Kamu Politikaları
Yönetim Tasarımı / Reformu
Küresel Politika ve Uluslararası İlişkiler
Ekonomi ve Kalkınma
Teknoloji ve İnovasyon
Göç
Savunma ve Güvenlik
Kültür ve Sanat
Kitap İncelemeleri
Görüş Yazıları
Röportajlar
Ana Kadro
Ekibimizi Tanıyın
Yazarlar
Hakkımızda
Biz Kimiz?
İletişim
Bize Ulaşın
Kamu Politikası, Devlet Yönetimi ve Toplumsal Gelişim Merkezi (KAPDEM)
Bu makale Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası gelişen Rusya-Çin ilişkilerini ve 2022 yılında Rusya ile Ukrayna arasında başlayan ve süregelen Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Rusya ve Çin ilişkileri üzerindeki yapısal etkilerini incelemektedir. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, başlangıçta Şanghay İşbirliği Örgütü ve İyi Komşuluk ve Dostluk İşbirliği Anlaşması ile iki ülke arasındaki ilişkileri düzenlemek adına kurumsal bir çerçeve oluşturulmuştur. İlerleyen dönemde Rusya’nın Çin’e ihraç ettiği askeri teknoloji ile Çin, ordusunu modernize etmiş ve ekonomik, askeri güç ve teknoloji bakımından Rusya’nın önüne geçmeyi başarmıştır. Bu gelişmeler, Rusya’nın Çin ile ilişkilerini sorgulamasına itmiş ve iki ülke arasında halen devam eden ‘yapısal güvensizliklere’ neden olmuştur. Bu durum da iki ülke arasındaki ilişkilerin sınırlı kalmasına yol açmıştır. 2014 yılında Rusya’nın Kırım’ı ilhakı ile birlikte Rusya’ya Batı bloku tarafından uygulanan ambargolar Çin’e bir fırsat penceresi daha açmıştır. Bu dönemde Moskova, Pekin’e daha da bağımlı hale gelmiş ve Çin de doğrudan müdahil olmadığı ve dış söylemlerinde kullandığı “sözde tarafsızlık” politikasıyla Rusya’nın içinde bulunduğu durumdan avantaj sağlayarak çıkmıştır. 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte Rusya-Çin ilişkileri Çin lehine daha da asimetrik hale gelmiştir. Çin, Birleşmiş Milletler nezdinde “tarafsız” pozisyonunu korumuş ancak Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesinin sebebi olarak NATO’nun agresif şekilde genişleme tutumunu göstermekten de geri durmamıştır. 2022 Rusya-Ukrayna Savaşı, beraberinde birçok yeni ve kapsamlı yaptırımları da beraberinde getirmiştir. Bu yaptırımlar sonucunda Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi dramatik bir şekilde artarken ikili ticarette Yuan/Ruble kullanımı öne çıkmıştır. Bu dönemde Çinli şirketler sadece enerji sektöründe değil otomotiv, finans ve özellikle altyapıda Batılı devletlerden boşalan alanları hızlıca doldurmuştur. Çin, Rusya’ya daha önce de olduğu gibi doğrudan askeri yardımlardan kaçınsa da çeşitli teknolojiler ve drone’lar gibi dolaylı yardımlarla savaşı Rusya açısından daha sürdürülebilir kılmıştır. Bu dönemde Rusya ile Çin arasındaki ikili ilişkilerde Çin’in eli neredeyse (Rusya açısından) geri dönülemez şekilde güçlenmiş, Rusya adına artık “bölgesel rakibi” olan Çin’e ulaşma şansı kalmamıştır. Çin, Batı ile ekonomik ilişkilerini korurken Rusya’yı da kendine bağımlı hale getirmiş ve literatürde “küçük ortak” olarak nitelendirilen konuma çekilmesini sağlamıştır. Bu güç farkı Çin’in Rusya üzerindeki nüfuzunu tam anlamıyla pekiştirmiştir. Gelecek için öngörülen birkaç senaryodan en olası senaryo: Çin’in Rusya’yı ucuz enerji tedarikçisi ve jeopolitik olarak diğer ülkelere karşı kullandığı bir asimetrik modeldir. Bu ilişki, eşit bir ittifaktan ziyade pragmatik ve kriz odaklı bir ortaklık olarak görülmektedir.