlerin bir parçası haline getirilmiş bir kavramdır. Türkiye ne kendi çıkarlarını ne de Suriye Türkmenlerinin varlığını muhafaza edebilmektedir. Eğer Türkiye, Suriye Türkmenlerinin yüz yıllarca yaşadığı bölgelere dönmesini sağlayamayacaksa, Türk soylu statüsünü Türkmenlere de tanımayı büyük bir ciddiyetle ele almak zorundadır. Bu yazıda ifade edilen görüşler yalnızca yazara aittir; KAPDEM’in kurumsal duruşunu, editoryal görüşünü ve/veya politik tutumunu yansıtmayabilir. KAPDEM, yayınladığı içerikler aracılığıyla farklı perspektiflerin ifade edilmesini teşvik eder, ancak bu içeriklerde kullanılan bilgi ve üretilerin fikirlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. The views expressed in this article are solely those of the author and may not reflect the institutional stance, editorial perspective, and/or policy orientation of KAPDEM. While KAPDEM encourages the articulation of diverse perspectives through its published content, it bears no responsibility for the information and intellectual output presented therein; all responsibility lies with the respective authors. Kaynakça 5543 sayılı İskân Kanunu, 26/09/2006 tarih ve 26301 sayılı Resmî Gazete, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/09/20060926-1.htm. Anadolu Ajansı, “Suriyeli Sığınmacılar İçin Sıhhat Projesi”, 16 Ağustos 2017, https://www.aa.com.tr/tr/yasam/suriyeli-siginmacilar-icin-sihhat-projesi-/885676. Aziz Küçük, Türkiye’de Göç ve Sağlık Politikaları Analizi: “Sıhhat Projesi” Örneği, Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, Y. 20, S. 47, 2020, s. 473-496. Birgün, “The Guardian, Türkiye'deki sahte pasaport şebekesini yazdı: Müşteriler IŞİD üyeleri”, 31 Ocak 2022, https://www.birgun.net/haber/the-guardian-turkiye-deki-sahte-pasaport-sebekesini-yazdi-musteriler-isid-uyeleri-375373. Can Acun, Kutluhan Görücü, Suriye Krizinde Göz Ardı Edilen Aktör: Türkmenler, SETA Perspektif, S. 224, 2018, https://setav.org/assets/uploads/2019/01/224.Perspektif-Suriye-Tu%CC%88rkmenleri.pdf Can Hasasu, “Şii ve Sünni Türkmenler tek liste”, Aljazeera Türk, 22 Nisan 2014, https://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/sii-ve-sunni-turkmenler-tek-liste. Celalettin Yavuz, Suriye İç Savaşında Sıkışan Suriye Türkmenleri, Devlet, 01 Ocak 2014, http://devlet.com.tr/makaleler/y3-SURIYE_IC_SAVASINDA_SIKISAN_SURIYE_TURKMENLERI.html. Duygu Şerife Yıldırım, Suriye’den Türkiye’ye Göç Etmiş Türkmenler Üzerine Bir Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Anabilim, Ankara, 2017. Göç ve Uyum Raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Mülteci Hakları Alt Komisyonu, Ankara, 2018https://asylumineurope.org/wp-content/uploads/2018/04/resources_goc_ve_uyum_raporu.pdf Halil Ülker, Türk Dış Politikasında Mezhepçilik Ve Haşdi Şabi Örneği, Uluslararası Beşerî Bilimler ve Eğitim Dergisi – 2019, s. 293-309. Hediye Levent,” Irak'ın kimsesizleri: Şii Türkmen kadınlar, kayıp erkekler, öksüz çocuklar”, Kısa Dalga, 8 Ocak 2023, https://kisadalga.net/haber/detay/irakin-kimsesizleri-sii-turkmen-kadinlar-kayip-erkekler-oksuz-cocuklar_52208. Hikmet Durgun, 'Haşdi Şabi, Türkmen şehri Telafer'i kuşattı' iddiası”, Sputnik, 18 Kasım 2016, https://sputniknews.com.tr/20161118/hasdi-sabi-telafer-kusatti-iddiasi-1025882790.html. Kutluhan Görücü, Suriye Savaşı Boyunca Suriye Türkmenleri (2011 -2021), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kocaeli, 2022. Kutluhan Görücü, Suriye’de Yeni Anayasa Süreci ve Türkmenler, SETA, 7 Ekim 2019, https://www.setav.org/suriyede-yeni-anayasa-sureci-ve-turkmenler/. Mahmut Hamsici, “Haşdi Şabi'deki Türkmenler”, BBC Türkçe, 6 Ekim 2017, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41514522. Milliyet, Suriye'de Türkmenlere skandal sözler, 24 Kasım 2013, https://www.milliyet.com.tr/gundem/suriyede-turkmenlere-skandal-sozler-1797458 Mohammed Tahsin Gökkaya, “Irak Türkmenleri Ne Durumda?”, Fikir Turu, 3 Nisan 2023, https://fikirturu.com/insan/irak-turkmenleri-ne-durumda/ Nazlı Yüzbaşıoğlu, “Türkiye'nin 2021 diplomasi ajandasının ana başlığı 'Girişimci ve İnsani Dış Politika”, Anadolu Ajansı , 28 Kasım 2020, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turkiyenin-2021-diplomasi-ajandasinin-ana-basligi-girisimci-ve-insani-dis-politika/2058724 . Necmettin Beyaz, Türkiye’ye Sığınanı Irak Türkmenlerinin Sosyal Hayata Uyumlarının İncelenmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Gaziantep, 2019. Oda TV, “23 Türk’ü Kurşuna Dizdiler”, 27 Temmuz 2014, https://www.odatv4.com/guncel/23-turku-kursuna-dizdiler--2707141200-62312. Oda TV,” Erşat Salihi Dosyası”, 30 Mart 2021, https://www.odatv4.com/guncel/odatvden-ersat-salihi-dosyasi-bahceli-neden-sessiz--30032159-204681 Oda TV, “Suriye’deki Türkmenlerin Türkiye’ye isyanı”, 4 Temmuz 2014, https://www.odatv4.com/analiz/suriyedeki-turkmenlerin-turkiyeye-isyani-0407141200-61263. Orhan Erkılıç, “Türkiye’deki Suriyeli Türkmenler de Vatandaşlık İstiyor”, VOA, 9 Ağustos 2020, https://www.voaturkce.com/a/turkiyedeki-suriyeli-turkmenler-de-vatandaslik-istiyor/5536622.html. Rahime Mercan Sarı, Irak’tan Türkiye’ye Göç Etmek Zorunda Kalan Türkmenler Üzerine Bir Araştırma: Ankara Örneği, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Ankara, 2018. Sabah, “Son dakika! İsmail Çataklı açıkladı: Türk vatandaşı yapılan 200 bin 950 Suriyelinin 47 bini Türkmen, 07 Mayıs 2022, https://www.sabah.com.tr/gundem/2022/05/07/son-dakika-ismail-catakli-acikladi-turk-vatandasi-yapilan-200-bin-950-suriyelinin-47-bini-turkmen. Sefa Şahin, “Türkiye, Kırım Tatar Türklerine Süresiz Oturum İzni Vermeye Başladı”, Anadolu Ajansı, 11 Ağustos 2022, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/turkiye-kirim-tatar-turklerine-suresiz-ikamet-izni-vermeye-basladi/2658802. Star, ''Yok etme politikasına sürdürürlerse Türkiye'nin kapısını çalmaya devam edeceğiz'', 9 Aralık 2022, https://www.star.com.tr/politika/yok-etme-politikasina-surdururlerse-turkiyenin-kapisini-calmaya-devam-edecegiz-haber-1753793/. Tarık Sulocevizci, Suriye Türkmenlerinin Rejim ve Muhalefet ile İlişkileri (1918 – 2017), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul, 2017. TİKA, “Kifri’deki İlk Türkmen Anaokulu TİKA Tarafından İnşa Edilerek Eğitim Öğretim Faaliyetlerine Başladı”, https://www.tika.gov.tr/tr/haber/kifri%27deki_ilk_turkmen_anaokulu_tika_tarafindan_insa_edilerek_egitim_ogretim_faaliyetlerine_basladi-66647 TİKA, “TİKA’dan Terör Mağduru Iraklı Türkmen Kadınlara Destek”, https://www.tika.gov.tr/tr/haber/tika_dan_teror_magduru_irakli_turkmen_kadinlara_destek-19769. TRT Haber, “Türkiye'ye sığınan Irak Türkmenleri çalışma izni istiyor”, 27 Haziran 2016, https://www.trthaber.com/haber/dunya/turkiyeye-siginan-irak-turkmenleri-calisma-izni-istiyor-191784.html. Türkmenli Vakfı, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden Türkmeneli’ne yardım, 19 Şubat 2021, https://www.turkmenelivakfi.org/ankara-buyuksehir-belediyesindan-turkmeneline-yardim/ Türkmenli Vakfı, “Türkmeneli İşbirliği Ve Kültür Vakfı 2021 Yılı Faaliyetleri”, 22 Şubat 2022, https://www.turkmenelivakfi.org/turkmeneli-isbirligi-ve-kultur-vakfi-2021-yili-faaliyetleri/ Ülkem Gözde Gündoğdu, Suriye İç Savaşı ve Suriye Türkmenleri, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bahçeşehir Üniversitesi, İstanbul, 2020.

ID: 68a31026f66ab77e808ad247
Slug: turk-soylular-ve-turkiyenin-politik-tutumu-bolum-2
İçerik: 48966 karakter
12 Ekim 2023 00:00
Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu: Bölüm 1
FREE

Türk Soylular ve Türkiye’nin Politik Tutumu: Bölüm 1

Bu makalenin temel amacı; “Türk soylu” tabirini ve hangi Türk topluluklarına neden ve nasıl bu statünün verildiğini açıklamak ve analiz etmektir. Bir yazı serisinin ilk bölümü olarak tasarlanmıştır. Çeşitli Türk topluluklarının mevcut Türkiye topraklarına yerleşmesinin desteklenmesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden itibaren teşvik edilmiştir. Ancak, Türk soylu topluluklar her ne kadar Türkiye’ye yerleşmek isteyen diğer uluslara göre daha avantajlı olsalar da birçok sorun ile karşı karşıya kalmışlardır. Son zamanlarda ise Türk topluluklarının karşılaştığı en büyük sorun, “Türk soylu” statüsünün mevzuat açısından yorumlanması ile değişken Türk dış politikası arasındaki uçurumun giderek artmasından kaynaklanmaktadır. Türk soylu statüsü hangi topluluklara verilmektedir? Türk soylu statüsü diğer statülere göre (göçmen/mülteci/düzensiz sığınmacı vs.) hangi avantajlara sahiptir? Irak ve Suriye Türkmenleri neden Türk soylu topluluklar arasına kabul edilmemektedir? Türkiye’nin Türk soylu toplulukları veya kendi nüfuzunu korumaya dair belirgin bir politikasının bulunmaması, Türk soylu statüsünün uygulanması konusunda birçok muğlaklık yaratmaktır. Bu yazı serisi boyunca, Türk soylu toplulukların Türkiye’ye yerleşmesi ve sonrasında yaşanılan sorunlar, Türkiye’nin değişen uygulamaları ve politikaları, Türkiye’nin özellikle Irak ve Suriye’ye yönelik değişen tutumu, Suriyelilerin ve Irak Türkmenlerinin Türkiye’deki farklı hukuki statüleri vb. konular derinlemesine incelenecektir. I. Giriş Türk kamuoyunda, özellikle son yıllardan İran-İslam coğrafyasından Türkiye’ye kitleler halinde gelen sığınmacılar ya da geçici koruma statüsü altındaki bireyler dikkat çekmektedir. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarından itibaren Türkiye’ye yönelen bir göç dalgası daha bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti, özellikle Türk soylu kimseler söz konusu olduğunda, göçü kolaylaştıran ve Türkiye’ye yerleşmek isteyen “Türk” soylu bireyleri teşvik eden bir politikayı tercih etmektedir. Mevzuat açısından Türk soylu olarak değerlendirilen kimselerin Türkiye’de, diğer sığınmacılara ve geçici koruma statüsü altındaki Suriyelilere kıyasla, daha sıcak karşılandığı, uzun süreli oturum izninin elde edilmesi, çalışma izninin kolayca alınması, Türk toplumuna uyum sağlanması vb. konularda daha rahat olduğu söylenebilir. Ancak her ne kadar Türkiye, Türk soyluların Türkiye’ye yerleşmesini teşvik edermiş gibi görünse de pratikteki uygulamalar çok daha farklı bir mahiyet taşımaktadır. Türkiye, özellikle Çin, Irak, Rusya vb. ülkelerle olan ilişkilerini zedelememek veya günü kurtarabilmek adına Türk topluluklarının birçok sorununu görmezden gelmektedir. II. Türk Soyluların Türkiye’ye Göç Etmesinin Tarihçesi Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi’nde (KAPDEM) daha önceden yayınlanan bir yazıda Türkiye’ye yönelen düzensiz göçün tarihçesinden bahsedilmiştir. Zeynep Korkmaz ve Ozan Önel tarafından kaleme alınan söz konusu yazıda, aynı zamanda, cumhuriyetin ilk yıllarında ulus-devlet inşası çerçevesinde Türk soyluların göçünün teşvik edildiği de belirtilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Türk soyluların Türkiye’ye göçünün genel itibariyle bilinmesi, Türkiye’nin Türk soylulara yönelik değişen politikalarının veya uygulamalarının daha iyi değerlendirilebilmesi bakımından da faydalı olacaktır. Türkiye’nin kurucuları, 1911-1922 arasında birçok savaşta hayatını kaybeden nüfusun yerini doldurabilmek amacıyla, özellikle Rumeli’den gelip Türkiye’ye yerleşmek isteyenlere yönelik daha hoşgörülü davranmıştır. Balkanlar’daki Türk nüfus, Türkiye’ye en kolay uyum sağlayabilen göçmen topluluğu olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti ilk büyük çaplı kitlesel göçü, Lozan Barış Antlaşması vasıtasıyla yaşamıştır. Yukarıda da belirtildiği üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu kadrosu, Osmanlı İmparatorluğu’ndan farklı olarak, yeni rejimin milliyetçilik ilkesi temelinde yükselen bir ulus-devlet olmasını tahayyül etmişlerdir. Lozan Barış Antlaşması’na binaen, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan mübadele neticesinde, Yunanistan’dan 300 bin veya 400 bin arasında Türk ve Müslüman mübadil Türkiye’ye göç etmiştir. Cevat Geray’ın yaptığı bir araştırmaya göre Türkiye’ye Balkanlar’dan göç edenlerin oranı şu şekilde sıralanabilir: (384 bini "mübadil" olan) Yunanistan göçmenlerinin sayısı 407 bin 788 (%33.9), Bulgaristan göçmenlerinin 374 bin 478 (%31.1), Yugoslavya- Makedonya göçmenlerinin 269 bin 101 (%22.4), Romanya göçmenlerinin ise 121 bin 351 (%10)'dir.Mübadeleyi takip eden dönemlerde ise Türkiye’ye göç eden Türk soyluların en önemli kısmı Bulgaristan’dan gelmiştir. Bulgaristan’ın yanı sıra Romanya ve Yugoslavya’dan gelen Türklere de değinmek gerekir. Romanya’dan 19.865 aileye mensup 79.287 kişi, 1923- 1949 yılları arasında iskânlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleştirilmiştir.Ayrıca 11.280 aileye mensup 43.271 kişi serbest göçmen statüsünde gelmiş ve çoğunlukla önceden gelen yakınlarının yerleştiği bölgelerde ikamet etmeye başlamışlardır. XX. yüzyılda Yugoslavya’dan Türkiye’ye yapılan göçler aşağıdaki gibi dönemlere ayrılarak incelenebilir: - 1919 ve 1926 yılları arasında Sırp-Hırvat-Sloven Krallığı’ndan 131.000 muhacirin göçü, - 1929 yılında Yugoslavya Krallığı’nda Sırp faşistlerin yönetimde etkinliklerinin artmasıyla 1930-1935 yılları arasında yaşanan göçler, - Son olarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Stalin döneminde bölgede uygulanan Stalinist politikalar sonucunda bölge halkının Türkiye’ye göç ettiği dönem. Bulgaristan’dan Türkiye’ye yönelen göçün asıl sebebi, her türlü tedbire rağmen, Bulgar komitacıların Türkleri rahat bırakmamasından kaynaklanmıştır. Bulgaristan ile Türkiye arasında imzalanan 18 Ekim 1925 tarihli Türkiye-Bulgaristan İkamet Sözleşmesi ile iki ülke arasındaki göç hususu düzenlenmiştir. Ancak Türkiye’nin ve Bulgaristan’daki önde gelen Türklerin kitlesel bir göçe karşı oldukları söylenebilir. Türkiye, cumhuriyetin ilk yıllarından 1990’lara değin Bulgaristan’dan gelen Türklere kucak açmıştır. Ancak Rumeli’deki yüzlerce yıllık Türk varlığını korumak hususunda da gayret gösterilmiştir. Mesela Bulgaristan’daki Türkçe günlük yayınlardan biri olan Deliorman Gazetesi “ Cennet gibi bu vatanın (Bulgaristan’ın) içinde asırlarca yaşayan Türk köylüsü muhacirliğe kalkmayı düşünmemelidir ” ifadesine yer vermiştir. Bu görüş, Türkiye tarafından da paylaşılmaktadır. Bulgaristan’dan Türkiye’ye yapılan göçler, neredeyse tüm cumhuriyet tarihi boyunca aralıksız devam etmiştir. Bu süre içinde, 800.000 kişiyi bulan Bulgaristan’dan göçler, genel olarak dört dönemde gerçekleşmiştir: 1925 yılında imzalanmış olan Türk- Bulgar İkamet Sözleşmesi ile 1949 yılına kadar 218.998 kişi, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç etmiştir. 1950 yılına gelindiğinde ise yaklaşık iki yıl sürecek yeni bir göç dalgası daha yaşanmıştır. 10 Ağustos 1950‟de Bulgar Hükümeti’nin, Türkiye’ye ültimatom çekmesiyle başlayan süreç, 2 Aralık 1950 tarihinde ve Şimşir’in verdiği rakamlara göre, 1951 yılında yaklaşık 100.000’i bulmuştur.1950-1951 Göçü olarak da adlandırılan bu göçte gelenlerin sayısı 153.063 kişidir. 22 Mart 1968 tarihinde, Ankara’da, Türkiye ile Bulgaristan arasında, “Yakın Akrabaları 1952 Yılına Kadar Türkiye’ye Göç Etmiş Olan Türk Asıllı Bulgar Vatandaşlarının Bulgaristan Halk Cumhuriyeti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne Göç Etmeleri Hakkında Anlaşma” imzalanmıştır. 1969-1978 yılları arasında Türkiye’ye 116.521 kişi daha göç etmiştir. 9 Mayıs 1989 tarihinde, yeni bir “kitlesel göç” hareketi başlamıştır. Bu tarihten sonra Bulgaristan’ın sınır dışı ettiği Türklerin sayısı her geçen gün hızla artmış ve daha 1989 yılı sona ermeden göç edenlerin sayısı 310.000’i geçmiştir. Cumhuriyetin ilanını takip eden yıllarda Türkiye’ye yerleşen veya göç edenlerin önemli bir kısmı Rumeli’nden gelen kimselerdir. 1940-1981 yılları arası dönemde Türkiye’ye gelen göçmenlerin çalışma haklarını kullanmaları ve toplum hayatına entegre olmaları bakımından bizzat o dönem yürürlükte bulunan mevzuattan kaynaklı bir engel ortaya çıkmıştır. Ancak Türkiye zaman içerisinde bu engelleri ortadan kaldırabilmek için başka düzenlemeler yapmıştır. 2000’li yıllarla birlikte Bulgaristan Türklerinin zamanla Türkiye’deki ayrıcalıklı konumlarını kaybetmeleri, vatandaşlık, ikamet ve çalışma hakkına sadece istisnai durumlarda sahip olabilmeleri Türkiye’yi göç edilecek ülke konumundan çıkarmaktadır. Ayrıca Bulgaristan’ın AB’ye tam üye olması, Bulgaristan vatandaşı Türklerin çalışmak ve okumak için diğer AB üyesi ülkeleri tercih etmelerine olanak sağlamıştır. 1923-2023 arasında Türkiye’ye göç eden ve Türk soylu olarak tanınan başka topluluklar da bulunmaktadır. Mesela Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye yerleşmek amacıyla gelen ilk Türk soylu topluluklar, 1952’de Türkiye’ye hareket eder. 1958’e kadar devam eden bu göç hareketinin neticesinde Türkiye’ye yaklaşık olarak 564 aile yerleşmiştir. Aynı zamanda Afganistan’ın SSCB tarafından işgal edilmesini müteakiben kimi Türk toplulukları yine Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmıştır. Ancak son yıllara değin, 2011, Türkiye’ye Irak’tan ve Suriye’den son derece sınırlı şekilde bir Türkmen göçü olmuştur. Son yıllarla birlikte, Balkan Türkeri’nin yerini Irak ve Suriye Türkmenleri almaya başlamıştır. Ancak Irak ve Suriye Türkmenleri, Türk soylu topluluklar arasında yer almamaktadır. Daha doğrusu yetkili mercilerin bu yönde almış olduğu bir karar bulunmamaktadır. III. Türk Soyluluk ve Türk Soylu Toplumlar Türk soyluluğun hangi esaslara göre tespit edileceğine dair ortak bir görüş bulunmamaktadır. Bu durumun birçok sebebi mevcuttur. Öncelikle Türk soylu yabancı kavramı ile kast edilenin ne olduğunu anlayabilmek için Türk ifadesinin ne anlama geldiğini belirlemek lazımdır. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne değin Türkiye’nin göç politikasını belirleyen temel metin İskân Kanunu olmuştur. 2006 yılında kabul edilen 5543 sayılı İskân Kanunu’na göre göçmen, Türk soyundan ve Türk kültürüne bağlı olup, yerleşmek amacıyla tek başına veya toplu halde Türkiye'ye gelip bu Kanun gereğince kabul olunanlardır. Kanunun 3. maddesine göre, sadece Türk soyundan olanlar Türkiye’ye yerleşme hakkına sahiptir. Üstelik göçmen statüsü, hukuki bir statü olarak, sadece Türk soylu ve Türk kültürüne bağlı olup yerleşme niyeti bulunan, bireysel ya da toplu olarak ülkeye varan yabancıları kategorize etmek için kullanılan özel bir anlama sahiptir. Bu nedenle, Türkiye’nin göç politikasında seçici davrandığı ve özellikle Türk soyluların Türkiye’ye göç etmesini kolaylaştırdığı ve hatta teşvik ettiği iddia edilebilir. Türkiye’nin özellikle 5543 sayılı İskân Kanunu üzerinden Türk soylulara öncelik tanıması veya Türk soyluları doğrudan göçmen kategorisinde değerlendirmesi, göç konusunda önde gelen bazı akademisyenlerin de tepkisini çekmiştir. Mesela Ahmet İçduygu, 5543 sayılı yeni İskân Kanununda da sadece “Türk soyundan olan ve Türk kültürüne bağlı olanların” göçmen kabul edilmesi, devletin göç ve göçmenlere yönelik politikalarında diğer etnik grupları dışlayıcı tutumundan vazgeçmediğinin bir göstergesi olarak değerlendirmektedir.Diğer ikamet türleri göz önüne alındığı zaman uzun süreli ikamet izninin yetkili makamlarca verilmesi, oldukça zor ve zahmetli bir süreçtir. Uzun süreli ikamet izninin ise genellikle Türk soylulara verilen bir ikamet türü olduğu söylenebilir. Bu noktada, Türkiye’nin Türk soylu yabancılara karşı pozitif ayrımcılık uyguladığı iddia edilebilir. Diğer statülere nispeten Türk soyluların davet mektubu ve göç vizesi ile gelmeleri halinde vatandaşlık alma ihtimalleri çok daha yüksektir. Elbette mevzuat üzerinde tanımlanan ayrıcalıklar ve Türk soylulara verilen haklar uygulamaya gelince farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Türkiye’nin özellikle 2000’li yıllara kadar Rumeli’deki Türk topluluklarının göç etmesini desteklediği rahatlıkla söylenebilir. Ancak bu desteğin tarihi arka planını da iyi bilmek gerekir. Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Türk soylular, özellikle 2000’lere kadar, çeşitli devletler tarafından zulüm gören kimselerdir. Türk soylu yabancıların çalışmasına yönelik özel düzenlemenin çıkarılmasındaki asıl neden; Türkiye’de yabancı bir devletin vatandaşlığında veya vatansız durumunda çok sayıda Türk soylu kişinin bulunduğu tespit edilmiştir. Türk soylu yabancıların pek çoğu yaşadıkları ülkede uğradıkları zorluklar nedeniyle ülkemize gelmiş ve geldikleri ülkelerde pek çok akraba ve mal varlığı bırakmışlardır. Bu nedenle Türklere doğrudan vatandaşlık verilmesi yerine Türk soylu statüsüne geçirilmeleri daha işlevsel olabilir. Çünkü bu kişilerin Türk vatandaşlığına geçmesi halinde, geldikleri ülkedeki haklarından vazgeçmeleri ya da yoksun kalmaları her zaman bir olasılık dahilindedir. Tüm Türk soylu yabancıların 5543 İskân Kanunu kapsamında göçmen olarak kabul edildiklerini düşünmemek gerekir. Türk soyundan gelen ancak farklı bir ülke vatandaşlığında yaşayan yabancılar için göç yönetimi sisteminde farklı statüler geliştirilmiştir. Türk soylu yabancıların bir kısmı, insani ikamet izni denilen bir belge ile Türkiye’de kalabilmektedir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 46’ıncı maddesine göre insani ikamet izni: i) Çocuğun yüksek yararı söz konusu olduğunda, ii) Haklarında sınır dışı etme veya Türkiye’ye giriş yasağı kararı alındığı hâlde, yabancıların Türkiye’den çıkışları yaptırılamadığında ya da Türkiye’den ayrılmaları makul veya mümkün görülmediğinde, iii) 55 inci madde uyarınca yabancı hakkında sınır dışı etme kararı alınmadığında, iv) 53’üncü, 72’nci ve 77’nci maddelere göre yapılan işlemlere karşı yargı yoluna başvurulduğunda, v) Başvuru sahibinin ilk iltica ülkesi veya güvenli üçüncü ülkeye geri gönderilmesi işlemlerinin devamı süresince, vi) Acil nedenlerden dolayı veya ülke menfaatlerinin korunması ile kamu düzeni ve kamu güvenliği açısından Türkiye’ye girişine ve Türkiye’de kalmasına izin verilmesi gereken yabancıların, ikamet izni verilmesine engel teşkil eden durumları sebebiyle diğer ikamet izinlerinden birini alma imkânı bulunmadığında, vii) Olağanüstü durumlarda, verilen bir ikamet türüdür. Afganistan’da yaşayan Türk soylular, Çin’in Doğu Türkistan özerk bölgesinde yaşayan Uygur Türkleri gibi mevzuat uyarınca getirilmesi gerekli görülen belgeleri getiremeyen Türk soylular için insani ikamet izni düzenlenebilmektedir. Peki insani ikamet izni nasıl verilmektedir? 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 46’ıncı maddesi uyarınca insani ikamet izni başvurusu, il göç idaresi müdürlüklerine yapılmaktadır. İl göç idaresi müdürlükleri ise söz konusu yabancılar hakkında gerekli araştırmaların yapılabilmesi için başvuruları Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’ne bildirir. İnsani ikamet izninin verilebilmesi için bakanlık oluru alınır ve il göç idaresi müdürlüklerine gönderilir. 2527 sayılı “Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Meslek ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanun” 29/9/1981 tarihli Resmî Gazete ’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu kanun “imtiyazlı” bir yabancı kategorisi yaratarak, bu statüde değerlendirdiği kişilerin Türkiye’de çalışma haklarını yurttaşların sahip olduğu haklara yaklaştırmıştır. Türk soyluların Türkiye’deki işgücü piyasalarına 2527 sayılı Türk Soylu Yabancıların Türkiye'de Meslek Ve Sanatlarını Serbestçe Yapabilmelerine, Kamu, Özel Kuruluş Veya İşyerlerinde Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanunu’nun (TSYÇK) kabul edilmesinden sonra diğer gruplara göre (mültecileri sığınmacılar, geçici veya uluslararası koruma altında bulunan bireyler v.) çok daha kolay hale gelmiştir. En azından kâğıt üzerinde böyle olduğu söylenebilir. Ancak uygulamada aynı kolaylıktan bahsedebilmek pek mümkün değildir. Türkiye’deki işverenler, çalışanları Türk soylu yabancı kategorisine girse bile, birçok konuda tereddüt yaşamakta ve prim ödemek istemedikleri için Türk soyluları kayıt dışı çalıştırmaya devam etmektedirler. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 28. maddesi ile kendilerine birtakım imtiyazlar tanınmış olan mavi kartlılar olarak adlandırılan grubun Türk soylu yabancı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda süre giden bir tartışma mevcuttur. Ancak mavi kart sahipleri hali hazırda birçok haktan istifade edebilmektedir. Kamu personeli olarak atanma ve genel seçimlerde oy verme haricinde her türlü haktan istifade edebilen mavi kartlılar, genel itibariyle Avrupa Birliği (AB) ülkelerine göç etmiş Türklerin ikinci ya da üçüncü nesil torunlarına verilmiş özel bir statüden faydalanmaktadırlar. Başta Almanya, Hollanda ve Fransa olmak üzere birçok AB üyesi ülke, çifte vatandaşlığı bir hak olarak görmemektedir. AB ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli birçok genç Türk ise iktisadi ve siyasi haklardan tam olarak faydalanabilmek için, erişkin oldukları andan itibaren Türk vatandaşlığını terk etmektedir. Bu nedenle mavi kartlıların Türk soylu yabancı olarak değerlendirilemeyecekleri açık bir gerçektir. 5543 sayılı İskân Kanunu’nun ilk halinde “Göçmen olarak kabul edilecekler bakımından Türk soyundan olmanın ve Türk kültürüne bağlılığın tayin ve tespiti ilgili bakanlıkların görüşü alınarak Dışişleri Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu” kararı ile yapılır ifadesi yer almaktaydı. Anayasa’da yapılan değişikliklere uyum çerçevesince, Bakanlar Kurulu’nun artık mevcut bir kurum olmaması sebebiyle, bu yetki Cumhurbaşkanı’na verilmiştir. Ancak farklı kanunlarda yer alan düzenlemelerde ise Türk soyluluğun tespit edilmesine yönelik Cumhurbaşkanlığı, Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, çeşitli konsolosluklar gibi farklı mercilerin yetkili olduğu belirtilmektedir. Bu nedenle, genel itibariyle, TSYÇK’nın 8. maddesini uyarınca Türk soyluların çalışma izinlerine ilişkin esas ve koşulları belirleme yetkisi Cumhurbaşkanlığı’na verildiğinden, Türk soylu kabul edilecek kimselerin taşıması gereken niteliklerin Cumhurbaşkanınca belirleneceği, çalışma izni başvurusunda bulunan kişinin ise Türk soylu olup olmadığının değerlendirilmesinin, başka bir deyişle Cumhurbaşkanınca belirlenen kriterlere uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin ise, TSYÇK uyarınca İçişleri Bakanlığınca, Uluslararası İş Kanunu uyarınca ise İçişleri veya Dışişleri Bakanlığınca yapılacağı değerlendirilmektedir. IV. Yakın Zamanda Türk Soylu Statüsü Verilen Topluluklar Türk vatandaşı olmayan bir kişinin uzun dönem ikamet izni alabilmesi için 8 yıl kesintisiz Türkiye'de ikamet etme şartı aranırken, 15 Şubat 2017 tarihli Göç Politikaları Kurulu kararı doğrultusunda Bulgaristan, Yunanistan, Ahıska ve Uygur Türklerine söz konusu süre şartı aranmaksızın uzun dönem ikamet izni verilmektedir. Göç Politikaları Kurulu’nun 15/02/2017 tarihli 2017/01-04 sayılı karar uyarınca Batı Trakya, Bulgaristan vatandaşı Türk soylular ve Uygur Türkleri ile Ahıska Türklerine hiçbir koşul aranmaksızın uzun dönem ikamet izni yani süresiz ikamet izni verilmesi uygun görülmüştür. İstisnai yollarla Türk vatandaşlığının verildiği bir başka Türk soylu topluluk ise Afganistan’dan Pakistan’a sığınan Türk soylu göçmenlerdir. SSCB’nin Afganistan’ı 1979’da işgal etmesini müteakiben 2641 sayılı Afganistan'dan Pakistan'a Sığınan Türk Soylu Göçmenlerin Türkiye'ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun ile yukarıda dile getirilen imkân, Afganistan’dan Pakistan’a sığınan Türklere ve ailelerine, tanınmıştır. Ancak 2641 sayılı Kanunun istisnai bir düzenleme olup daha sonra yürürlükten kaldırılmıştır. Yani 2023 itibariyle Afganistan Türkleri’nin Türk soylu yabancılar arasında sayıldığı söylenemez. Ahıska Türkleri 3835 sayılı Ahıska Türklerinin Türkiye’ye Kabulü ve İskânına Dair Kanun çerçevesinde kurulan Üst Komisyon tarafından sekretarya işlemleri gerçekleştirilmiştir. 5543 sayılı İskân Kanunu uyarınca Bakanlar Kurulu tarafından ülkemize iskân edilmesi kararı verilen Ahıska Türklerinin yurda alınması ve kalıcı olarak iskân edilmeleri için Eylem Planı hazırlanmak suretiyle genel toplamda 20.098 Ahıska Türkünün ülkede iskânları sağlanmıştır.Nitekim Ahıska Türkleri söz konusu olduğunda İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ile Göç İdaresi Başkanlığı’nın müşterek kararı çerçevesinde Türkiye’ye yasal yollardan giriş yapmış, ikamet izni bulunan veya bulunmayan Ahıska Türkeri’ne istisnai vatandaşlık verilmesine hükmedilmiştir. Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB), yetkili makamlarca istenilen belgelere de yer vermiştir. Söz konusu belgeler incelendiği zaman, Ahıska Türkeri’ne diğer Türk soylulardan ya da Türkçe konuşan topluluklardan daha fazla kolaylık sağlandığı söylenebilir. Ahıska Türkeri’ne dair verilen bu karar, Türkiye-Rusya ilişkilerinin hangi noktaya evirileceğinin henüz tahmin edilemediği 2017 senesine aittir. Türkiye ve Rusya arasındaki gerilim, özellikle 2017 senesinden itibaren yerini stratejik bir müttefikliğe bırakmıştır. Buradaki temel amaç, Türk-Rus ilişkilerine odaklanmaktan ziyade söz konusu ilişkiler çerçevesinde Ahıska Türkeri’ne dair temel anlaşmazlıkların nasıl çözümlendiğini açıklayabilmektir. Nitekim, Ahıska Türkeri’nin 1944’te Stalin tarafından Sibirya’ya sürülmesi ve bu süreçte yaşanan acılar, Türkiye-Rusya arasında sürekli bir gerginlik unsuru olmuştur. Türkiye, Ahıska Türkeri’ne böyle bir imkân sağlayarak, Rusya ile arasındaki tarihi husumet konularından bir tanesini hafifletmiştir. Önceki yıllarda Ahıska Türkleri için izlenen temel politika, Ahıska Türklerinin Ahıska’ya dönüşünü destelemek üzerine kurulmuştur. Bu nedenle, Ahıska Türklerinin 3537 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanamadığı anlaşılmaktadır. Ahıska Türklerinin kurmuş oldukları sivil toplum örgütlerinin çalışmaları ile günümüzde 5901 sayılı Kanun kapsamında istisnai yoldan vatandaşlığa kabul edildikleri görülmektedir. Gürcistan’ın Ahıska Türklerinin dönüşüne yönelik bazı sorunlar çıkardığı bilinmektedir. Mesela Gürcistan dönmek isteyen Ahıska Türkeri’nin tüm Gürcistan’a dağılması gerektiğini, önceki yıllardan kalan mallarını talep edemeyeceğini, nüfusa Gürcü veya Hristiyan olarak yazılması gerektiğini ileri sürmektedir. Türkiye ile Gürcistan arasındaki mevcut iyi ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler nedeniyle Türkiye, Ahıska Türkleri konusunda ölçülü bir tutum benimsemekte ve Gürcistan’ı sıkıştırmamayı tercih etmektedir. Bu durum son derece anlaşılabilir bir siyasi tutumdur. Ancak Türk yönetici elitlerinin bu noktadaki temel açmazı, sadece Ahıska Türklerini değil, neredeyse tüm Türk soylu grupları ve Türkçe konuşan toplulukları, değişen ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda, masaya sürülecek bir kozmuş gibi değerlendirmesinden kaynaklanmaktadır. Yani günümüzde Türk soyluların, cumhuriyetin ilk yıllarında olduğu gibi kayrılmasından ziyade, kullanılması söz konusudur. Türkiye’nin sabit olmayan dış politikaları düşünüldüğünde, Ahıska Türkeri’ne sağlanan muafiyetin nedenleri daha iyi anlaşılır. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye'nin Ahıska Türklerine yönelik politikasına ilişkin de " Ahıskalıları unuttuğumuzu kim söyledi size? Ben 2003'ten beri adeta geri dönemedikleri için kendimi Ahıska Türklerine adamış bir siyasetçiyim ." demiş olmasına rağmen Ahıska Türkeri’nin Gürcistan’a yerleşmesinden ziyade Türk vatandaşı olmaları teşvik edilmektedir. Kırım Türkleri Göç İşleri Başkanlığı’nın Ağustos 2022’de aldığı bir karar ile birlikte, Kırım Türkeri’ne de yeni bir statü tanınmıştır. Ağustos 2022’den itibaren, Kırım Tatar Türklerine Türkiye’de sekiz yıl kesintisiz ikamet etme şartı aranmaksızın "süresiz kalış hakkı" tanıyan uzun dönem ikamet izni düzenlenmesine ilişkin uygulama yürürlüğe girmiştir. Rusya’nın Kırım’ı ilhak ettiği tarih (2014) göz önüne alındığında, Kırım Tatarları Kırım’daki en kalabalık üçüncü topluluktu. Üstelik 1944’te Stalin tarafından Sibirya’ya ve SSCB’nin diğer bölgelerine sürülen Türklerin Kırım’a dönüşü devam etmekteydi. Rusya, Kırım Türkleri üzerindeki baskılarını sürdürmektedir. Nitekim Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Mustafa Şentop, 25 Ekim 2022’de katıldığı bir toplantıda, Türkiye’nin, başta Kırım Tatar Millî Meclisi Başkan Yardımcısı Neriman Celal olmak üzere Kırım’da özgürlüklerinden mahrum edilenlerin durumunu da yakından takip ettiğini belirtmiştir. Yani Türkiye, Kırım Türkeri’nin nasıl bir baskıya maruz kaldığını yakından bilmektedir. Ancak Kırım Türkeri’nin Türkiye’ye göç etmesi ve Türk vatandaşı olması, Rusya’nın Kırım’daki emellerini pekiştirmeye yarar. Yani Kırım’daki Türk varlığını korumaktansa tarihi ve kültürel bakımdan Türk dünyasının bir parçası olan bu kadim toprakların Türksüzleştirilmesi tercih edilmiştir. Haritan-1: 2014 yılı itibariyle Kırım’da yaşayan Türklerin toplam nüfusa oranı. Kaynak: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/46/Crimean_Tatar_share_2014.png (Erişim Tarihi: 01/01/2023). Doğu Türkistan Türkleri Uygur Türkleri söz konusu olduğunda, her ne kadar Türk soylu topluluklar arasında yer alsalar da Türkiye’nin Çin ile kurduğu bağ, Uygur Türklerine vatandaşlık verilmesini zorlaştırmaktadır. Son yirmi yıl içerisinde yaklaşık olarak 6 bin Uygur’a Türk vatandaşlığının verildiği tahmin edilmektedir. Ancak birçok Uygur’un vatandaşlık başvurusu ise “milli güvenlik bakımından engel teşkil edebilecek bir hali bulunması” ve “kamu düzeni bakımından engel teşkil edebilecek bir hali bulunması” gibi nedenlerle reddedilmiştir. 2020’de bazı Uygur dernekleri, Türkiye’de yaşayan ama Türk vatandaşlığı alamayan Uygurlara istisnai vatandaşlık verileceğini duyurdu ve 16 bine yakın Uygur, hükümete yakınlığıyla bilinen derneklerin yaptığı çağrıyla istisnai vatandaşlık için başvurmuştur. Ancak, Türkiye genel itibariyle Uygurların vatandaşlık başvurularını reddetmektedir. Üstelik, Türkiye ve Çin arasında 2021 senesinde imzalanan suçluların iadesine yönelik bir dizi anlaşmalar, Uygurları oldukça düşündürmektedir. Bu konuda tek somut öneri ise İyi Parti’den gelmiştir. İyi Parti Eskişehir Milletvekili Arslan Kabukçuoğlu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulan bir önerge ile Uygurların vatandaşlık kazanmasına yönelik oldukça basit bir prosedür uygulanması teklif edilmiştir. Türkiye’nin Çin’i protesto eden Uygurların vatandaşlık başvurularını reddettiğine yönelik iddialar bulunmaktadır. Mesela 2019 yılında Türkiye'de protestolar düzenlemeye başlayan ve Çin hükümetine karşı sosyal medyada açıkça eleştiride bulunan Alimcan Turdi'nin yedi yıl süreyle yaşadığı Türkiye'de yaptığı vatandaşlık başvurusu Ekim 2021'de reddedilmiştir. Turdi bu sebeple 2021’den itibaren Hollanda’da yaşamak zorunda kalmıştır. Türkiye’nin Doğu Türkistan Türklerini Çin’e iade etmesi, neredeyse bir devlet politikası haline gelmiştir. Freedom House’in bir raporuna göre yurt dışındaki vatandaşlarına en çok müdahale eden ülkeler arasında başı çeken iki ülke bulunmaktadır: Çin ve Türkiye. Çin, özellikle Doğu Türkistan Türklerinin iade edilmesi konusunda pek çok ülkeye baskı kurmaktadır. Bu ülkeler arasında Türkiye de bulunmaktadır. Türkiye’nin Doğu Türkistan Türkleri konusunda takip ettiği politikayı özetlemek için güzide bir atasözünü hatırlamak yerinde olabilir: Türkiye, kısacası “ne şiş yansın ne kebap” demektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı boyunca Türkiye’nin NATO, AB ve Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) bağımsız bir yörünge takip etmesi gerektiği sürekli vurgulanmıştır. Peki NATO’nun yerini Rusya ve Çin eksenli bir politikaya bırakması ne kadar doğrudur? Maalesef Türkiye, uzun zamandır uluslararası arenada belirgin hedeflere sahip olmaya bir ülkedir. AKP’nin rüzgârın estiği yöne göre sürekli fikir değiştirmesi, dün ak dediğine bugün kara demesi, çeşitli Türk topluluklarına dair uzun vadeli politikalar geliştirememesi vs. Türkiye’nin özellikle Türk soylu topluluklar nezdindeki güvenilirliğini sarsmaktadır. Türkiye’nin hem Uygur Türklerini “Türk soylu olarak kabul etmesi” hem de Doğu Türkistan Türkerinin iade edilmesi hususunda Çin ile iş birliğini sürdürebilmek için bambaşka tedbirler alması doğru değildir ve Türkiye’nin itibari zedelenmektedir. Çin yönetimi, Doğu Türkistan’daki zulümden kaçanların yaşadıkları vahşeti anlatmamasına yönelik, özellikle diplomatik açıdan kendisine muhtaç ülkelere, iade baskılarını sürdürmektedir. Açıkçası Türkiye’nin hem iktisadi hem de diplomatik yönden Çin’e bağımlı olmasının yolları AKP döneminde döşenmiştir. Çin, Türkiye’nin ikinci büyük ticaret ortağıdır ve Çin’den yapılan ithalat Türkiye için oldukça önemli bir hale gelmiştir. Türkiye, sadece 2022 yılı içerisinde 397 Uygur Türkü’nü Çin’e iade etmiştir. Bu durumda, Türkiye’nin başvuruda bulunan Doğu Türkistan Türklerine vatandaşlık vermesi veya Türk soylu statüsünü tanıması konusunda ne kadar şeffaf olduğu söylenebilir? Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı Türkler tarafından Tamga Türk’e verilen röportajlar, durumun Uygurlar açısından ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Türk milliyetçiliğini tekeline almakla övünen iktidarın küçük ortağı Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP’nin) Doğu Türkistan konusundaki faaliyetleri de AKP’den farklı değildir. Devlet Bahçeli her ne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki konuşmalarında Doğu Türkistan Türkerine değinse de bu konuda hiçbir somut adım atmamıştır. Bahçeli, Uygur Türklerinin hüznünü iliklerine kadar hissettiğini iddia ederken Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin sorunlarının araştırılmasına dair önerge, AKP ve MHP vekilleri tarafından, henüz geçen Ocak ayında, reddedilmiştir. Sayın Bahçeli’nin Doğu Türkistan Türkleri hakkında inatla ve ısrarlı bir şekilde görmezden geldiği gerçek şudur: Türkiye’de yaşayan tüm Doğu Türkistan Türklerine vatandaşlık verilse dahi Çin’in sistematik şekilde uyguladığı bir soykırım olduğu gerçeğine Türkiye sırtını dönmüştür. Türkiye’nin stratejik çıkarları söz konusu soykırımı kabullenmeyi gerektiriyorsa, o zaman iktidarın ortakları şimdiye kadar bu durumu zımnen kabullenmiş demektir. Bu çalışmanın yazarı, Türkiye’nin Çin’in eylemlerine hiçbir şekilde göz yummaması gerektiğini düşünmektedir. Eğer ki Türkiye Çin’in iktisadi ve siyasi yörüngesine girmediyse, herhangi bir gayrimeşru faaliyetle meşgul olmamış her Doğu Türkistan Türkü’ne de vatandaşlık verilmelidir. Doğu Türkistan Türkeri’ne yönelik dozu gün geçtikçe artan şiddet, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun da tepkisini çekmiştir. Gergerlioğlu, 2020’deki bir konuşmasında “… Ziynet Gül Tursun, Türkiye'den Tacikistan'a zorla gönderilen ve şu anda Çin zindanlarında olan bir kadın. Türkiye Göç İdaresi bu konuda hesap vermelidir… ” demiştir. MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay’ın bu konudaki tepkisi oldukça ironiktir “… Türkiye Cumhuriyeti elinden gelen gayreti de göstermektedir. Ne yapacağız? Çin'e savaş mı açacağız? Yani, bu istismardan başka bir amaç taşımamaktadır . …” Türkiye’nin atması gereken ilk adım Doğu Türkistan Türkerine sahip çıkmak ve Uygur Diasporasını her alanda desteklemektir. Türkiye’de yaşayan binlerce Uygur, sayılarının yaklaşık olarak elli bin olduğu tahmin edilmektedir, Türkiye’den hala vatandaşlık beklemektedir. Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği Genel Sekreteri Abdulehad Udun şu ana kadar 4-5 bin kadar Türk’ün vatandaşlık için çağrıldığı bilgisine yer vermiştir. Ancak Türkiye’nin bu süreçte, Doğu Türkistan Türkerini Çin’e iade etmeye devam etmesi, TBMM’de özellikle iktidar bloğunun oylarıyla reddedilen önergeler, Doğu Türkistan’daki soykırımın görmezden gelinmesi vs. ile Doğu Türkistan Türkerine Türkiye tarafından tanınan tüm imtiyazları anlamsız hale getirmektedir. V. Sonuç Türkiye’nin, an itibariyle, belirgin bir göç politikası olmadığı gibi, Türk soylu topluluklara yönelik uygulamalarında da bir tutarlılık görülmemektedir. Her ne kadar Türkiye’nin yönetici elitleri dünyanın çeşitli bölgelerinden Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan Türk soyluların ya da Türkçe konuşan toplulukların korunmasıyla övünüyor olsa da iddialar ve yaşananlar aslında tam aksini göstermektedir. Türkiye, özellikle 2000’li yıllara değin, Rumeli’deki Türklerin göç etmesini destekleyen ve teşvik eden tutarlı bir politika takip etmiştir. Ancak AKP iktidarı ile birlikte Türk soylu toplulukların tamamı, politik bir manipülasyon aracı olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Türkiye’nin çok net çizgilerle sınırlarını belirlediği yeni bir politika çerçevesi oluşturması şarttır. Anayurtları Ahıska ve Doğu Türkistan olan Türklerin haklarını koruyabilecek yeni bir siyasi çizginin şekillenmesi gerekmektedir. Çin, Rusya ve Gürcistan ile Türkiye arasındaki dengeler gözetilerek Türkiye’ye yerleşen ve Türk soylu olduğu tespit edilen bireylerin istisnai vatandaşlık başvuruları hızlandırılmalıdır. Özellikle başvuruları son derece yavaş bir şekilde incelenen Doğu Türkistan Türklerine özen gösterilmesi gerektiği düşünülmektedir. Uygur Türklerinin Türkiye tarafından kucaklanması, Türk dünyası açısından oldukça anlamlı bir tutum olacaktır. İdari işlemler neticesinde Türk soylu olarak tanımlanmış toplumsal gruplara dair kanun hükümleri çeşitli sebeplerle uygulanmamaktadır. Bu yazı serisinin ikinci bölümünde, Türkiye’nin özellikle Irak ve Suriye’de değiştirilen demografik yapı karşısında sessiz kalması ve bu durumu aslında zımnen kabullenmesi üzerine bir değerlendirme yapılacaktır. Eğer Türkiye, Irak ve Suriye üzerindeki yüz yıllık nüfuz iddiasından vazgeçtiyse, uzun dönemli stratejik hedefler değişmiş olabilir, bunu açık bir şekilde kabullenmek daha yerindedir. Türkiye’ye yerleşmek isteyen Suriye ve Irak Türkmenleri de bu bağlamda değerlendirilmeli ve Türkiye’ye yerleşme sürecini kolaylaştıracak adımlar atılmalıdır. Ayrıca yazı serisinin ikinci bölümünde Irak Türkmenlerinin ve Suriyelilerin farklı hukuki statülerine değinilecek ve özellikle Iraklı Türkmenlere neden “Türk soylu” statüsünün verilmesi gerektiği ele alınacaktır. Bu yazıda ifade edilen görüşler yalnızca yazara aittir; KAPDEM’in kurumsal duruşunu, editoryal görüşünü ve/veya politik tutumunu yansıtmayabilir. KAPDEM, yayınladığı içerikler aracılığıyla farklı perspektiflerin ifade edilmesini teşvik eder, ancak bu içeriklerde kullanılan bilgi ve üretilerin fikirlerin tüm sorumluluğu yazarlarına aittir. The views expressed in this article are solely those of the author and may not reflect the institutional stance, editorial perspective, and/or policy orientation of KAPDEM. While KAPDEM encourages the articulation of diverse perspectives through its published content, it bears no responsibility for the information and intellectual output presented therein; all responsibility lies with the respective authors. Kaynakça 5543 sayılı İskân Kanunu, 26/09/2006 tarih ve 26301 sayılı Resmi Gazete, https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2006/09/20060926-1.htm. Ahmetcan Uzlaşık, “Uygurlar vatandaşlık istiyor”, 9. Köy, 19 Şubat 2023, https://9koy.org/uygurlar-vatandaslik-istiyor.html (Erişim Tarihi: 17/04/2023). Berrak Çeçen, Bulgaristan’dan Türkiye’ye Gelen Düzensiz Göçmenlerin Yasallaşma Süreçlerinde Göçmen Derneklerinin Rolü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü, İstanbul, 2016. Bülent Erdil, Göç ve Mülteci Hareketlerinin Türkiye’nin Göç Politikalarına Etkileri, Bilge Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 2020, C. 4, S. 2, s. 71-86. Can Hasasu, “Şii ve Sünni Türkmenler tek liste”, Aljazeera Türk, 22 Nisan 2014, https://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/sii-ve-sunni-turkmenler-tek-liste. Dilara Karagül, Türk Soylu Yabancıların Hukuki Rejimi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2021. Duygu Şerife Yıldırım, Suriye’den Türkiye’ye Göç Etmiş Türkmenler Üzerine Bir Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türkiyat Araştırmaları Anabilim, Ankara, 2017. Dünya Ahıska Türkleri Birliği (DATÜB), “Ahıska Türkleri İçin İstisnai Vatandaşlık Müracaatları Başladı”, 11 Eylül 2017, https://www.datub.eu/ahiska-turkleri-icin-istisnai-vatandaslik-muracaatlari-basladi-169. Euronews, “Türkiye, Çin'i protesto eden Uygur Türklerinin vatandaşlık başvurularını reddediyor' iddiası”, 03 Mart 2022, https://tr.euronews.com/2022/03/02/turkiye-cin-i-protesto-eden-uygur-turklerinin-vatandasl-k-basvurular-n-reddediyor-iddias. Halim Çavuşoğlu, ““Yugoslavya-Makedonya” Topraklarından Türkiye’ye Göçler ve Nedenleri”, Bilig, 2007, S. 41, s. 123-154. Hürriyet, “Meclis Başkanı Şentop, Kırım Platformu Birinci Parlamenter Zirvesi’nde konuştu”, 25 Ekim 2022, https://www.hurriyet.com.tr/gundem/meclis-baskani-sentop-kirim-platformu-birinci-parlamenter-zirvesinde-konustu-42159134. Independent Türkçe, “Uygur Türklerine yapılan baskıların araştırılması için verilen teklif Cumhur İttifakı oylarıyla reddedildi, TBMM'de tansiyon yükseldi: Çin’e savaş mı açalım? FETÖ projesi, ABD maşası”, 11 Temmuz 2020, https://www.indyturk.com/node/210066/siyaset/uygur-t%C3%BCrklerine-yap%C4%B1lan-bask%C4%B1lar%C4%B1n-ara%C5%9Ft%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-i%C3%A7in-verilen-teklif-cumhur (Erişim Tarihi: 17/04/2023). İskân Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5543.pdf. Kalkınma Bakanlığı, On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Dış Göç Politikası: Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Ankara, 2018, https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/DisGocPolitikas%C4%B1OzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf. Kırım Haber Ajansı, “Türkiye'deki Doğu Türkistanlıların vatandaşlık mücadelesi: Başvurular neden reddediliyor?”, 10 Şubat 2022, https://www.qha.com.tr/turkce/turkiye-deki-dogu-turkistanlilarin-vatandaslik-mucadelesi-basvurular-neden-reddediliyor-373292. Mustafa Hatipler, “Cumhuriyet Dönemi Balkan Göçlerinin Sosyal Politikalar ile İlişkileri”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2018, C. 20, S. 2, s. 423-445, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/606473. Nazlı Yüzbaşıoğlu, “Türkiye'nin 2021 diplomasi ajandasının ana başlığı 'Girişimci ve İnsani Dış Politika”, Anadolu Ajansı, 28 Kasım 2020, https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/turkiyenin-2021-diplomasi-ajandasinin-ana-basligi-girisimci-ve-insani-dis-politika/2058724. Nevzat Özkan, Kayseri’deki Uygur Türkleri Diasporası, Diyalektoloji, 2014, S. 9, s. 1-12. Oda TV, “Suriye’deki Türkmenlerin Türkiye’ye isyanı”, 4 Temmuz 2014, https://www.odatv4.com/analiz/suriyedeki-turkmenlerin-turkiyeye-isyani-0407141200-61263. Onur Can Saatçioğlu, “Türk Soylu Yabancıların Çalışma Haklarına İlişkin Ayrıcalıklı Sisteme Yeniden Bakış: Amaç ve Konu Yönünden Değişim Sorunu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2021, C. 70, S. 4, s. 1083-1130. Salimya Ganiyeva, “Türk Soylu Yabancıların Türkiye’de Çalışma Hakkı ve Uygulamada Karşılaştıkları Sorunlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Kasım-Aralık 2018, Sayı 139, s. 257-285. Sefa Şahin, “Türkiye, Kırım Tatar Türklerine Süresiz Oturum İzni Vermeye Başladı”, Anadolu Ajansı, 11 Ağustos 2022, https://www.aa.com.tr/tr/gundem/turkiye-kirim-tatar-turklerine-suresiz-ikamet-izni-vermeye-basladi/2658802. Sevilay Sonay Polat, Türkiye’nin Yeni Göç Yönetiminin Uyum Politikaları Bağlamında Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya, 2020. Sözcü, “AKP ve MHP bu kez de ‘Uygur Türkleri’ için gelen öneriye ‘hayır’ dedi”, 19 Ocak 2023, https://www.sozcu.com.tr/2023/gundem/akp-ve-mhp-bu-kez-de-uygur-turkleri-icin-gelen-oneriye-hayir-dedi-7562390/ (Erişim Tarihi: 17/04/2023). Star, ''Yok etme politikasına sürdürürlerse Türkiye'nin kapısını çalmaya devam edeceğiz'', 9 Aralık 2022, https://www.star.com.tr/politika/yok-etme-politikasina-surdururlerse-turkiyenin-kapisini-calmaya-devam-edecegiz-haber-1753793/. Suat Özçelebi, Bulgaristan’daki Türk Azınlığı Açısından Türk-Bulgar İlişkileri ve Göç Sorunu, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1991, İstanbul. Şevval Beste Gökçelik, “Ahıska Türkleri Meselesi Bağlamında Gürcistan-Türkiye İlişkileri”, Avrasya İncelemeleri Merkezi, 28 Aralık 2020, 2020/58, https://avim.org.tr/tr/Yorum/AHISKA-TURKLERI-MESELESI-BAGLAMINDA-GURCISTAN-TURKIYE-ILISKILERI#_ftn10. Şeyma Sağdıç, “Türk Soylu Yabancıların Çalıştırılabilmelerine İlişkin Kanun’un Eleştirisi: Yabancı Mı Yurttaş Mı?”, Ankara Barosu Dergisi, 2020, C. 78, S. 2, s. 78-99. Tamga Türk, “Erdoğan'a Oy Vermemek İçin 66 Sebep: 19-Uygur Türklerinin Soykırımcı ÇKP'ye İade Edilmesi,” 27 Mart 2023, https://www.tamgaturk.com/erdogan-a-oy-vermemek-icin-66-sebep-19-uygur-turklerinin-soykirimci-ckp-ye-iade-edilmesi/60135/ (Erişim Tarihi: 16/04/2023). Tamga Türk, “Freedom House Raporu: Türkiye Yurt Dışındaki Vatandaşlarını En Çok Hedef Alan 2. Ülke”, 07 Nisan 2023, https://www.tamgaturk.com/freedom-house-raporu-turkiye-yurt-disindaki-vatandaslarini-en-cok-hedef-alan-2-ulke/60579/ (Erişim Tarihi: 16/04/2023). Tamga Türk, “Türkiye'de Uygur Öğrenciler 1. Bölüm”, https://www.youtube.com/watch?v=YPp2rWT-sPA (Erişim Tarihi: 17/04/2023). Turkish News,” Türkiye’de Yaşayan Uygur Türklerinin Vatandaşlık Başvuruları Reddediliyor”, https://www.turkishnews.com/tr/content/2022/02/13/turkiyede-yasayan-uygur-turklerinin-vatandaslik-basvurulari-reddediliyor/. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.6458.pdf. https://www.youtube.com/watch?v=YPp2rWT-sPA Zeynep Korkmaz Ozan Önel, Uluslararası Hukukun Kapsamına Giren Bazı Kavramlar: Mülteci mi Muhacir mi? KAPDEM https://twitter.com/MHP_Bilgi/status/1376841110631374853?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1377168129265074180%7Ctwgr%5E49c1f29c78e6fa143d94068d5163d1db2cbcef02%7Ctwcon%5Es3_ ref_url=https%3A%2F%2Fwww.mepanews.com%2Fuygurlardan-mhpye-tepki-bizim-icin-ne-yaptiniz-43511h.htm

ID: 68a31026f66ab77e808ad244
Slug: turk-soylular-ve-turkiyenin-politik-tutumu-bolum-1
İçerik: 39094 karakter
5 Ekim 2023 00:00