
Türkiye ekonomisi son 20 yılda Irak Savaşı, Suriye İç Savaşı ve son olarak İran-İsrail gerilimi gibi üç büyük jeopolitik krizle karşılaştı. Her kriz, ekonomi için farklı şoklar ve tehditler yarattı: ihracat kayıpları, enerji fiyatlarındaki artış, göç baskısı ve artan belirsizlik ortamı. 2003’te yapısal reformlarla desteklenen bir program sayesinde ekonomik istikrar korunabilirken, 2011 sonrası uygulanan politikalar kırılganlığı artırdı. Bugün ise benzer risklerle karşı karşıya olan Türkiye’nin geçmiş deneyimlerinden ders çıkararak stratejik ve rasyonel adımlar atması gerekiyor. Yapısal reformlar, mali disiplin, Merkez Bankası bağımsızlığı ve güven artırıcı politikalar ekonomik satranç tahtasında doğru hamleleri yapmanın anahtarı olabilir. Çünkü bu oyunda taktiksel hatalar kolayca “şah” tehdidine dönüşebiliyor.
Temel bütçe büyüklüklerini kısıtlayan sayısal hedefler niteliğindeki mali kurallar son 20 yılda giderek yaygınlaşmıştır. Bu kapsamda dünyada 105 ekonomide en az bir adet mali kural uygulanmaktadır. Ancak, yasal olarak belirlenmiş açık bir mali kurala sahip olmayan Türkiye uluslararası uygulamalardan ayrışmaktadır. Bununla beraber, 2010 yılında mali kurala ilişkin bir yasa tasarısı meclis gündemine gelmişse de yasalaşmamıştır. Oysaki Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM) için yapılan çalışmada da gösterildiği gibi mali kural hayata geçmiş olsaydı özellikle 2016 yılından başlayarak bütçede gözlenen bozulmanın önüne geçilmesi mümkün olabilecekti. Bu çalışmada mevcut mali mevzuatta bulunan ve esas olarak mali kural niteliği olmayıp bütçe disiplinini sağlamayı öngören borçlanma limiti gibi düzenlemelerin sıklıkla geçici kanun maddeleriyle aşılıyor olması sürdürülemez bir sorun olarak eleştirilmektedir. Bu sorunu aşmak amacıyla olası bir kurallı ekonomiye geçiş durumunda uluslararası uygulamalara paralel olarak mali kuralın mali konseyle desteklenmesi yerinde olacağı bir kamu politikası önerisi olarak ortaya konmaktadır.